Yazar: burakcd

Küba’yı Keşfederken “Mi Moto Fidel Motosikletle Egzotik bir Küba Gezisi”

mi motoKitap kapağı EGZOTİK dese de  REALİST demek daha doğru olabilirdi.
Yazar Christopher Baker Küba hakkında bilgili.  Bu sıradan bir motora bindik hoop Küba’dayız, gezisi değil.  Yıllar öncesinden planlanmış bir rotası ve yazarın politik görüşlerini de içeren bir keşif demek daha doğru olur.
Yazar 1994 yılında ülkeyi ziyaret ediyor. Daisy isimli bir “Havanero” ile ilişkisi gelişiyor. Herhalde bu sayede lokal hayatı iyice tanımaya başlıyor. Daisy ile evlenme noktasına kadar geliyorlar.

1995 Yılında Havana’ya art arda birkaç ziyaret yapıyor.
1996 Yılında Motosikletini Küba’ya götürüyor ve keşif başlıyor.  Keşif 60+30 gün sürüyor.
1997 ‘de kitap basılıyor.
1999’da Havana’ya 6 hafta geçirmek için geri dönüyor.  3 sene öncesine göre şehri değişmiş buluyor.  İzlenimleri detaylı yazmış.

1996 yılında fırtınalı bir havada keşif başlıyor.  İlk haftalar aslında oldukça neşeli de geçiyor.  Yazarın gece hayatına ve beşeri ilişkileri kitabı daha da renkli kılıyor.
İngiliz Yazar Küba devrimine saygı duyuyor ve Amerikan ambargosunu sert eleştiriyor.  Ama yollarda kilometresi arttıkça edindiği deneyimler ile ülkenin ambargo dışında sorunları olduğunu ilk ağızdan dinliyor görüyor.  Sorun gittikçe ağırlaşan yönetim. Buna karşın Kübalı’ların sonsuz yaşam enerjisi ona ümit veriyor diyelim.  Detaylar kolayca okunan bu kitapta.

Yazarın Küba le ilişkisi bu kitap ile sınırlı değil.  İlerleyen yıllarda (2003 ve 2006) arasında Küba Havana ve Küba’daki klasik Amerikan arabaları üzerine kitaplar yazdığını da not edelim.  Halen Küba’ya turlar düzenliyor. İsterseniz motosiklet turuna katılabilirsiniz.

Peki bu kitabı nerede bulabilirsiniz? Bendeki oldukça eski bir kopyası.  Halen raflarda olduğunu düşünmüyorum en azından görmedim.  Tavsiyem daha önce olduğu gibi www.nadirkitap.com olacak.
Motosiklet tutkunuz varsa zaten eliniz mecbur almalısınız.  Ama Küba’nın coğrafyası kadar sosyal yapısı ile de ilgileniyorsanız tavsiye ederim.

Pancar Motor

Pancar Motoru tanır mısınız?  Benim ilk tanışmam yıllar önce Kırka’da biraz da mecburiyetten oldu.  Düşünün yaylada motosiklet festivali organize eden bir organizasyonun parçasınız.  Tabi yaylada elektrik yok.  Size çalışır diye getirilen dev asa dizel jeneratörün kontrol panosu arızalı.  Akşama konser var. Moğollar!  Belediye başkanı ile o an faal olmayan bir benzin istasyonundan dizel jeneratörü aldık ve kurduk.  Çok basit bir yapısı var, ve tank gibi sağlam.  Bu bir pancar motordu.  Durdurma düğmesi filan yok.  Yakıtı kestik de anca durdu.  Organizasyonu kurtardık o basit motor-jeneratör ile.
Daha sonra pancar motor kapandı, daha doğrusu iflas etti.  Bakın hikayesi aşağıda
PANCAR MOTORDA NE OLDU

İbret alınacak bir durum bu.  Okuyun okutun!

 

 

Kitap: Denizden Gelen Adam

denizden gelen v1Naviga Yayınlarından çıkan “yaşanmış deniz hikayeleri”, derleyen Turgay Noyan.  Turgay Bey üşenmemiş denizde yaşanan kurtarma kaza olaylarını derlemiş.  Yaşayanların ağzından anlatmış.  Her hikayenin sonunda da olayı yaşayan amatör denizciler ile tekneler hakkında güncel bilgileri aktarmış.

Adeta tarihi bir belge olmuş bu kitap.  Okuduktan sonra denizin disiplin ve eğitim gerektirdiğini net görüyor insan.  Tabi bir miktar korkuda ekleniyor düşüncelere.

Deniz ile az da olsa ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.

 

Tecrübe sonsuz bir süreçtir.

Motor titremeye başladı.  Uzak bir köydeki gariban benzinciden depoyu dolduralı henüz 5 km olmamış idi.  Geçer dedik.
Geçmedi.  Titremeler arttı. ABS lambası yanmaya (ABS devre dışı) başladı.  Motor sarsılıyor gaz kesiyor hatta stop ediyordu.  Bir benzinciden alınan benzin katkısı da fayda etmedi.

Hava kararmaya başladı.  Karanlıkta titremeler ile birlikte ön farın da sönüp yandığı fark edildi. İlk ciddi benzinci de depodaki benzin hortum ile emildi ve boşaltıldı.  Yeni benzin alındı.  Sorun 35km daha sorun devam etti ve bitti.

Takiben otoyolda geçen son 30km sorun yoktu. Ta ki otoyoldan çıkıncaya dek.  Tekrar hafif silkinmeler başladı.  Ertesi günü test ederiz geç oldu dedik.

Pazar günü kısa yol testi sırasında;
– ABS ilk  km kadar devrede kalıyor daha sonra devre dışı oluyordu.  Bu sırada sert frenleme ile test edildi. ABS’nin önce devrede olduğu daha sonra se çıktığı (ve arka tekerin kaydığı) gözlendi.
– Motor gene az da olsa silkeliyordu.
Depodaki benzin artık temiz olduğuna göre aklıma kötü senaryolar gelmeye başladı.
Servisten biri ile telefonda konuşuldu, ilk defa böyle bir şey duyduklarını söyleyen teknisyen servise gelin dedi.  Enteresan olan bu esnada EFI yani enjeksiyon ikazı hiç yanmadı.

Pazartesi sabahı motor servise götürüldü.  Sorun anlatılınca herkesin yüzü düştü, tabi benimde!
Esengül Honda Ali Bey motoru lifte aldırıp direk aküyü söküp bakın dedi.  Ben anlamaya çalışırken akü negatif kutup başının gevşediği ortaya çıktı.
Yani akü saniye bazında kesiyor, enjeksiyon devre ve ABS devre dışı kalıyor, ön farlar yanıp sönüyordu. Sarsıntıda tekrar kontak sağlanınca motor toparlıyor ve bu böyle sürüp gidiyordu. Otobanda düz asfaltta titreşim en alt düzeyde olduğu için sorun o an kesiliyordu.
Akü başları ince zımpara ile temizlenip takıldı ve sorun anında bitti!

Demek ki neymiş?
1-Battery tender takma için sökülen akü adam gibi takılacakmış!
2- Ön yargılı olunmayacak eldeki tüm veriler değerlendirilecekmiş!  Ben benzine taktığım için diğer verileri (ön farın yanıp sönmesi, EFI’nin yanmaması) göz ardı ettim.

İyi sürüşler herkese

 

 

 

F800GS Satıldı!

f800gs SOLDEveet F800GS yeni sahibine kavuştu.  Malum satış sitesi * üzerinden alıcısını buldu.  Burada edindiğim tecrübeleri kısaca paylaşmak isterim.

ALICI iseniz;

  • Ucuz etin yahnisi yavan olur diye bir atalar sözü var. Anlamanı burada yazmıyorum, bir zahmet öğreniverin.
  • Fiyatı öldürmek için teklif ettiğiniz rakamlara dikkat edin. Satıcı bu ölü fiyatı kabul ederse büyük bir ihtimal ile sorunlu motor alıyorsunuz.  Satıcıda sizin gibi diğer ilanlara bakıyor ve piyasa fiyatlarını biliyor.  100 birim değer biçtiği motora gelen mesela 80 birim fiyatı neden kabul ediyor?  Veya muadilleri 100 birim olan bir motora neden 80 fiyat biçiyor?  Bir düşünün.
    Kısaca ölmüş eşek aramayın bulabilirsiniz, elinizde kalır!
  • Bir zahmet motoru görüp pazarlık yapın. Ucuz ise alırım mantığı ile alacağınız sorunlu motor size bakım ve tamir masrafları olarak geri dönecektir.  Hafta sonlarınızı ustalar ile geçirmeye hazır mısınız?
  • “Getirin ustam motoru görsün” demeyin ustanızı alıp da getirin ve işi hızla bitirin. Yoksa kaçan balık büyük olur.

Nitekim mantıklı bir teklif ile gelip motoru görüp kaporasını veren alıcı malı kaptı.  Üzerine 5 alıcı daha aradı ve ille de alalım diye ısrarcı oldular.  Kaparo verelim, hemen yola çıkalım (şehir dışından)  diyerek hala pazarlık etmek isteyenler de oldu.  Peki, ama neden?

Fiyat düşsün diye beklemenin mantığı yok ciddi alıcı iseniz bütçenizi belirleyin ve buna uyan motorları  gidip görün, işi bitirin.  Ondan sonra yok efendim bu benim hayallerimin motoru ille de bana satın diye uzatmayın.

Son olarak kaporasının alındığı malum sitede* yazan motor için telefon edip “Motor duruyor mu?” diye ukalalık etmeyin, komik oluyorsunuz. Benden söylemesi.

* sahibinden.c*m

Özgürlüğün Öteki Adı, HANDUT, İpek Yolunda bir Türk Kızı!

handutOnlarca gezi kitabı okudum.  Çok azı beni bu kadar bağladı ve hızla okuyup bitirdim.  Zahide Hanım inanılmaz şekilde pek çoğumuzun göze alamayacağı güzergahlara tek başına gidiyor.  Akıl alır gibi değil.
Toplu taşıma ile seyahat ediyor. Otobüs, tren dolmuş usulü ortak araçlar, kamyon kasası gibi.   Uçak yok gibi. O yüzden sürekli yerel hak ile temas halinde.  Yerel lisanları da biliyor.  Çünkü akademik olarak tarihçi!
İstanbul Üniversitesi Radyo Yayıncılığı ve ODTÜ Tarih Bölümünden mezun oluyor.  Üstüne yaptığı doktora çalışmaları Sosyal Bilimler üzerine.   Nizari İsmaili’leri üzerine araştırma kitabı da var (ki okumak artık farz oldu).   Köy köy kasaba kasaba İran, Özbekistan, Kazakistan, Pakistan, biraz Çin ve ana hedefi olan Afganistan’ı tavaf ediyor. Ne şanslıyız ki bunları kitabında yazıyor.  Misafir edildiği evlerdeki insanlar ile olan diyalogları anıları çok güzel aktarıyor.
Bölgede yaşanan savaşların dikta rejimlerinin insanların hayatına nasıl etki yaptığını, yüzyıllardır geleneklerin belki de bu sebeple ne kadar kuvvetli yaşadığını okuyorsunuz.  Bir yerde klişe seyyahların bakış açılarının çok dışına çıkıyor, okurun Taliban’a olan bakışını bile sarsabiliyor.  (Taliban vize veriyor, ve Türk olduğu için hoş görü görüyor).
Evet insanoğlu çok değişik coğrafyalarda yaşıyor, üretiyor ve soyunu devam ettiriyor. Beklentileri kapitalist düzendeki insanların hırslı haris dünyalarından çok farklı.   Ve bu yüzden belkide çok daha zenginler.  Kapıları da emin olun çok daha fazla açık misafirlere.
Yazarın bu gezilerde bir sponsoru yok.  Son derece kısıtlı bütçeler ile bu yolculukları yapıyor.
Düşünüyorum da bu yolculuklar bir özel vasıta (cip veya enduro motor)  ile ve geniş bütçeler ile yapılsa asla bu anılar birikmez ve gidilen yerlerdeki insanlar ile kaynaşma olmazdı.  Keza yazar gibi tek başına değil de grup halinde seyahat edilmesi durumunda da.    Yani daha çok para ile izole seyahat etmek artık ne kadar mantıklıdır, siz karar verin?
Şehirli bir çok züppe (pardon ama öyle) binlece dolara en son enduro araçları alıp en fazla Şile’ye balık yemeye giderken Zahide Hanım sadece 850 Dolar ile Afganistan’a bir sürü ülke gezerek ve çok şey öğrenerek gidiyor.  Buna benzer tek bir örnek biliyorum ülkemizden.  Nadir Paksoy, kitabın adı “Yaş 21 Hayber Geçidi”.  Sene 1973 ve cebindeki para 100USD. Bakın bu kitap hala satılıyor ise bunu da alıp okuyun.  Geçen 50 yıl zarfında bölge nasıl dengesiz ve tehlikeli hale gelmiş insan üzülüyor.
Yazar sınır geçişlerinin her birini ayrıntılı yazmış. Ve bu sınırların politik siyasi olaylar ile nasılda kolay veya zor olduğunu okuyabiliyorsunuz.  Cesaret, merak ve öğrenmek herhalde Zahide Hanım’ı yönlendiren en büyük olgular.
Zahide Hanım’ın fotoğraf merakı var.  Umarım bir gün o fotoğraflarından bir sunum hazırlar.  İzlemeyi çok isterdim.
Gitmeye Cesaret dahi edemeyeceğimiz coğrafyalar hakkında üstelik tarihi bilgiler ve  karşılaştırmalar içeren bir kitap bu.  Olur ki sizlere de ilham verir.  En azında o coğrafyalarda yaşayan insanlar vehayatları hakkında bilgi edinmiş olursunuz.
Tavsiye etmek ne kelime mutlaka okuyun diyorum.

Husqvarna Peryodik Bakım

Uzun süredir Husky’yi ihmal ettim.  Aküsünü ara şarj etmekten başka hiç ilgilenemedim.  Eh bugün önce aküyü şarja taktım.  Sanırım 2009 model akü artık pek şarj tutmuyor. Daha sık bakım yapmalı idim.  Bir şekilde kolaylıkla çalıştı.  Tipik silindirin önündeki atık yağları yaktı önce.  Sonra tamam.  Stop etmeme rağmen biraz itince kolaylıkla çalıştı motor.
Benzinciden tedarik edilen Castrol yağ ile (motor soğuduktan sonra) işe giriştim.  Bu motoru sehpaya tek başına almak  o kadar kolay ki!  Karterin altında 2 tapa var.  Önce bunları söktüm biraz bekledim.  Yağ iyice kesilince önce yağ filtresinin kapağını açtım.  Buradan biraz daha yağ döküldü.  Takiben motorun sol tarafındaki çelik filtre kapağını söktüm ve çıkardım.  Buradan da biraz yağ döküldü. Aslında bir çelik filtre daha var.  Bunun için motorun sol kapağını sökmek gerek.  Bununla uğraşmadım.
Yapılan kontrollerde;
– Yağ tapasının mıknatısında biraz krem gibi yağ vardı ama metal parça yoktu.
– Çelik filtrede takılı bir parça yoktu.  Bunlar iyiye işaret tabi.
Elimdeki yedek HİFLO yağ filtresini taktım.   WD40 ile temizledikten sonra alt tapaları ve çelik filtreyi yerine taktım.
Motor 1.2 litre gibi yağ aldı.
Tüm bu işler 1 saatimi dahi almadı.  Tek silindirin bu kolaylığını ve basitliğini çok seviyorum.
Açıkça fotoğraf çekmedim ama isterseniz aşağıdaki linklere TE ve SM 610 için güzel ipuçları var.
Bu filmde TE sanırım 2009 öncesi zira 2. çelik filtre dışarda. İzleyin.
Burada SM yani süper moto modelinin yağ değişimi var.  Blok aynı izleyin.

 

Türklerin Öteki Tarihi

türklerin öteki tarihiZorlayarak kitabı bitirdim.  Evet çok vakit ayıramadım, öte yandan kitapta kendine bağlamadı beni.
Ayşe Hür Hanım değişik coğrafyalarda yaşayan Türkler hakkında derlediklerini makaleler halinde yazmış.  Bunları da bu kitapta derlemiş.  İyi tarafı her makalenin sonunda kaynakça var.  Bu kaynakçalara ulaşarak daha detaylara inilebilir.
Öte yandan yazarın bariz politik görüşleri yer yer gereksiz şekilde öne çıkıp tarihi olayları izaha çalışıyor.  Bir yerde yapılan mezalimi anlatırken aniden önceki karşı mezalimi yazmaya başlamak gibi.  Buda tarafsız bakışı yani objektif olmayı bozuyor tabi.
Kitabın bir makaleler derlemesi olduğunu hatırlar,  ve kaynakçalar üzerinden ilerlerim derseniz edinmenizi önerebilirim.

Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları

girit-anilariÇetin Kent’in en son çıkan (Şubat 2017) “Bir Ege Macerası Kazancakis’in izinde” kitabını okudu iseniz bu ismi de hatırlarsınız.  Çetin Kent’in referans olarak bölümler aldığı bu kitabı sahaflardan buldum. Yazar Girit adasının nasıl Osmanlı egemenliğinden çıktığını ve sonrasında yaşananları anlatıyor.  Bu konuda yazdığı ve Istanbul’da TANİN

Gazetesinde yayınlanan mektupların derlendiği kitabı 1977 yılında basan ise Tercüman! 1001 Temel Eser adı altında çıkan kitaplardan biri.  Önsözü yazan Kemal Ilıcak!
Biraz araştırınca kitabın online sürümünü de buldum.  İsteyen okuyabilir.

Kısaca peki ne olmuş derseniz öncelikle kitabın giriş bölümünde verilen tarihçeye bakmak gerekir.  Osmanlı adaya 1533 yılında çıkar ama adanın tamamının fethi 1715 senesine denk gelir.
1830 yılında Yunan Krallığı kurulunca isyanlarda başlar. (Daha öncesinde Rus Çarı 1. Petro’nun bu yönde tahrikleri olduğunu da okuyoruz).
1864 Yılında 7 ada Yunanistan’a verilince Girit’teki isyanlarda artar.  Görevlendirilen Osmanlı Paşaları isyanları bastırmaya ve ahalinin katıldığı meclis kurmaya çalışırlar.  Asi Rumlar dağlara çekilir.  Yerel halk Yunanistan’a kaçmaya başlar. Asilere ada dışından para ve silah yardımı ile gönüllü katılımı başlar. Bu hiç yabancı gelmiyor değil mi?
Girit’ten Osmanlı askeri Ekim 1898’de (tarihe dikkat!) çekilmek zorunda kalır.
(Anlaşılan bu adaların hepsi Osmanlı zamanında ve 1. Dünya savaşından önce kaybedilmiş idi!).
Bundan sonra 4 garantör devlet (İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya) adada asayişi sağlamak için bir meclis kurulmasını vali atanmasını organize ederler.
Yazar bu dönemde yaşananları mektuplar ile anlatıyor. Tek bir Osmanlı Gemisinin dahi gelemediğini ve halkın kaderine terk edildiğini yazıyor.
Sonuçta kurulan mecliste çoğunluk Hristiyandır.  (Kitapta ırk din üzerinden yapılan yorumlarda genelde Rum=Hristiyan ve Türk=Müslüman ekseninde gidiyor). Alınan kararların yönünü tahmine temek zor değildir.  Yer yer köylerde Müslüman (Türk) ahali saldırıya uğrar.  Bu durumlar garantör (devleti muazzama!) konsoloslarına şikayet edilir.  Tabi sonuç pek değişmez.
Meclis silahlanma ve iltihak için kararlar alır bütçe çıkarır vergiler salar.  Nasıl oldu ise garantör devletler burada devreye girip ultimatom verirler!
Bu kadar özet yeter gerisi kitapta detaylı olarak var.
Aslında Kıbrıs’ta son anda engellenen oyunun bir benzerinin Girit’te oynandığını düşünüyorum.  Önce hakim güç adadan ayrılır, sonra garantör (kitapta hami veya devleti muazzama olarak anılıyor) devletler devreye girer.  Aldıkları kararlar ile sorunu büyütür ve çatışma noktasına getirirler. 2 toplum düşman olur sorunlar yıllar boyu sürer gider.
Günümüzde olanları anlamak için okumanızı öneririm.

Geri Kazanım (recycling) ile aranız nasıl? Yurt dışından yaratıcı fikirler!

Evden çıkan çöpünüzde gazete, konserve, plastik ve cam var mı?  Bir düşünün, olmaması gerekli.  Evde iş yerinde basit önlemler ile geri kazanım mümkün.  Çevre ve ülke içinde çok gerekli. Düşünmeden çöpe attığımız tonlarca malzeme aslında ekonomik değer taşıyor.  Ön ayrıştırma ile çevreyi koruyarak katkıda bulunmak bizim elimizde.
Her tür kağıt karton ve gazete için belediyelerin koyduğu bir çok geri dönüşüm kutusu konteyneri var.  Hele kağıt için sokaklarda sürekli turlayarak kağıt toplayanlarda var.  Unutmayın çöpe attığınız gazete ıslanarak geri kazanılamaz hale geliyor.  Ve Türkiye yurt dışından hurda kağıt ithal ediyor! Evet yanlış okumadınız geri kazanım konusunda duyarlı olmadığımız için yurt dışında üste para verip hurda kağıt ithal ediyoruz.
Metal ve plastikler içinde durum aynı.  Lütfen ayrıştırın.  Bunları özel çöp kutularına atabilirsiniz. Veya belediyeniz ile görüşün geri dönüşüm için bazı günler özel toplama yapıyor da olabilirler.
Gelelim cam şişelere. Geliri Darülaceze’ye giden camın ülkemizde geri kazanım oranı %25 imiş.  Mutlaka mahallenizde cam kumbarası vardır.  Lütfen üşenmeyin ve cam şişeleri  bu kumbaralara atın.
Bakın cam şişeler için farklı bir çözüm de Yeni Zelanda’da geliştirilmiş.  Bu makine camı kum haline getiriyor. Bu sayede plajlardan kum çekilmesinin de önüne geçilmiş oluyor.

glass