Kategori: kitap

“Yaşasın Deniz” Halikarnas Balıkçısı

yaşasın denizHalikarnas Balıkçısı’nın Varlık yayınlarından Ocak 1954’de basılmış kısa hikayeler kitabı ismi “Yaşasın Deniz”.   Ege denizi insanını anlatıyor, denizcileri, balıkçıları, kaptanları süngercileri, tüccarları hatta yörükleri.  Oranın lehçesi ile konuşmalar aktarılmış.  Çok hoş.
Doğa tasvirleri ise muhteşem.  O bakir koyların çoğunda şimdi senede 15 gün kalınan beton yazlıklar veya kazulet oteller var.
Büyük usta Halikarnas Balıkçısı yada gerçek adı ile Cevat Şakir Kabaağaçlı Girit doğumlu ve Bodrum’da kalebentliğe mahkum oluyor.  Cezası bitince dönüp Bodrum’a yerleşiyor.  Ve o yılların Bodrumu’nu Egesini yazarak bizlere taşıyor.

Yeni baskısı var mı? Bilmiyorum.  Sahaflardan veya www.nadirkitap.com‘dan bulabilirsiniz.  Okumanızı tavsiye ederim.

 

Reklamlar

KİTAP: Denizden Gelen Kadın

denizden-gelen-kadind80314a17b138ef17f5d420a79fd241dTurgay Noyan tarafından derlenen DENİZDEN GELEN ADAM isimli kitap hakkında yorumlarımı daha önce yazmış idim.

Bu serinin 2. kitabı, Naviga yayınlarından 2010 yılında çıkmış. Turgay Noyan dahil farklı denizcilerin yaşadığı tehlikeli anlar ve bunlardan nasıl kurtulduklarını derlemiş.   Farklı olarak dalgıçların yaşadıkları enteresan anlar da var kitapta.  Mesela Hayırsız Ada’nın son şövalyesi ve ıssız adamlar gibi.  (Bu sayede Caddebostan Balıkadamlar Klübü hakkında az da olsa bilgi sahibi oluyoruz).
İlk kitap gibi bunu da tavsiye ederim.

Küba’yı Keşfederken “Mi Moto Fidel Motosikletle Egzotik bir Küba Gezisi”

mi motoKitap kapağı EGZOTİK dese de  REALİST demek daha doğru olabilirdi.
Yazar Christopher Baker Küba hakkında bilgili.  Bu sıradan bir motora bindik hoop Küba’dayız, gezisi değil.  Yıllar öncesinden planlanmış bir rotası ve yazarın politik görüşlerini de içeren bir keşif demek daha doğru olur.
Yazar 1994 yılında ülkeyi ziyaret ediyor. Daisy isimli bir “Havanero” ile ilişkisi gelişiyor. Herhalde bu sayede lokal hayatı iyice tanımaya başlıyor. Daisy ile evlenme noktasına kadar geliyorlar.

1995 Yılında Havana’ya art arda birkaç ziyaret yapıyor.
1996 Yılında Motosikletini Küba’ya götürüyor ve keşif başlıyor.  Keşif 60+30 gün sürüyor.
1997 ‘de kitap basılıyor.
1999’da Havana’ya 6 hafta geçirmek için geri dönüyor.  3 sene öncesine göre şehri değişmiş buluyor.  İzlenimleri detaylı yazmış.

1996 yılında fırtınalı bir havada keşif başlıyor.  İlk haftalar aslında oldukça neşeli de geçiyor.  Yazarın gece hayatına ve beşeri ilişkileri kitabı daha da renkli kılıyor.
İngiliz Yazar Küba devrimine saygı duyuyor ve Amerikan ambargosunu sert eleştiriyor.  Ama yollarda kilometresi arttıkça edindiği deneyimler ile ülkenin ambargo dışında sorunları olduğunu ilk ağızdan dinliyor görüyor.  Sorun gittikçe ağırlaşan yönetim. Buna karşın Kübalı’ların sonsuz yaşam enerjisi ona ümit veriyor diyelim.  Detaylar kolayca okunan bu kitapta.

Yazarın Küba le ilişkisi bu kitap ile sınırlı değil.  İlerleyen yıllarda (2003 ve 2006) arasında Küba Havana ve Küba’daki klasik Amerikan arabaları üzerine kitaplar yazdığını da not edelim.  Halen Küba’ya turlar düzenliyor. İsterseniz motosiklet turuna katılabilirsiniz.

Peki bu kitabı nerede bulabilirsiniz? Bendeki oldukça eski bir kopyası.  Halen raflarda olduğunu düşünmüyorum en azından görmedim.  Tavsiyem daha önce olduğu gibi www.nadirkitap.com olacak.
Motosiklet tutkunuz varsa zaten eliniz mecbur almalısınız.  Ama Küba’nın coğrafyası kadar sosyal yapısı ile de ilgileniyorsanız tavsiye ederim.

Kitap: Denizden Gelen Adam

denizden gelen v1Naviga Yayınlarından çıkan “yaşanmış deniz hikayeleri”, derleyen Turgay Noyan.  Turgay Bey üşenmemiş denizde yaşanan kurtarma kaza olaylarını derlemiş.  Yaşayanların ağzından anlatmış.  Her hikayenin sonunda da olayı yaşayan amatör denizciler ile tekneler hakkında güncel bilgileri aktarmış.

Adeta tarihi bir belge olmuş bu kitap.  Okuduktan sonra denizin disiplin ve eğitim gerektirdiğini net görüyor insan.  Tabi bir miktar korkuda ekleniyor düşüncelere.

Deniz ile az da olsa ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.

 

Özgürlüğün Öteki Adı, HANDUT, İpek Yolunda bir Türk Kızı!

handutOnlarca gezi kitabı okudum.  Çok azı beni bu kadar bağladı ve hızla okuyup bitirdim.  Zahide Hanım inanılmaz şekilde pek çoğumuzun göze alamayacağı güzergahlara tek başına gidiyor.  Akıl alır gibi değil.
Toplu taşıma ile seyahat ediyor. Otobüs, tren dolmuş usulü ortak araçlar, kamyon kasası gibi.   Uçak yok gibi. O yüzden sürekli yerel hak ile temas halinde.  Yerel lisanları da biliyor.  Çünkü akademik olarak tarihçi!
İstanbul Üniversitesi Radyo Yayıncılığı ve ODTÜ Tarih Bölümünden mezun oluyor.  Üstüne yaptığı doktora çalışmaları Sosyal Bilimler üzerine.   Nizari İsmaili’leri üzerine araştırma kitabı da var (ki okumak artık farz oldu).   Köy köy kasaba kasaba İran, Özbekistan, Kazakistan, Pakistan, biraz Çin ve ana hedefi olan Afganistan’ı tavaf ediyor. Ne şanslıyız ki bunları kitabında yazıyor.  Misafir edildiği evlerdeki insanlar ile olan diyalogları anıları çok güzel aktarıyor.
Bölgede yaşanan savaşların dikta rejimlerinin insanların hayatına nasıl etki yaptığını, yüzyıllardır geleneklerin belki de bu sebeple ne kadar kuvvetli yaşadığını okuyorsunuz.  Bir yerde klişe seyyahların bakış açılarının çok dışına çıkıyor, okurun Taliban’a olan bakışını bile sarsabiliyor.  (Taliban vize veriyor, ve Türk olduğu için hoş görü görüyor).
Evet insanoğlu çok değişik coğrafyalarda yaşıyor, üretiyor ve soyunu devam ettiriyor. Beklentileri kapitalist düzendeki insanların hırslı haris dünyalarından çok farklı.   Ve bu yüzden belkide çok daha zenginler.  Kapıları da emin olun çok daha fazla açık misafirlere.
Yazarın bu gezilerde bir sponsoru yok.  Son derece kısıtlı bütçeler ile bu yolculukları yapıyor.
Düşünüyorum da bu yolculuklar bir özel vasıta (cip veya enduro motor)  ile ve geniş bütçeler ile yapılsa asla bu anılar birikmez ve gidilen yerlerdeki insanlar ile kaynaşma olmazdı.  Keza yazar gibi tek başına değil de grup halinde seyahat edilmesi durumunda da.    Yani daha çok para ile izole seyahat etmek artık ne kadar mantıklıdır, siz karar verin?
Şehirli bir çok züppe (pardon ama öyle) binlece dolara en son enduro araçları alıp en fazla Şile’ye balık yemeye giderken Zahide Hanım sadece 850 Dolar ile Afganistan’a bir sürü ülke gezerek ve çok şey öğrenerek gidiyor.  Buna benzer tek bir örnek biliyorum ülkemizden.  Nadir Paksoy, kitabın adı “Yaş 21 Hayber Geçidi”.  Sene 1973 ve cebindeki para 100USD. Bakın bu kitap hala satılıyor ise bunu da alıp okuyun.  Geçen 50 yıl zarfında bölge nasıl dengesiz ve tehlikeli hale gelmiş insan üzülüyor.
Yazar sınır geçişlerinin her birini ayrıntılı yazmış. Ve bu sınırların politik siyasi olaylar ile nasılda kolay veya zor olduğunu okuyabiliyorsunuz.  Cesaret, merak ve öğrenmek herhalde Zahide Hanım’ı yönlendiren en büyük olgular.
Zahide Hanım’ın fotoğraf merakı var.  Umarım bir gün o fotoğraflarından bir sunum hazırlar.  İzlemeyi çok isterdim.
Gitmeye Cesaret dahi edemeyeceğimiz coğrafyalar hakkında üstelik tarihi bilgiler ve  karşılaştırmalar içeren bir kitap bu.  Olur ki sizlere de ilham verir.  En azında o coğrafyalarda yaşayan insanlar vehayatları hakkında bilgi edinmiş olursunuz.
Tavsiye etmek ne kelime mutlaka okuyun diyorum.

Türklerin Öteki Tarihi

türklerin öteki tarihiZorlayarak kitabı bitirdim.  Evet çok vakit ayıramadım, öte yandan kitapta kendine bağlamadı beni.
Ayşe Hür Hanım değişik coğrafyalarda yaşayan Türkler hakkında derlediklerini makaleler halinde yazmış.  Bunları da bu kitapta derlemiş.  İyi tarafı her makalenin sonunda kaynakça var.  Bu kaynakçalara ulaşarak daha detaylara inilebilir.
Öte yandan yazarın bariz politik görüşleri yer yer gereksiz şekilde öne çıkıp tarihi olayları izaha çalışıyor.  Bir yerde yapılan mezalimi anlatırken aniden önceki karşı mezalimi yazmaya başlamak gibi.  Buda tarafsız bakışı yani objektif olmayı bozuyor tabi.
Kitabın bir makaleler derlemesi olduğunu hatırlar,  ve kaynakçalar üzerinden ilerlerim derseniz edinmenizi önerebilirim.

Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları

girit-anilariÇetin Kent’in en son çıkan (Şubat 2017) “Bir Ege Macerası Kazancakis’in izinde” kitabını okudu iseniz bu ismi de hatırlarsınız.  Çetin Kent’in referans olarak bölümler aldığı bu kitabı sahaflardan buldum. Yazar Girit adasının nasıl Osmanlı egemenliğinden çıktığını ve sonrasında yaşananları anlatıyor.  Bu konuda yazdığı ve Istanbul’da TANİN

Gazetesinde yayınlanan mektupların derlendiği kitabı 1977 yılında basan ise Tercüman! 1001 Temel Eser adı altında çıkan kitaplardan biri.  Önsözü yazan Kemal Ilıcak!
Biraz araştırınca kitabın online sürümünü de buldum.  İsteyen okuyabilir.

Kısaca peki ne olmuş derseniz öncelikle kitabın giriş bölümünde verilen tarihçeye bakmak gerekir.  Osmanlı adaya 1533 yılında çıkar ama adanın tamamının fethi 1715 senesine denk gelir.
1830 yılında Yunan Krallığı kurulunca isyanlarda başlar. (Daha öncesinde Rus Çarı 1. Petro’nun bu yönde tahrikleri olduğunu da okuyoruz).
1864 Yılında 7 ada Yunanistan’a verilince Girit’teki isyanlarda artar.  Görevlendirilen Osmanlı Paşaları isyanları bastırmaya ve ahalinin katıldığı meclis kurmaya çalışırlar.  Asi Rumlar dağlara çekilir.  Yerel halk Yunanistan’a kaçmaya başlar. Asilere ada dışından para ve silah yardımı ile gönüllü katılımı başlar. Bu hiç yabancı gelmiyor değil mi?
Girit’ten Osmanlı askeri Ekim 1898’de (tarihe dikkat!) çekilmek zorunda kalır.
(Anlaşılan bu adaların hepsi Osmanlı zamanında ve 1. Dünya savaşından önce kaybedilmiş idi!).
Bundan sonra 4 garantör devlet (İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya) adada asayişi sağlamak için bir meclis kurulmasını vali atanmasını organize ederler.
Yazar bu dönemde yaşananları mektuplar ile anlatıyor. Tek bir Osmanlı Gemisinin dahi gelemediğini ve halkın kaderine terk edildiğini yazıyor.
Sonuçta kurulan mecliste çoğunluk Hristiyandır.  (Kitapta ırk din üzerinden yapılan yorumlarda genelde Rum=Hristiyan ve Türk=Müslüman ekseninde gidiyor). Alınan kararların yönünü tahmine temek zor değildir.  Yer yer köylerde Müslüman (Türk) ahali saldırıya uğrar.  Bu durumlar garantör (devleti muazzama!) konsoloslarına şikayet edilir.  Tabi sonuç pek değişmez.
Meclis silahlanma ve iltihak için kararlar alır bütçe çıkarır vergiler salar.  Nasıl oldu ise garantör devletler burada devreye girip ultimatom verirler!
Bu kadar özet yeter gerisi kitapta detaylı olarak var.
Aslında Kıbrıs’ta son anda engellenen oyunun bir benzerinin Girit’te oynandığını düşünüyorum.  Önce hakim güç adadan ayrılır, sonra garantör (kitapta hami veya devleti muazzama olarak anılıyor) devletler devreye girer.  Aldıkları kararlar ile sorunu büyütür ve çatışma noktasına getirirler. 2 toplum düşman olur sorunlar yıllar boyu sürer gider.
Günümüzde olanları anlamak için okumanızı öneririm.

“İRFAN KİPMAN” hakkında ek bilgiler

İrfan Kipman ve motosiklet ile dünya seyahati hakkında daha önce yazmış idim.  Yaptığı gezi ve hayatı hakkında araştırma yaparken bakın ne buldum.
Kaynak, bir mezat sitesi. Orijinal metin aşağıda.
İrfan Bey oldukça renkli bir hayat yaşamış.
1940 – 1950 yılları arasında müzik ile uğraşmış. Tango söylemiş.  Tango Notaları kitabı yayınlamış.  Orkestra kurup Amerika’da turlamış.  Amerika’nın sesi radyosunda program hazırlayıp sunmuş.
1950’li yıllarda Eşi İrma ile Washington’a taşınmışlar. Müzisyenliğin yanına radyoculuğu ve tercümanlığı eklemiş. Yazıya göre motosiklet ile yaptığı dünya turunu dökümante etmiş. Yukarıda bu geziye başlarken Dolmabahçe önünde görülüyor.  Dökümante ettiği bu gezi hakkında fotoğraf, resim belki de film bulmak bakalım mümkün olacak mı?
Ve Türkiye’den çini seramik almaya koleksiyona başlamış.Yazıya göre servis dışına çıkarılmış bir Amerikan Savaş Gemisini satın alarak, topladığı bol miktarda çiniyi ABD’ye taşımış.  Gene yukarıda Türk Süsleme Sanatı isimli bir sergide çekilmiş fotoğrafı var.
1960’lı yıllarda Malaga’Ya taşınmışlar.  1988 yılında ölene dek Malaga’da yaşamış.
Bu gizemli gezgin hakkında bakalım başka detay ne bulabileceğiz.  1949 yılında böyle bir geziyi düşünüp hayata geçirmek takdir edilmesi gereken bir hareket.  O yıllarda ki dünya ise bugün artık yok.  Ne enteresan bir çok ülkeye gitmek savaş gibi sebepler sonucu artık mümkün değil.  İrfan Bey’in bu hatıratı hakkında bilgisi olanlardan tekrar yardım rica ediyorum.

Irfan Kipman (1919-88) was born in Istanbul in 1919 to a wealthy mercantile family. He studied languages, reputedly speaking nine fluently. He studied journalism, and composed music, publishing tangos in the 1940s-50s. He was an accomplished accordion player and toured the USA with a band of fellow Turkish musicians. He studied and collected both antique and contemporary Turkish ceramics, and was considered a connoisseur in this field. In the late 1940 Irfan was offered a position with The Voice of America, the US radio station, where he directed and hosted his own radio program from Turkey. In the 1950s, he and his wife Irma moved to Washington D.C., where he worked both as a journalist and translator, whilst touring as a musician. In 1950 he did a very well known and documented world tour on his Harley Davidson motorcycle. He regularly travelled back and forth between the U.S.A. and Turkey where he regularly purchased large quantities of tiles and tile mural panels which he took back to the US to decorate his home and those of his Turkish friends. Due to the huge quantity of tiles that he had acquired in Turkey, Irfan purchased a surplus naval vessel from the US Navy (c. 1949), which he personally sailed to the US loaded with crates of tiles. Irfan retired to Malaga in Spain in the 1960s, where he lived until his death in 1988.”

“Bir Ege Macerası” Kazancakis’in izinde

Çetin Kent ismini yelken dünyasında bir çok kişi bilir.  İlk kitabı “Sarıldım Minik Teknemin Halatına” yazarın deniz ile yelken ile tanışmasının çok samimi ifadesidir.  Deniz ile ilgileniyorsanız mutlaka okumalısınız.
cetin-kentk_983623683452606Yazarın yeni kitabı  “Bir Ege Macerası” Şubat 2017’de Naviga yayınlarından çıkmış. Boat Show’da gördüm ve derhal aldım.  Bu kitapta Kazancakis’in izinden Yunanistan’a yapılan gezi anıları var. Uçak ve feribot ile yapılan gezide yelken yok. Ama çok daha fazlası var.
Yazar gezdiği yerlere ait tarihi bilgileri  çok güzel aktarıyor.  Mesela Persler ile yapılan savaşta direnen Sakız adası savaşçılarını okuyoruz. Girit’in son dönemlerinde yaşananları Tahmisci-zade Mehmet Macid’in ağzından dinliyoruz.  Osmanlı’nın tek bir gemi gönderse elinde tutacağı adayı nasıl kaybettiğini okuyoruz.  Ve tabi Averoff zırhlısını öğreniyoruz.
Azra Erhat, Halkarnas Balıkçısı ve düşüncelerini okuyoruz.
Kazancakis’in baba evine gidiyoruz ki söz konusu evi Girit’li taksi şoförü dahi bilmiyor.  Hatta karşılaştığı kimi Yunanlılar Kazancakis’i tanımıyor!
Bu basit bir gezi kitabı değil.  Aynı zamanda tarihe yapılan kısa bir yolculuk.  Unutmayalım ki yazar sırt çantasında bir sürü kitap ile bu geziye çıkmış!
Tavsiyem Zorba filminin müziği eşliğinde bu kitabı okumanız.
Güncelleme:  Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları isimli kitabını sahaflardan buldum.  Notlar için tıklayınız.

“Anadolu ve Ermenistan’a Yolculuk” Antonie Olivier

anadolu-yolculuk0000000699974-1

Kitabın kapağında yazan bu.  Merak edip aldım ve okudum.  Yazar İstanbul’dan başlayıp at sırtında Diyarbakır’a gidiyor. Oradan kuzeye yönelip Trabzon’a varıyorlar.  Gemi ile İstanbul’a geri, dönüyorlar. At sırtında karadan yaptıkları yolculuları 93 gün sürüyor.

Balkan ve Rus savaşlarında yenilgi ile çıkmış Osmanlı idaresi hakkında yazılanlar çok ağır. Geçtikleri şehir kasaba ve köyler hakkında da yazılanlar felaket.  Kısaca özetlemeye çalışır isem;
Yazar geçtikleri bölgelerde padişahın fermanını sunuyor ve yanına eşlik etmesi için asker veriliyor.  Konuştukları Osmanlı Vali ve benzeri yöneticiler sürekli değiştikleri için bölgeye hakim olamadıkları görüşünde.  Askerlere maaşları verilmediği için bir kısmı görevlerini savsaklıyor.
Bölgede misyonerler aktif.  En ücra köşelerde bile çalışan Amerikalı misyonerler var. Yazar bunları öve öve bitiremiyor.
Türk köylü kasabalı şehirliye demediği kalmamış.
Bölgede yaşayan Rum ve Ermenilerde yazarın gazabına uğruyorlar.  Pis olduklarından başlayıp cahilliklerine kadar yazmadığı kalmamış.
Balkanlar ve Kafkaskardan gelen Türkmen ve Tatar göçmenlerde nasiplerini alıyorlar.  Eskişehir yöresinde Türkmenler için hırsız yağmacı nitelemesini kullanırken Urfa civarında onlar için olumlu sözler kullanıyor.  Ne oldu da görüşü değişti meçhul.
Tatarlar için genelde olumlu sözler sarf ediyor.  Nasıl oldu ise onlar çalışkan ve geldikleri yere uyum sağlayan emekleri ile katkı yapanlar nitelemesinde bulunmuş.
Kürt köyleri ve ahalisi için yazdıklarını lütfen kitaptan okuyun.
Osmanlı Paşalarının çoğu için ise alkolik rüşvet alan ve sürekli yerleri değişen yöneticiler görüşünde.
Yazara göre Osmanlı askeri için ise mert savaşcı, ama üstlerinin cephede hata yaptıklarını düşünüyorlar demiş.
Ve kitapta sürekli tekrarlanan, yerel halkın İngilizlerin gelip yönetimi devir almalarını hayal ettiği yönünde bir görüş var.  Bu devamlı tekrar ediliyor.
Yazar kitabın son kısmında ise İngiltere’nin kesinlikle karışmamasını öneriyor. Bırakalım ne halleri varsa görsünler görüşünde.
Burada duralım.  Peki bu kitabı kim yazmış? Yani Yazar KİM?
Demir yolu Mühendisi olduğu iddia edilen Henry C. Barkley.
1857 ile 1896 yılları arasında Bulgaristan’da yaşadığı kitabın girişinde yazıyor.
Ben kendisi hakkında bir tek aşağıdaki kısa linki buldum.
https://en.wikisource.org/wiki/Author:Henry_Charles_Barkley

Peki kitabın kapağında ismi geçen Antonie Olivier kim?   Kitabın ön sözünde künyesinde hiçbir yerinde bahsedilmemiş. Yalnızca kapakta ismi var o kadar.

Amazon üzerinden yazar adı ile yaptığım araştırmada ise bu kitabın orjinaline rastladım. 1891’de basılmış, en azından kapağında Antonie Olivier’in ismi yok.  Yazar Bulgaristan hakında da kitaplar yazmış. Hatta çocuklar için okul kitabı da yazmış.  Buradan hareket ile Henry C Barkley nam yazarın Balkanlar ve Anadolu hakkında bilgi sahibi olduğu düşünülebilir.
Amazon’daki kitap

Daha önce aşağıdaki kitabı okumuş ve blogda duyurmuş idim.  Bir yerde her iki kitapta Osmanlı’nın son yıllarını özetliyor.  Alınacak dersler var.  Hele de günümüzde.
20. Yüzyılın başında Makedonya

Bir yerde aklıma halen bir çok Orta Doğu, Kafkas ve Afrika ülkelerinde görev yapan Türk mühendisler geliyor. Ne dersiniz onlarda bu şekilde izlenimlerini yazsalar, fena mı olurdu.