Kategori: motosiklet

Küba’yı Keşfederken “Mi Moto Fidel Motosikletle Egzotik bir Küba Gezisi”

mi motoKitap kapağı EGZOTİK dese de  REALİST demek daha doğru olabilirdi.
Yazar Christopher Baker Küba hakkında bilgili.  Bu sıradan bir motora bindik hoop Küba’dayız, gezisi değil.  Yıllar öncesinden planlanmış bir rotası ve yazarın politik görüşlerini de içeren bir keşif demek daha doğru olur.
Yazar 1994 yılında ülkeyi ziyaret ediyor. Daisy isimli bir “Havanero” ile ilişkisi gelişiyor. Herhalde bu sayede lokal hayatı iyice tanımaya başlıyor. Daisy ile evlenme noktasına kadar geliyorlar.

1995 Yılında Havana’ya art arda birkaç ziyaret yapıyor.
1996 Yılında Motosikletini Küba’ya götürüyor ve keşif başlıyor.  Keşif 60+30 gün sürüyor.
1997 ‘de kitap basılıyor.
1999’da Havana’ya 6 hafta geçirmek için geri dönüyor.  3 sene öncesine göre şehri değişmiş buluyor.  İzlenimleri detaylı yazmış.

1996 yılında fırtınalı bir havada keşif başlıyor.  İlk haftalar aslında oldukça neşeli de geçiyor.  Yazarın gece hayatına ve beşeri ilişkileri kitabı daha da renkli kılıyor.
İngiliz Yazar Küba devrimine saygı duyuyor ve Amerikan ambargosunu sert eleştiriyor.  Ama yollarda kilometresi arttıkça edindiği deneyimler ile ülkenin ambargo dışında sorunları olduğunu ilk ağızdan dinliyor görüyor.  Sorun gittikçe ağırlaşan yönetim. Buna karşın Kübalı’ların sonsuz yaşam enerjisi ona ümit veriyor diyelim.  Detaylar kolayca okunan bu kitapta.

Yazarın Küba le ilişkisi bu kitap ile sınırlı değil.  İlerleyen yıllarda (2003 ve 2006) arasında Küba Havana ve Küba’daki klasik Amerikan arabaları üzerine kitaplar yazdığını da not edelim.  Halen Küba’ya turlar düzenliyor. İsterseniz motosiklet turuna katılabilirsiniz.

Peki bu kitabı nerede bulabilirsiniz? Bendeki oldukça eski bir kopyası.  Halen raflarda olduğunu düşünmüyorum en azından görmedim.  Tavsiyem daha önce olduğu gibi www.nadirkitap.com olacak.
Motosiklet tutkunuz varsa zaten eliniz mecbur almalısınız.  Ama Küba’nın coğrafyası kadar sosyal yapısı ile de ilgileniyorsanız tavsiye ederim.

Tecrübe sonsuz bir süreçtir.

Motor titremeye başladı.  Uzak bir köydeki gariban benzinciden depoyu dolduralı henüz 5 km olmamış idi.  Geçer dedik.
Geçmedi.  Titremeler arttı. ABS lambası yanmaya (ABS devre dışı) başladı.  Motor sarsılıyor gaz kesiyor hatta stop ediyordu.  Bir benzinciden alınan benzin katkısı da fayda etmedi.

Hava kararmaya başladı.  Karanlıkta titremeler ile birlikte ön farın da sönüp yandığı fark edildi. İlk ciddi benzinci de depodaki benzin hortum ile emildi ve boşaltıldı.  Yeni benzin alındı.  Sorun 35km daha sorun devam etti ve bitti.

Takiben otoyolda geçen son 30km sorun yoktu. Ta ki otoyoldan çıkıncaya dek.  Tekrar hafif silkinmeler başladı.  Ertesi günü test ederiz geç oldu dedik.

Pazar günü kısa yol testi sırasında;
– ABS ilk  km kadar devrede kalıyor daha sonra devre dışı oluyordu.  Bu sırada sert frenleme ile test edildi. ABS’nin önce devrede olduğu daha sonra se çıktığı (ve arka tekerin kaydığı) gözlendi.
– Motor gene az da olsa silkeliyordu.
Depodaki benzin artık temiz olduğuna göre aklıma kötü senaryolar gelmeye başladı.
Servisten biri ile telefonda konuşuldu, ilk defa böyle bir şey duyduklarını söyleyen teknisyen servise gelin dedi.  Enteresan olan bu esnada EFI yani enjeksiyon ikazı hiç yanmadı.

Pazartesi sabahı motor servise götürüldü.  Sorun anlatılınca herkesin yüzü düştü, tabi benimde!
Esengül Honda Ali Bey motoru lifte aldırıp direk aküyü söküp bakın dedi.  Ben anlamaya çalışırken akü negatif kutup başının gevşediği ortaya çıktı.
Yani akü saniye bazında kesiyor, enjeksiyon devre ve ABS devre dışı kalıyor, ön farlar yanıp sönüyordu. Sarsıntıda tekrar kontak sağlanınca motor toparlıyor ve bu böyle sürüp gidiyordu. Otobanda düz asfaltta titreşim en alt düzeyde olduğu için sorun o an kesiliyordu.
Akü başları ince zımpara ile temizlenip takıldı ve sorun anında bitti!

Demek ki neymiş?
1-Battery tender takma için sökülen akü adam gibi takılacakmış!
2- Ön yargılı olunmayacak eldeki tüm veriler değerlendirilecekmiş!  Ben benzine taktığım için diğer verileri (ön farın yanıp sönmesi, EFI’nin yanmaması) göz ardı ettim.

İyi sürüşler herkese

 

 

 

F800GS Satıldı!

f800gs SOLDEveet F800GS yeni sahibine kavuştu.  Malum satış sitesi * üzerinden alıcısını buldu.  Burada edindiğim tecrübeleri kısaca paylaşmak isterim.

ALICI iseniz;

  • Ucuz etin yahnisi yavan olur diye bir atalar sözü var. Anlamını burada yazmıyorum, bir zahmet öğreniverin.
  • Fiyatı öldürmek için teklif ettiğiniz rakamlara dikkat edin. Satıcı bu ölü fiyatı kabul ederse büyük bir ihtimal ile sorunlu motor alıyorsunuz.  Satıcıda sizin gibi diğer ilanlara bakıyor ve piyasa fiyatlarını biliyor.  100 birim değer biçtiği motora gelen mesela 80 birim fiyatı neden kabul ediyor?  Veya muadilleri 100 birim olan bir motora neden 80 fiyat biçiyor?  Bir düşünün.
    Kısaca ölmüş eşek aramayın bulabilirsiniz, elinizde kalır!
  • Bir zahmet motoru görüp pazarlık yapın. Ucuz ise alırım mantığı ile alacağınız sorunlu motor size bakım ve tamir masrafları olarak geri dönecektir.  Hafta sonlarınızı ustalar ile geçirmeye hazır mısınız?
  • “Getirin ustam motoru görsün” demeyin ustanızı alıp da getirin ve işi hızla bitirin. Yoksa kaçan balık büyük olur.

Nitekim mantıklı bir teklif ile gelip motoru görüp kaporasını veren alıcı malı kaptı.  Üzerine 5 alıcı daha aradı ve ille de alalım diye ısrarcı oldular.  Kaparo verelim, hemen yola çıkalım (şehir dışından)  diyerek hala pazarlık etmek isteyenler de oldu.  Peki, ama neden?

Fiyat düşsün diye beklemenin mantığı yok ciddi alıcı iseniz bütçenizi belirleyin ve buna uyan motorları  gidip görün, işi bitirin.  Ondan sonra yok efendim bu benim hayallerimin motoru ille de bana satın diye uzatmayın.

Son olarak kaporasının alındığı malum sitede* yazan motor için telefon edip “Motor duruyor mu?” diye ukalalık etmeyin, komik oluyorsunuz. Benden söylemesi.

* sahibinden.c*m

Husqvarna Peryodik Bakım

Uzun süredir Husky’yi ihmal ettim.  Aküsünü ara şarj etmekten başka hiç ilgilenemedim.  Eh bugün önce aküyü şarja taktım.  Sanırım 2009 model akü artık pek şarj tutmuyor. Daha sık bakım yapmalı idim.  Bir şekilde kolaylıkla çalıştı.  Tipik silindirin önündeki atık yağları yaktı önce.  Sonra tamam.  Stop etmeme rağmen biraz itince kolaylıkla çalıştı motor.
Benzinciden tedarik edilen Castrol yağ ile (motor soğuduktan sonra) işe giriştim.  Bu motoru sehpaya tek başına almak  o kadar kolay ki!  Karterin altında 2 tapa var.  Önce bunları söktüm biraz bekledim.  Yağ iyice kesilince önce yağ filtresinin kapağını açtım.  Buradan biraz daha yağ döküldü.  Takiben motorun sol tarafındaki çelik filtre kapağını söktüm ve çıkardım.  Buradan da biraz yağ döküldü. Aslında bir çelik filtre daha var.  Bunun için motorun sol kapağını sökmek gerek.  Bununla uğraşmadım.
Yapılan kontrollerde;
– Yağ tapasının mıknatısında biraz krem gibi yağ vardı ama metal parça yoktu.
– Çelik filtrede takılı bir parça yoktu.  Bunlar iyiye işaret tabi.
Elimdeki yedek HİFLO yağ filtresini taktım.   WD40 ile temizledikten sonra alt tapaları ve çelik filtreyi yerine taktım.
Motor 1.2 litre gibi yağ aldı.
Tüm bu işler 1 saatimi dahi almadı.  Tek silindirin bu kolaylığını ve basitliğini çok seviyorum.
Açıkça fotoğraf çekmedim ama isterseniz aşağıdaki linklere TE ve SM 610 için güzel ipuçları var.
Bu filmde TE sanırım 2009 öncesi zira 2. çelik filtre dışarda. İzleyin.
Burada SM yani süper moto modelinin yağ değişimi var.  Blok aynı izleyin.

 

Honda Africa Twin Aksesuarlar

Motoru alalı ve tabi eklemeler yapmaya başlayalı çok oldu.  Ufak bir kaç kamp gezisi de yaptım.  Şimdi neler ekledik, kısa özet geçelim.

1- Arka Çanta
Bir dosttan edinilen 45 litre Hepco Becker Rimowa Topcase kolaylıkla adapte oldu.  Oldukça geniş iç hacmi var.  Fena da durmadı.

2- Koruma Demiri
Piyasada farklı demirler var.  Ben İzmir’li üretici Özer Reisoğlu’nu tercih ettim.  Özer farklı motosikletlere koruma demiri tasarlayıp üreten ve en önemlisi motor kullanan bir dost.  Africa için 2 farklı ürün var.  Biri siyah mat diğeri paslanmaz çelik olan.  Aralarında bir fiyat farkı da var.  Ben çok daha şık durduğu için paslanmaz olanı tercih ettim.  tek başıma monte ettim.  Montaj şemaları montaj için yeterli.

3- Orta Ayak
Eveet, işte bu seçim önemli.  Honda orjinal orta ayak piyasada pek bulunmuyor.  Bulsanız da fiyatı pahalı.  Ben SW MOTECH tercih ettim.  (F800 motorumda da farklı SW MOTECH ürünler kullandım ve çok memnun kaldım).   SW orta sehpayı monte edip memnun kalan arkadaşlardan da olumlu görüş alınca Hsanpaşa Motostart’dan satın aldım.
Montaj sırasında zaten Honda’nın bu orta sehpa için alt yapıyı hazırladığını gördüm.  Yani şasi de gereken yapı hazır. Montaj çok  zor değil ama yay parçası hariç!
Sehpayı yerinde tutan yay çok sert.  Bunu takmak için SW Motech aslında bir parça da tasarlamış. Tabi benim bundan haberim yok idi.  Oldukça uğraşarak yayı yerine oturttum.  Farklı aletler ile denemeler işe yaradı.  Tecrübeli değilseniz ve tek başınıza iseniz orta sehpa montajını tavsiye etmem. Eğer yay kontrolden çıkar ve fırlar ise size zarar verebilir.

Peki şimdi sırada ne var derseniz elcik ısıtma ve usb/çakmak adaptörü derim.

 

 

 

İrfan Kipman, 1949’lerden bir motorize seyyah

m-irfan-kipman
Dolmabahçe’den hareket, sepetli motorlara dikkat!

İsmine bir dergi makalesinde yaşadım Mehmet İrfan Kitapman Beyefendinin.  2 Temmuz 1949 yılında yayınlanan “Her Hafta” dergisinde hakkında 1 sayfa haber ve motosikleti üzerinde resimleri vardı tabi ki siyah beyaz.  Rota dehşet. Tam bir dünya turu.  Bugün bu rotayı yapmak zor.  Yollar daha iyi, motosikletler de öyle.  Her yerde işe yarayan GPS’lerimizde var.   Ama mesela İrfan Bey’in rotasında yer alan Kabil’e karadan gitmek kabil değil artık!

m-irfan-kipman-resim-2Biraz daha araştırınca İrfan Bey’in müzisyen olduğunu tangolar beslediğini öğrendim.  Nallıhan’da kaza geçirip iyileştiğini ve yola devam ettiğini.  Sonrası için ise bir bilgi yok.

İrfan Bey’i tanıyanlar varsa hatıratını bilenler bana yazarlarsa sevinirim.

 

m irfan kipman rota.jpg

m-irfan-kipman-makale-1m-irfan-kipman-makale-2

Africa Twin geldi, bre savulun!

Evet gelelim Africa Twin veya namı diğer CRF 1000 testine.  Honda çok güzel bir organizasyon ile Şile’de Africa Twin için bir tanıtım organizasyonu yaptı.  Kendilerini tebrik ederim.  Tabi bir hafta süren bu organizasyonu işlerim sebebi ile komple kaçırdım.
 
Ama Honda ekibi fuarda rica edince buyurun gelin dediler.  Hay Allah razı olsun!  Pazartesi için randevulaştık.  Siyah DCT motoru verdiler.  Önce eğitim pistinde kısa turaladım. Motorda aksesuar olarak uzun tur camı 3’lü çanta seti ve ayakta vites vardı.
 
Motor çok dengeli. Dönüşleri çok güzel.  Sert fren denedim tam gaz ( 1,2 vites) ve sert ön arka fren.  Nefis duruyor ve bu arada vites küçülterek kompresyon da yapıyor.  D modu malum 3 adet de S modu var.  D modu gayet iyi.  S modu çok da agresif gelmedi.
 
Haydi çıktık yola. Rüzgar koruma çok çok iyi.  Türbulans minimum.  Hava sakin ve rüzgar yok.  Arka çanta seti yalpa veya dengesizliğe sebep olmadı. Arada kısa da toprakta sürdüm.  Sert toprak çok da zorlamadım.  Bana göre ayarlı olmayan amortisörler ile gayet güzel yol alıyor.  Çukur vs geçiyor.  Ama bu çok light bir test oldu.

Döndük yola.  Asfalt virajlarda vites geçileri pürüzsüz ve sorunsuz.  Farklı S modlarını denedim.  Tabi S modunda vitesleri daha yüksek devirlerde değiştiriyor.

 

Ama esas şık olan bir buton ile manuele alabilir ve sol manetteki tuşlar ile vites değiştirebilirsiniz.  Opsiyonel ayaktan viteste kullanmak mümkün. Ve motor bunlara mükemmel cevap veriyor. Derhal hızlanıyor.  130 giderken ani gazladığımda sanki lineer hızlanmadı gibi hissettim.  Ama sonra kopup gidiyor.  170’i geçince ben gaz kestim.  Emanet motor ne olur ne olmaz. 
 
Üstüne çok kısa ve kapalı alanda düz olanı da denedim.  Valla o da çok çok güzel.  Vitesler şıkır şıkır.  Motor atik.  Ama o an düşük hızda 2 de kaldığımı hissettim.  İşte DCT buna izin vermedi daha önce, hemen doğru vitesi buldu.
 
Sele altında basit bir kanca sistemi ile yükseklik ayarlanabiliyor.  Akıllıca.

 

Sonuç:  Bravo Honda.  Her 2 sürümü de süper.  Ama DCT ile geri dönmek bence en riskli ve iddialı hamle olmuş.  Africa Twin hakikaten muhteşem olmuş.

2016 Motobike Expo

 
 
 
2017 Motosiklet Fuarı resmi adı ile Moto Bike Expo CNR’da 25 2- Şubat tarihleri arasında yapıldı. EMOK her sene olduğu gibi orta holde yerini aldı.  Dostlar ile bir araya gelmek için iyi bir fırsat oldu. 
Gelelim fuar izlenimlerime.  Genel olarak bakar isek markalar yeni ürünleri ile fuarda idiler.  Alt katta da her zaman olduğu gibi satış yapan firmalar vardı.  Ziyaretçi ilgisi üst seviyede idi.  Geçen yıllar içinde motosiklet olgusu gittikçe yerleşiyor.  Umarım bilinçli kullanım ve motor tercihleri ile yollarda daha çok iki teker görmek kısmet olur.
Fuarı stand stand gezmedim.  Beni ilgilendiren motorlara ve ürünlere yöneldim. Dediğim gibi ülkemizde bu kadar çok modelin bulunması bizler için şans. Vergiler ve dövizdeki artış fiyatlara yansıyor;  doğru.  Buna karşın kredi seçenekleri ile istediğiniz motoru alma şansı da artıyor.  Fuarda bu yönde banka standları da vardı.  Bir diğer konu ise, motosiklet ceket değiştirir gibi alınıp satılacak bir ürün değil.  Önce ne istediğini bilecek sonra ona ulaşmak için bütçe yapacak para biriktireceksin.  Ki bir kıymeti olsun. 
 
 
Cumartesi sabahı açılış ile birlikte fuara girdim ve direkt Honda standına gittim.  Geçen yıllarda açıkça pas geçtiğim Honda bu sefer yeni Africa Twin’i sergiliyordu.  Hem de 4 farklı renk ve aksesuar paketi ile tam 13 sene bekledikten sonra.  Test eden arkadaşların ve dergilerin yazdıkları ise son derece olumlu.  Ben bunları tekrar etmeyeceğim.  Youtube üzerinden girip aratın, sizdekendi görüşünüzü oluşturun.
Benim ilk izlenimlerim dengeli kompakt olduğu.  Ön amortisörler olması gerektiği gibi ayarlanabilir.  Gidon kalından inceye doğru ve dandik nikelajlı değil.  Ön teker açısı, akslar arası mesafe güzel.   Ön cam üzerinde çalışılmış.  Ve DCT çok ama çok enteresan.  Bunları test etmek ve pratikte motor nasıl anlamak lazım.   Önümüzdeki hafta test ettikten sonra daha detaylı yazarım, ama yeni Africa Twin beni motor değiştirmeye ikna edebilir, o kadar diyeyim.
 
KORLAS:  Tebrik etmek lazım, neden?  Öncelikle Triumph,  Ducati, MV Augusta gibi 3 iddialı markayı bu kadar geniş bir ürün gamı ile fuara getirdikleri için.  Fiyatları hele Triumph için cazip seviyede tuttukları için.  Ve MV AUGUSTA Turismo Veloce’yi getirdikleri için.  Suzuki günlerinden tanıdığımız Ali’den detaylı bilgileri aldık.  Eğer asfalt ağırlıklı hafif ama seri ve son derece şık bir motor istiyorsanız 3 silindirli Turismo Veloce’ye bakın.  Nerde ise rakipsiz.
TriumphTiger Serisi farklı versiyonları ile fuarda idi.  800 serisi bence en mantıklı ve kullanışlı model.  Motor sağlam ve güç ağırlık oranı güzel.  1200’e göre hafif olması en büyük avantajı.  1200 güçlü ama ağır ve doğal olarak pahalı.  Her 2 model de gezi kamp ve toprak patika sürüşler için nefis.   3 silindirli motorun sunduğu lineer tork eğrisini de unutmamak lazım.  Standda amiral gemisi Trophy’de vardı.  Bugüne dek hiç binmedim ama genelde testler ve izlenimler pozitif.  O seviyede bir makine için fiyatı uygun.  Uzun yol ve özellikle Avrupa seyahati düşünenlerin bakması gereken bir model.  
Triumph’un 2 silindirli klasik motorları da 5 farklı model ile fuarda idi.  Nefis makineler.  Speed master bonny, klasik tarz sevenler için düşünülebilir.  Fuarda bu sınıfda benim dikkatimi çeken diğer motorlar ise BMW 90T(ve saçma sapan fiyatı),  Motoguzzi, Kawasaki W800, ve tabi Royal Enfield.
Ducati cephesinde ise Panigale, 990’lar, Mulitstrada’nın farklı versiyonları yer almışlar.  Enteresan olan Diavel.  Bildiğim kadarı ile Ducati bu motoru Harley’e rakip olarak düşündü.  Veya Chopper Cruiser  severlere farklı bir yaklaşım ile bu motoru tasarladı.  Benim bu sınıf ile ilgim olmasa da Ducati’yi yenilikçi yaklaşımı sebebi ile tebrik etmek gerek.  Multistrada çok şık ve güçlü.  Rakibi ise daha çok BMW S1000XR.  Hedefi tur motoru olmak ve az biraz da toprak yol gibi.  Desmo motoru seviyorsanız Korlas’ı ziyaret edin derim.
 
 
Kawasaki ile devam eder isek, standın geçen sene olduğu gibi merkezinde yer alan H2 ilgi odağı idi.  Malum üretilen en güçlü motor vs.   Bu motor ile ilgili bir sürü makale test var.  İlgilenen bakabilir.  (Açık ara en komik test Barkın Bayoğlu’nun Youtube’daki testi).
H2’yi bir kenar kor isek benim ilgimi aşağıdakiler çekti.
Versys 1000, 4 silindirli nefis bir yol motor. 17” jantları ile sağlam 
makinesi ve uygun fiyatı ile orada idi. Genel ürün kalitesi de gayet başarılı.  Spor Touring olarak GTR 1400 hemen yanında yer alıyordu.  Bu 2 modelde çok kullanışlı ve seri makineler.  2 kişi Avrupa turları için mutlaka bakılmalı.  FJR1300 ve BMW GTL 1600, BMW RT, Thropy sınıfında bu makineleri de düşünmek ve değerlendirmek gerekli.
Standında yanında ise klasik W800 vardı.  19” ön jantı ve son derece cazip fiyatı ile. Bu motor 10 yılı aşkındır Avrupa’da satışta.  Gezi de yapılabilecek bir motor.  Çok da şık.
 
Alt katta yılın diğer sürprizi ise Ural ve Royal Enfield markaları ve farklı seçenekleri idi.  Demek ki 60 yıl aynı motoru yaparsanız ve iflas etmezseniz bir şekilde kullanıcı bulabiliyorsunuz.  Motorlar çok farklı ve estetik olarak dikkat çekiciler.  Ural sepetli ve sepetin tekerine giden bir şaft ile 2 teker çekişli.  Ve fakat sepetli motor ile viraj almak ayrı bir teknik.  İstanbul’un kaotik trafiğinde bence tehlikeli.  Fiyatlar ise çok yüksek.  Elde ve sınırlı sayıda imal ediliyor olabilir.  Ama sonuçta eski teknoloji ürünler.  BMW R71’den esinlenen (2. Dünya savaşında Almanya’dan gizlice kaçırılarak!) üretilen makineler bunlar
https://en.wikipedia.org/wiki/IMZ-Ural           
   
Royal Enfield malum lisans ile Hindistan’da  1955 yılında üretime başlıyor.
http://royalenfield.com/aboutus/overview/
İngiltere deki ana firma zaman için iflas ediyor.  Ama Hindistan’da imalat devam ediyor.  Çok şık motorlar getirmişler fuara.  Ve elektrikli start, disk fren (!) gibi özellikleri de eklemişler.  Garajda şık duracak 2. Motor olabilirler.  Çok da farklı oldukları için sohbet başlatma özellikleri var. Ama klasik istiyorsanız bence yukarıda bahsettiğim markalara bakın ve güncel teknolojiye sahip motorları tercih edin.  Özellikle İstanbul trafiğinde frenajı ve amortisörleri en iyi motoru tercih edin derim.  İstanbul dışında daha sakin ve medeni trafiği olan yerlerde (Antalya İzmir ilk aklım gelen yerler) durum farklı olabilir.  Onu da anlayışla karşılarım.
 
Suzuki Doğan Holding ile fuarda idi.  Umarım bir atılım yaparlar.  İşleri zor. Ama bir yerden de başlamaları gerekli. 
 
KTM, geniş ürün gamı ile fuarda idi.  Ben daha çok 2 silindir seyahat makinelerine baktım.  1050’ye koydukları o ön amortisörler hiç olmamış diyerek başlamak isterim.  Whitepower amortisörlerin sahibi olan KTM neden adam gibi ayarlanabilir düzgün amortisörler koymaz anlamak mümkün değil.  1290’a kadar tüm adventure yada macera serisini sergilemişler.  Çantaları ve aksesuarları ile.  Genel olarak fiyatları pahalı.  Ama bunlar iyice düşünülüp alınacak ve uzun yıllar ve uzun seyahatler boyunca binilecek makineler.  Önce test edin derim.  Sonra da bütçe yapın niyetli iseniz.   İyi tarafı seçenek olarak KTM’de Türkiye pazarında aktif.  Biz enduro severler için iyi bir haber.
 
Yamaha bu sene XSR 700’ü tanıttı. Motor Retro ve MT07’de kullanılan makineye sahip.   XSR900’ü ise göremedim.  Zira stand ciddi kalabalık idi.  Tracer gene ilgi odağı, MT09’da.  Tenere bir çok Türk gezgin tarafından farklı coğrafyalarda kullanıldı.  Kendine bir hayran kitlesi de oluşturuyor. FJR balistik füzemiz de orada idi. Yalnız fiyatları ciddi artmış. Geçen seneki cazip fiyatlar kaybolmuş.
 
FERCO geniş bir standda Aprilia Vespa MotoGuzzi’yi tanıtıyordu.  Geniş bir ürün yelpazesi ile.  İlginç bir elektrikli bisiklet te vardı ama bilgi alacak kimseyi bulamadım.
 
Bu noktada bariz bir sorunu yazmak isterim.  Firmalar uzun bacaklı mankenler yerine standda ne sergilendiğini bilen elemanları istihdam etmeliler.  Bunları eğitmeli ve hazırlamalılar.  Zira ciddi para verdikleri fuarda gerçek meraklı potansiyel alıcıları ancak böyle yakalayabilirler.  Neticede sunulan ürünün teknolojisini tasarım kriterlerini anlatmalılar ki verim alsınlar.  Elindeki selfi çubuğu ile bu mankenler ile fotoğraf çektiren yurdum ergenlerinin müşterileri olduğunu ben pek sanmıyorum. 
 
ABD ‘li ve elektrikli motosiklet üreticisi ZERO CYCLES, Antalya’da organize olmuş. ’lı bayileri kanalı ile katılmış idi.
http://www.zeromotorcycles.com.tr/
Firma oldukça iddialı.  Ürünleri gere menzilleri gerekse güçleri çok iyi.  50 Beygirden başlıyor,  fakat esas olay tork değerleri 92NM!  Menzil ise en az 130km,  211km olan versiyonu da var.  Bunu ABD’de kullanan arkadaşım son derece memnun.  Sıfır emisyon, çok düşük şarj bedeli var, ve yıllık MTV YOK! Buna karşın şu an fiyatları 10.000EU’dan başlıyor.  Bu bayağı yüksek.  İlerde üretim adetleri yükselince fiyatlarda düşer ümidindeyim.  Kalabalık şehirlerde sıfır emisyon ile çok güzel bir alternatif.
Meraklısına Indian ve Victory fuarda idi.  Harley Davidson’ı göremedim.   Buna karşın kullanıcı adayı onlarca motosiklet grubu üyesi deri yelekleri ile fuarda idiler.  Belkide hedef kitlelerini bu fuarda görmüyorlar.
Haydi bu kadar yeter.  Tekeriniz düz bassın diyerek bitirelim.

F800GS Zincir Bakımı

Son zamanlarda zincirden ses gelmekte ve 1 ve 2. viteslerde motor freninde gariplik hissetmekte idim.  2011 model motor 17.000 KM ‘de ve halen orijinal zincir takılı.  Zincir hem ses hemde sürüş hissiyatı ile bakım zamanının geldiğini söylüyordu.Motoru orta sehpaya aldım ve sırası ile aşağıdaki işlemleri yaptım.
1- Önce zincir koruma için plastikleri sökmek gerek.
Bu işlem için gerekene TORX anahtarını bulamadım.  Halbuki 4 parça orijinal avadanlıkta vardı diye hatırlıyorum.    Dert etmedim ve arka plastik koruma ile ön dişlinin önündeki plastik korumayı söktüm.  Ön dişliyi koruyan plastik parçanın 2 vidasının gevşek olduğunu fark ettim.   Ön dişlinin orada  beni bir sürpriz bekliyordu.  Resimde göreceğiniz üzere orijinal anahtar düşüp oraya bir şekilde sıkışmış! Ön dişliye gelse olmadık sıkıntıya sebep olabilirdi!  Tahminim koltuğun altındaki yerinden sarsıntı ile düşmüş olması yönünde.
2- Mazot ve bir bulaşık fırçası ile zinciri ve dişliyi temizledim.  Bez ile iyice sildim.  Kir pas aktı ve zincir tertemiz oldu.  Ön dişli koruması altından çıkan çamur yağ karışımı bulamaca dikkat!
3- Plastik korumaları yerine taktıktan sonra zincirdeki boşluğu ölçtüm.  4 cm civarında idi.  Bunu almak için arka tekeri tutan somunu gevşettim.  Ayar vidalarına baktığımda ise beni 2. bir sürpriz bekliyordu.  Tekerin sol tarafındaki ayar vidası tam sıfır oturmuyor yani boşluk vardı.  Buda arka tekerin çarpık durması demekti.  Demek ki arka teker patladığında tamirciye götürmek için söktüğüm tekeri yerine iyi monte etmemiştim!!!!!

Arka vidaları yarım santim kadar her iki taraftan da gevşettim. Ve sabitledim.   Tekeri tam olarak yerine oturtup ana somunu güzelce sıktım.  Tekeri döndürüp zincirde kasma olup olmadığını kontrol ettim. Herşey normaldi.

Sıra geldi test etmeye.  Sonuç mükemmel.  Zincirdeki ses ve 1/2. vitesteki o kararsız durum kayboldu.  Motor lineer ivmeleniyor ve motor frenine güzel cevap veriyor.
Sizlere önerim peryodik olarak zincirinizi temizliğini, gerginliğini, plastik korumaları tutan vidaları  kontrol etmeniz olacak.  Ayrıca sele altındaki 4 parça takımı da (tonavida, kurbağa anahtar torkx anahtarı) kontrol edin.

"4 Motor 6 Gezgin 12 Ülke Yollarda 24 Gün" Yazar Süleyman Münci Kaynak

Münci bey ilk defa yurt dışına hemde motorla çıkıp 24 gün Avrupayı gezmiş.  Üşenmemiş anılarını yazmış, bastırmış. Öncelikle bu çabası sebebi ile kendisini tebrik ediyorum.

Kitap grupta yer alan ve daha sonra ülkemizdeki bir kazada hayatını kaybeden Seçkin ve Erol arkadaşların anısına da ithaf edilmiş.  Allah rahmet eylesin.

Kitabın adında anlaşılacağı üzere 6 kişi 4 motor yazın yapılan bir gezi bu. Yunanistan’dan İtalya’ya geçiş ve İsviçre, Almanya, Belçika, Avusturya, Lüksemburg, Hollanda ve Fransayı kapsıyor.

Yazar detaylı olarak yolda yaşadıklarını yazmış.  Hazırlıklardan başlamış, yapılan harcamaları da detaylandırmış.  Avrupa’da ağırlıklı olarak kampinglerde konaklamayı tercih etmişler.  Nadir otelde kalmışlar.

Grup içinde genelde bir ahenk var.  Malum bu tür uzun yolculuklarda gezginler arasında sorunlar yaşanabilir.  Farklılıklar hele 24 gün süren bir gezi sürecinde ciddi sorunlara ve grubun parçalanmasına yol açabilir.  Ekip bu durumlara düşmeden uyum içinde hareket etmeyi becermiş.

Gezi esnasında gezginlerin özel hayatlarına da kısa dokunmalar var.  Mesela yazarımız ailesi ile daha çok vakit geçirebilmek tatil yapabilmek için emeklilik yaş gelince sahip olduğu işletmeyi satıp emekli oluvermiş.  Enteresan.

Kitabın başında ise geziye katılan 2 gezginin

Ben aynı geziyi yapsam sanırım daha az yol yapmayı ama kaldığım şehirlerde ekstra gün harcayıp ziyareti derinleştirmeyi tercih ederdim.  Diğer bir alternatif ise isterseniz motorunuzu RORO gemileri ile Trieste’ye önden gönderebilirsiniz.  Organizasyon dahilinde siz uçak ile Slovenya üzerinden Trieste’ye gidip motoru teslim alabilirsiniz.  Bu şekilde gidiş ve gelişte 3 ila 4 gün kazanma şansınız olabilir.

Kitaba döner isek kolay okunuyor, eğer bölgeye ziyaret düşünüyorsanız bilgiler aktarıyor.  Ben İtalya ve Alplerde geçen kısımları daha ilginç buldum.  Hızlı hareket edildiği için derine inebilen bir yolculuk değil ama buda gezginleri tercihi sonuçta.  Benzeri gezgin kitaplarının artması dileği ile.