Yazar: burakcd

Eurolaegue Finalleri: Zamanlama Herşeydir

Tüm sezon çalış ve 2 yenilgi ile Euroleage finallerine gel.  Tüm takımları içerde dışarıda yen. Domine et! Tartışılmaz şekilde finale kal!  Ve finalde madara ol.  4.lükle geri gel.
Ee ne oldu?
– Efendim sakatlar vardı.
Laverne Ocak ayından bu yana sakat.  Buna bir tek Datome eklendi.
Peki neden? Sürekli dar kadro ile mücadele etmek oyuncuları yıpratmış olabilir mi? Neden çözüm olacak önlemler alınmadı idi?   İlk eleme maçında sahada mücadele edemeyen bir Fenerbahçe vardı. Oyuncular nerede ise kaybetmeyi kabul etmiş gibi idiler. Bir gün önce baş antrenör TV röportajında bu yalnızca bir maç derken bunu mu kast ediyordu.

Amaç şampiyon olmak ise uzun soluklu bir strateji geliştirmek gerekiyor.  Enerjiyi son final maçlarına taşımak ve geniş kadro ile oynamak gerekiyor. Erken forma girip yıpranan Fenerbahçe finalde işte bu yüzden 4. olmakla yetindi.  Ders almak lazım

Bir sözümde Galatasaray’ı Kaptan iken bırakıp giden Turgay’a.  Fenerbahçe’ye geçme sebebi olarak kariyer planlamasında Euroleague olduğunu söylemiş idi.  Fener’in nerede ise tüm Euroleague maçlarını seyrettim.  Kaç maçta oynayabildi Turgay?  Efes’e elenirken de kenarda “kaybetmeyi seyretti”. Bravo güzel kariyer planı oldu.  Adam gibi para için geçtim desene.  Galatasaray yönetimi basketbolu ciddiye almıyor, boş verdiler desene…. Kariyermiş….

Efes Plsen’de Coach Ataman Eurolegue’i 4. Bitiren takımını çok iyi hazırlamış. Shane Larkin bir yıldız ve doğru zamanda forma girdi.  Mcic son maç hariç tam bir lider.  Dunston, Moerman, Rock Mottom ve tabiki Doğuş çok istekli idiler.
– Barcelona’yı yenip son 4’e (final4) kaldılar.
– Fenerbahçe’yi yenip finale kaldılar.
Bu bir sürpriz oldu. Beklenmeyen bir takım Finalde idi.  CSK’yı bayağı zorladılar. Mcic üretemeyince Shane tek başına yeterli olamadı.  CSK ile kıyaslandığında daha dar bir kadro ile oynuyorlardı.  Şimdi Türkiye liginde çok formda bir play off oynayacak Efes var. Tebrikler.

Ve gelelim CSK’ya doğru zamanda müthiş oynadılar ve işi bitirdiler.  Surpriz Kurbanov ve ve Othello Hunter idi.  Her ikisi de çok formda idiler en önemli son 2 maçta.  Corey Higgins, De Colo ve Carl Heinz çok üst seviye oyuncular.  Hepsi dehşet.  Carl Heinz müthiş fizik gücüne sahip.  Top sürebiliyor ve pota altında box koyduğu an rakip kitleniyor.  Ve tabi Higgins oyuna ne zaman girerse derhal konsantre olup sayı üretiyor.  Clyburn hayatının 3 sayı rekorunu kırdı.  Ciddi katkı koydu. Coach Iturdis takımı çok iyi hazırlamış.  Geniş rotasyonla oynadı tüm sezon.  Oyuncuları bu son 4 maça yani final4’a hazırladı. Ve sonuna dek mücadele edip kazandılar. Önce İspanya’da Real’i yendiler takiben de Efes’i. Iturdis eskisi gibi hakemlere de oynamadı.  Takımına konsantre idi. Tebrikler CSK.

Reklamlar

Mülteci…..

TRT Belgesel kanalında izledim az önce. Suriye’li mültecilerin dramı.  Evlerinden köylerinden uzakta çadır kentte, Suriye’de bir yerlerdeler.  Plastik atık toplayıp satarak ailesine bakan çocuk 11 yaşında.  En yakın arkadaşı okula gidebiliyor.  Okulu görseniz….  Oda plastik topluyor.

2 kardeş onlarda atık topluyorlar. El Bab’dan gelecek tüccarı bekliyorlar.  Topladıkları hurdayı alacak olan o.  Filmin sonunda geliyor Hyundai kamyoneti ile.

Şimdi dünyada böyle bir sefalet olduğu müddetçe kimse huzur içinde yaşamayı ümit etmesin.  Zor o iş.  O çocuklar o kadar çaresiz ve cahiller ki….  Her yöne gidebilirler.

Peki Orta Doğu böyle yanarken bu göz dalgası durabilir mi? Hiç sanmam.  Yerinden edilen ümitsiz insanlar ne yapabilirler? Ümidin peşinde göçmekten başka.

Resim isteyenler lütfen trt belgesel web sitesine baksınlar. Veya Web’de refugee yazsınlar.

Bu çocukları eğitmek şart.  Bu şekilde hayatları kurtulabilir.  Ve o ülkelere de belki barış gelir.

Efes Barcelona’ya Neden Yenildi?

Basketbol ile ilgili hiç yazmadığımı fark ettim Eh bir yerden başlamak lazım.  2019 Euroleague playoff eşleşmesinde Efes (4. sırada bitirdi) Barcelona (5. sırada) ile eşleşti.  Avantaj sahibi olan Efes ilk iki maçı kendi sahasında oynadı. Seride durum 1-1.  Şimdi 2 maç Barcelona’da oynanacak. 5. maç (gerekir ise) Istanbul’da oynanacak.
Tabi an itibarı ile Barcelona avantajlı.  Kendi evinde taraftarı önünde oynayacağı 2 maçı alır ise bir üst tura çıkacak.

Dün oynanan maçı Efes niye kaybetti?  Hele de ilk maçı ezerek kazandıktan sonra?  Benim gördüğüm garip bir hücum anlayışını ısrarla sürdürdüler tüm maç boyunca.  Takım 3 atış çizgisi etrafına yerleşti ve çakılı oynadı.  İçeri kat eden yok gibi. Topu getiren oyuncunun kabiliyeti ile sayı aradılar ve olmadı.  Dış şutlarda etkili olamadılar.
Atılan şutların ribauntlarına da girip mücadele eden  pek olmadı.  Buldukları pozisyonlar da olmayınca geri düştüler.  Daha set aynı zamanda da seri oynamaları içerden zorlamaları gerekirdi diye düşünüyorum.  Sabit çakılı bir hücum seti tabi Barcelona’yı da yormadı.  Beklediler, kaçan topların ribauntlarını alıp karşı hücuma geçtiler.  Herşeye rağmen EFES 3. çeyrekte silkelendi öne geçti.  4. Çeyrekte ise maç gitti geldi.  Efes 2 sayı geride iken son 30 saniye hücumunda sayı bulamadı.  2 saniye kala gene 2 sayı farkla son hücum hakkı gene Efes’te idi.  Mucize gerçekleşmedi!

Oyuncuları özetler isek;
Bir maç önce süper oynayan Mcic aynı performansı veremedi.
Shane Larkin tek başına denedi sayıda buldu ama bir set oyunu göremedim.
Simon etkili idi ama 4 faul alınca durdu.
Tibor Pleiss az dakika aldı ama içerde etkili idi.  Savunma ribaundlarında faydalı oldu
Doğuş çok az oynadı, ama hemen oyuna enerji getirdi.  Oyuna hep konsantre olan ve rakibi takip eden bir oyuncu.
Moerman,  eh işte yorgundu geri gelemedi.
Dunston, kendini arattı, boyalı bölgede hakimiyet kuramadı.
Anderson ve Rodrigue Beaubois katkı veremediler.  Hele Rodrigue sürekli dakika aldı ama hiç değerlendiremedi.  Lig bitti havasında idi, cidden anlamadım.

Barcelona da bence en büyük fark coach Pesic.  Takım ile diyalogları iyi, hakemleri etkilemeyi de biliyor.  İyi oyuncuları var, bunları takım haline getirmeye çalışıyor.  Unutmayalım bu sene takımın başına geldi kendisi.

Evet Efes işi Barcelona’ya bıraktı.

Africa Twin: Elcik Isıtma, USB Çıkış

Africa Twin’e aldığım aksesuarları uzunca bir süredir monte etmeyi planlıyordum, nihayet bu hafta sonu bunlara sıra geldi.

İşlem Honda yetkli servisi Esengül’de yapıldı.
Oxford elcik ısıtmaları ve USB çıkışları motosiklet fuarında satın almıştım.  Bunlar Orijinal Honda ekipmanlara göre kaliteli ve oldukça hesaplı ve ürünler.  Buna karşın Honda orijinal olmayan ekipman kullanılır ise garantiyi bitiriyor. Serviste bunu net olarak bildirdiler. (Orijinal elcik ısıtma ve USB fiyatlarına bakın lütfen).

Benim motor 2016 model ve 3.yılında.  Garanti bitmek üzere.  Mekanik bir sorunun ise bu yapılanlardan kaynaklanmayacağı düşüncesindeyim.  Daha önceki motorlarımda SAITO elcik ısıtma kullandım, sorun yaşamadım. Sonuçta ben kullanmayı tercih ettim.

Oxford’un bu modelinde güzel bir özellik var.  Akü gerilimi düşük ise elcik ısıtma duruyor ve akünün geriliminin normal seviyeye gelmesini bekliyor.  “Battery Saver Mode” demişler adına.

USB çıkışı Africa’nın ön grenajında sol tarafta bulunan yere takıldı. (Orijinal parça da buraya takılıyor).
Montaj için motorun ön grenajı söküldü.  Orada yer alan soket üzerinden enerji alınarak elcik ısıtma ve USB çıkışlara enerji verildi.  Bu soket kontak anahtarı takılı ve çevrilmiş iken bir röle üzerinden enerjiyi veriyor.  Yani kontak takılı değil iken istenmeyen kullanıcıların aküyü bitirmesi söz konusu değil.


Bunun dışında arka selenin altına bir arkadaşımızın geliştirdiği elektronik cihazı yerleştirdik. Buna enerji aküden alındı.  Zira sürekli çalışması ve kontak anahtarı çıkartılır ise devrede kalması gerekiyor.  Bu cihaz hakkında daha sonra ayrıca yazacağım.

Sonuç;  Esengül’deki Ahmet Usta 4 saat uğraşıp güzel bir işçilikle yukarıdaki işlemleri yaptı.  Elcik ısıtma güzel çalışıyor. Tabi bunu hava daha soğuk iken de denemek lazım.  Halen hava 10-14 derece civarında.

Yamaha 900cc üçlemesi

Yamaha 900 cc 3 silindirli motor bloğunu an itibarı ile 4 farklı motorda kullanıyor.
MT09
Tracer
Nikken
XSR900
İlk üçünü bu hafta sonu test etme imkanım oldu.  Şile otobanı ile virajlı ara yollarda.
Öncelikle üçüde nefis motor. Tabi farkları var.  Ortak noktaları motor bloğu, ama şasi ve ergonomileri çok farklı.
Resim ve specleri eklemiyorum. Zaten internette bol miktarda var. Ben izlenimlerimi paylaşmak isterim.
MT09 2 veya 3 yıl önce de test etmiş idim.  Çok seri, çok hızlı.  Vitesleri net ve aslında ilk 3 vitesde işinizi görüyorsunuz hele virajlı yollarda.  Bu motoru alacaksanız mutlaka bir ön cam takın ve aerodinamik kask alın.  Her viteste çekiş gücü çok tatminkar. Ama esas kral olduğu yer virajlı yollar. Sürüş modlarını seçerken dikkat edin. Standard mod dahi deli gidiyor. Süspansiyon ayarları sert idi.  Asfalt motoru için gayet normal. Yolcu selesi dar ve özünde tek kişilik bir motor. Hafta sonu gazlamak ve şehir içinde kullanmak için ideal.

Nikken 900;  ilk fark ettiğiniz dik oturum ve rahat kullanım. Sonra aynaların yerleri.  Çok akıllıca düşünülmüş.  Motor gene seri ama daha kontrollü.  Otoyolda çok konforlu. Dik oturuşu ile yola hakimsiniz.  Orjinal camı küçükte olsa iş görüyor. Tur yapacaksanız büyük bir cam daha da iyi olur.  Kasislerde MT09 a göre süspansiyonlar daha yumuşak. Sürüş modları  ve TCS ayarları ile çok oynamadım zira süre dar idi.  Selesi çok rahat. Artçı içinde geniş bir sele var.   Virajlı yollarda kullanımı kolay. Ama MT09 veya Tracer 900 kadar atik değil.  Önde 2 teker olması buna sebep.  Tabi buna karşın 2 teker ile çok iyi bir yol tutuşu var.

Tracer 900;  bu üçlü içinde hem otoyol hem virajlarda bence en başarılı olanı.  Ön cam ayarlı ve iş görüyor.  Boyum 1.90’a yakın.  Daha kısa boylu iseniz daha da rahat edersiniz.  Oturuş pozisyonu dik ve rahat.  Vitesler ve motor çekişi diğerlerinde olduğu gibi harika.  MT09 da olduğu gibi ilk 3 viteste zaten işinizi görüyorsunuz.  Benim kullandığım motorda 8000 devirden sonra motor daha da sessiz veya pürzsüz oluyordu.  Sele sürücü ve artçı için çok güzel.

Sonuç:
Yamaha’ya bu güzel motorlar için teşekkür etmek lazım.   Seri ve nefis makineler. Fiyat olarak en pahalı doğal olarak Nikken.  Ama bu motorun peki eşi benzeri de yok.

Tek bir motor alacak olsam Tracer’ı tercih ederdim.
Enduro motorun yanına alacak olsam MT09’u tercih ederdim.
Farklı bir deneyim içinde Nikken’i.

 

 

Şevket Şahintaş, sokak fotoğrafçısı, taksi şoförü ve SANATÇI

Sanatçı olayları belgeler ve topluma duyurur.  Bu bir şarkı olabilir. Heykel olabilir.  Şevket taksi şoförü.  Istanbul doğumlu.  Geceleri çalışıyor. Sokaklarda yaşayanları görüyor.  Bu zor durumdaki insanların hayatlarını belgelemek ve insanlara göstermek zorundayım diyor.  Yani duyarsız kalmıyor.  Çözüm çare arıyor.  Banane demiyor.  Adam sende demiyor. Bizden adam olmaz vs demiyor.  Fotoğraf makinesi alıp belgeliyor.  Sergi açıp gösteriyor. Gecenin Öteki Yüzü Sergisi..
Bravo Şevket, büyük adamsın.
taksici-sevket-den-siradisi-sergi_18336_b

www.advrider.com

Motosiklet ile seyahat etmeyi seviyor veya düşlüyorsanız bu forumu bir ara ziyaret etmiş olmalısınız.  Hele hele enduro tarzı motorlar ile uzak ülkelere gitmek gibi düşünceler varsa ve İngilizce biliyorsanız bu site ansiklopedi gibidir.
Dünyanın dört bir yanını (Türkiye dahil) gezen onlarca gezginin anılarını bazen eş zamanlı olarak takip edebilirsiniz.
Sibirya’dan Afrika’ya, Güney Amerika’ya kadar herhangi bir şehirde otel pansiyon kamp yeri veya servis gerekirse buradan bulabilirsiniz.  Tabi ülkemizden geçen motorizelere de destek olabilirsiniz.  Bir yerde ADVRIDER motorize gezginler (veya düş kuranlar) arasında birlik kurabilmekte, aslında hepimiz insanız bir yerde!
Onca yıldır üyeyim bu forumun nasıl başladığını kurulduğunu hiç merak etmemiş idim.
Derken aşağıdaki makaleye rast geldim.
ADVRIDER NASIL KURULDU?

Bunu bir ara tercüme etmek lazım.  (Eğer siz okurlar el atarsanız ne güzel olur).

 

Royal Enfield HIMALAYAN, farklı bir Enduro

himaayan

Royal Enfield’i tanıyor musunuz?  Aslında ilginç bir hikayesi var.  Firma aslen İngiliz.  Hindistan’a bir şekilde lisans veriyor ve ve Royal Enfield Bullet’ın imalatı başlıyor.  Derken esas firma İngiltere’de kapanıyor.  Ama Hindistan’da aynı motoru yıllarca yapıyorlar.  Derken motor yaşayan bir klasik oluyor!
Royal Enfield son yıllarda motorlarının klasik çizgilerini korurken teknolojilerini iyileştirmeye başladı.  Mesela disk fren kullanmaya başladılar gibi.  Ama klasik çizgilerden ödün vermeden.
Esas sürpriz ise bu sene yeni bir enduro motoru ile geldi:  Himalayan!
Motorun farklı bir çizgisi var. Kopya çekmeden kendi tarzlarını yaratmışlar. Bravo.
Tek silindir ve oldukça hafif.  Kısa süre Karaköy Sirkeci trafiğinde kullandım.  Oturuşu dik ve rahat.  Göstergeler yerinde.  Vites göstergesi de var.  Motor vitesleri güzel geçiyor.  Motor çok güçlü değil (400cc ve 26 beygir).   5 Vitesli.  Web sitelerinde 196 kilo ağırlık vermişler. Bana daha hafif geldi.  Yoğun trafikte dar manevralarda yormuyor.  Motorda ABS var.  Kısa sürüş esnasında frenler fena değil. Motor 1. viteste  gaz açınca titreşimli ama bu yeni olmasından da kaynaklanabilir.
Ve kornası çok güçlü.  Zira Hindistan’da bu şart.  Eh Istanbul içinde güçlü korna candır…
Genel kalitesi fena değil.  Royal Enfield’in cesaretle kendi tarzını yaratıyor olması takdir edilmeli.
Japon rakiplerine göre daha ekonomik fiyatı ile iddialı olabilir.  Denemek  ve uzun yol yapmak lazım.

Londra Motosiklet Müzesi

23519138_1584216594972187_3176376096469902857_nİsminden de anlaşılacağı üzere Müze Londra’da.  Metro alt yapısı ve otobüs ile ulaşım mümkün.  Peki bu müzeye gitmeye değer mi?  Değer,  bakın neden.
Müzenin kurucusu olan Bill Crosby 1932 doğumlu.  2. Dünya savaşını yaşıyor.  Savaşı takiben motosiklet dükkanı açıyor ve halen aynı adreste bulunuyor.  İlk aldığı bayilikler Mobylette NSU ve Excelsior.  Bu hali ile Bill yaşayan tarih.

1960 ile 1970 yılları arasında motosiklet toplamaya başlıyor.  Bir arkadaşı neden bunları sergilemiyorsun diye sorunca 1970’li yıllarda sergi işi başlıyor.  Müze 3 kez yer değiştirip bugünkü adresine geliyor.  Eski bir çiftliğe.
London Motorcyle Museum  

Facebook üzerinde de sayfaları var. Bolca resimli.

Müzede 2 ana salon var.  Bunlardan biri tamamen Triumph motorlara ayrılmış.  Çook eski yıllardan itibaren üretilen motorlardan birer tane var.
20180623_143301Özellikle V6 motoru görün ve hikayesini size gezdiren Bill’in oğlundan dinleyin.  Bir meraklı 2 tane 3 silindir Triumph bloğunu kullanarak V6 motor yapıyor. Müzedekinin dışında 1 tane daha var der.    İnanılmaz.

20180623_152336Diğer salon ise ağırlıkla artık üretimde olmayan İngiliz motorlarına ayrılmış.  Ariel Square Four en baş köşede.

Greg Staves isimli uzun yol motorcusunun motoru da orada.  Greg Motosikleti ile Amerika kıtasını boydan geçtiği motor müzede.  Kendisi aramızdan ayrılmış ama hatırası burada ve hala kanser araştırmaları için destek istiyor.

Müzeden çıkarken dükkanın adresini aldık.  Ve hikaye burada başladı aslında.  Otobüs ile dükkan 15 dakika mesafede.  İçerisi 2. bir müze gibi.  Benzin depoları duvarda ve çok şıklar.  Bir Japon iş adamı 10.000Pound vermiş satmamışlar.  3. oğlu ve eşi ile Bill dükkanda.  Bir yandan Triumph motorları restore ediyorlar bir yanda hayata dönen AJS motorları satıyorlar. Royal Enfield’de satıyorlarmış ama distribütör değişince ticari ilişki sona ermiş. Servis talebi devam ediyor der.

 

Bill direk konuya giriyor, müzenin yıllık kirası 40.000 POUND. Zorlanıyorlar.  Müzeyi sürdürecek bir yol yordam arıyorlar.  Eski motorlarımı satıp ödüyorum diyor bu yaşlı motosiklet tutkunu.  Sonra soruyor, sizin ülkenizde loto talih kuşu var mı? Varsa oynayın. Kazanırsanız da bizi hatırlayın diyor.

Konuştukça adamlar anlatıyor biz dinliyoruz.  Halen klasik motosikletlere şasi yapan firmalardan bahsediyor, ve Triumph modelleri arasındaki farklardan.  Dükkanda klasik Triumphları topluyorlar.  Fotoğraflarda gördüğünüz motorlar yepyeni duruyorlar.

Son olarak internet üzerinden yedek parça satışları da var imiş.  Kendileri ile yazışırsanız eski klasik özellikle de İngiliz modellere her tür parçayı bulma ihtimaliniz çok fazla.   Ve tabi mutlaka ziyaret edin.

 

 

 

 

 

Husqvarna TE 610 Elektrik işleri, ve TUV Muayene!

Husqvarna’nın muayane zamanı gelmiş hatta geçmiş.  Aldık randevuyu. Muayene ücreti kadar da gecikme cezası alıyorlar.  Süper.

Muayeneye girmeden önce artık şarj tutmayan aküyü değiştirdim. Orjinal akü VARTA.  2008 motorda bu kadar dayandı. Piyasada YUASA VARTA ve EXİDE alternatifler var.  Exide’ı tecih ettim. KDV dahil 270TL.  Satıcı firmanın web  sitesi aşağıda. Bir çok semtte satış noktaları var.  Ben Maltepe’den aldım.
İSTANBUL AKÜ
Basit bir prosedürü var.  Ama asit ile işniz olduğundan evde yapmayın.  Firmada bunu yapıp size verebilir.  Asit tehlikeli değdiği yere ciddi zarar verir.  Kör olan biliyorum.
Aküyü doldurdum, 30 dakika bekledim, kapağını kapatıp akıllı şarj (battery tender) ile full şarj ettim.  Sabah tek marşda aldı.

Aldı aldı da korna yok.  Basıyoruz, tık yok.  İnternet’te sigortaların yerini aşağıdaki linkten buldum.
ADVRİDER Elektrik Aksamı
Right-Rear-labeledSöktük plastikleri, sigortalar sağlam.
Korna ön farı tutan plastiğin arkasında.  Söktük, baktık. Kornaya gelen kablolar da sağlam.

Orjinal korna yeri

Kornayı söktük verdik 12VDC, tık yok.  Evet korna sizlere ömür.  Oto parçacısından SEGER marka korna aldım 55DB 20TL.  Adapte etmek  zor olmadı.  Sonuç mükemmel.
Durum böyle, akşama muayenesi var, detayları aşağıda.

Muayene detaylarını kısaca özetler isek;
– Motosiklet muayenesi yapan ve cumartesi günleri de çalışan Masak ve Kızıltoprak istasyonları haftalarca dolu idi.  Randevu almak mümkün olmadı.
– Araç muayenesi de yapan Ümraniye TUV istasyonundan sıra aldım.
– İstasyonda önce kayıt sırası alıyorsunuz plaka ve kilometre bilginizi girince size bir numara veriyorlar. Sanırım motosikletlere öncelik var.  Akşam saat 16:00 istasyon 4 tekerli araçlar ile dolu idi.  Sanki bana kayıt sırası hızla geliverdi.
– NAKİT olarak muayene ücreti ve varsa gecikme ücretini (haraç mı desem?) ödüyor ve istasyonun araç çıkış bölümüne gidiyorsunuz.
– Burada motorlar sıra olmuş bekliyorlar.  Ayrı bir kısım ayırmışlar.  Girdik sıraya.
– PLAKA DA DELİK VAR MI?  Bu konuda kafalar karışık.
Benim anladığım şöyle:  Plaka da tahrifat yaparak EDS (kamera) sisteminde ihlal durumunda aracın tanınmasını engelleyen sürücüler var.  Polis bir genelge ile plakada delik vida başı olmayacak demiş.  Plakada delik var ise araç muayeneyi geçemiyor. Plakayı değiştirmeniz gerekiyor, 20 TL gibi bir ek masraf ve tabi zaman.
– Benim plakada vidalar dış çerçeve üzerinde.  Harf ve rakkamlar ile alakası yok.  Muayeneyi yapan memur kalır dedi.  Onun amiri ise yok geçer dedi!!!!  Ee ne olucak?
Eh geçtik.  Ve fakat bu kadar saçma bir kural olabilir mi?  Plaka gayet net okunuyor ise neden insanlara eziyet ederler anlamam.
Bu arada plakayı kapatan, üstüne zincir takarak okunmasını engelleyen, harf ve rakamlar üzerinde tahrifat yapan sürücüler,   YAPMAYIN! Yakışmıyor.
– Ha birde fren testi var ki, evlere şenlik.  Efendim motor 10km/s hızla giderken ön ve arka fen ile (ayrı ayrı) muayene eden elemanın gözetiminde duruyoruz veee fren testini geçiyoruz!  Önemli nokta sert fren yapmıyor ve tekerleri kitlemiyoruz.
Neyi test ettik biz şimdi?  Bu motor bu istasyona İstanbul trafiğinde geldi ise  frenleri bundan daha iyi zaten çalışıyor.  Arka tren kitlese ne olur kitlemese ne olur?  Zaten bir çok motorda ABS var istesen de kitleyemezsin.  Offroad motorlar ise arazi de zaten arka tekeri kitleyerek döner. vs vs vs.
Pardon ama bu muayene işi bence para toplamak için var hepsi bu.   Düşünün binlerce onbinlerce motordan 2 yılda bir 100 tl topluyorsun.  Rekabet yok!  Devlete payı veriyorsun,,, oh miss.

– Sonuç:  Evet 2 sene için muayeneyi geçtik.

Ve geldik hikayenin üzücü kısmına, haftaya Husky yeni sahibine gidiyor.  Kolay olmadı bu karar.  10 sene boyunca cidden çok zevk aldığım bir motordu.  Ama yakın bir dosta gidiyor olması bir teselli.