Kategori: Hayat

“İRFAN KİPMAN” hakkında ek bilgiler

İrfan Kipman ve motosiklet ile dünya seyahati hakkında daha önce yazmış idim.  Yaptığı gezi ve hayatı hakkında araştırma yaparken bakın ne buldum.
Kaynak, bir mezat sitesi. Orijinal metin aşağıda.
İrfan Bey oldukça renkli bir hayat yaşamış.
1940 – 1950 yılları arasında müzik ile uğraşmış. Tango söylemiş.  Tango Notaları kitabı yayınlamış.  Orkestra kurup Amerika’da turlamış.  Amerika’nın sesi radyosunda program hazırlayıp sunmuş.
1950’li yıllarda Eşi İrma ile Washington’a taşınmışlar. Müzisyenliğin yanına radyoculuğu ve tercümanlığı eklemiş. Yazıya göre motosiklet ile yaptığı dünya turunu dökümante etmiş. Yukarıda bu geziye başlarken Dolmabahçe önünde görülüyor.  Dökümante ettiği bu gezi hakkında fotoğraf, resim belki de film bulmak bakalım mümkün olacak mı?
Ve Türkiye’den çini seramik almaya koleksiyona başlamış.Yazıya göre servis dışına çıkarılmış bir Amerikan Savaş Gemisini satın alarak, topladığı bol miktarda çiniyi ABD’ye taşımış.  Gene yukarıda Türk Süsleme Sanatı isimli bir sergide çekilmiş fotoğrafı var.
1960’lı yıllarda Malaga’Ya taşınmışlar.  1988 yılında ölene dek Malaga’da yaşamış.
Bu gizemli gezgin hakkında bakalım başka detay ne bulabileceğiz.  1949 yılında böyle bir geziyi düşünüp hayata geçirmek takdir edilmesi gereken bir hareket.  O yıllarda ki dünya ise bugün artık yok.  Ne enteresan bir çok ülkeye gitmek savaş gibi sebepler sonucu artık mümkün değil.  İrfan Bey’in bu hatıratı hakkında bilgisi olanlardan tekrar yardım rica ediyorum.

Irfan Kipman (1919-88) was born in Istanbul in 1919 to a wealthy mercantile family. He studied languages, reputedly speaking nine fluently. He studied journalism, and composed music, publishing tangos in the 1940s-50s. He was an accomplished accordion player and toured the USA with a band of fellow Turkish musicians. He studied and collected both antique and contemporary Turkish ceramics, and was considered a connoisseur in this field. In the late 1940 Irfan was offered a position with The Voice of America, the US radio station, where he directed and hosted his own radio program from Turkey. In the 1950s, he and his wife Irma moved to Washington D.C., where he worked both as a journalist and translator, whilst touring as a musician. In 1950 he did a very well known and documented world tour on his Harley Davidson motorcycle. He regularly travelled back and forth between the U.S.A. and Turkey where he regularly purchased large quantities of tiles and tile mural panels which he took back to the US to decorate his home and those of his Turkish friends. Due to the huge quantity of tiles that he had acquired in Turkey, Irfan purchased a surplus naval vessel from the US Navy (c. 1949), which he personally sailed to the US loaded with crates of tiles. Irfan retired to Malaga in Spain in the 1960s, where he lived until his death in 1988.”

“Bir Ege Macerası” Kazancakis’in izinde

Çetin Kent ismini yelken dünyasında bir çok kişi bilir.  İlk kitabı “Sarıldım Minik Teknemin Halatına” yazarın deniz ile yelken ile tanışmasının çok samimi ifadesidir.  Deniz ile ilgileniyorsanız mutlaka okumalısınız.
cetin-kentk_983623683452606Yazarın yeni kitabı  “Bir Ege Macerası” Şubat 2017’de Naviga yayınlarından çıkmış. Boat Show’da gördüm ve derhal aldım.  Bu kitapta Kazancakis’in izinden Yunanistan’a yapılan gezi anıları var. Uçak ve feribot ile yapılan gezide yelken yok. Ama çok daha fazlası var.
Yazar gezdiği yerlere ait tarihi bilgileri  çok güzel aktarıyor.  Mesela Persler ile yapılan savaşta direnen Sakız adası savaşçılarını okuyoruz. Girit’in son dönemlerinde yaşananları Tahmisci-zade Mehmet Macid’in ağzından dinliyoruz.  Osmanlı’nın tek bir gemi gönderse elinde tutacağı adayı nasıl kaybettiğini okuyoruz.  Ve tabi Averoff zırhlısını öğreniyoruz.
Azra Erhat, Halkarnas Balıkçısı ve düşüncelerini okuyoruz.
Kazancakis’in baba evine gidiyoruz ki söz konusu evi Girit’li taksi şoförü dahi bilmiyor.  Hatta karşılaştığı kimi Yunanlılar Kazancakis’i tanımıyor!
Bu basit bir gezi kitabı değil.  Aynı zamanda tarihe yapılan kısa bir yolculuk.  Unutmayalım ki yazar sırt çantasında bir sürü kitap ile bu geziye çıkmış!
Tavsiyem Zorba filminin müziği eşliğinde bu kitabı okumanız.
Güncelleme:  Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları isimli kitabını sahaflardan buldum.  Notlar için tıklayınız.

5. Soru Sendromu!

Çocuğunuz var mı?  Varsa muhtemelen okula gidiyordur.  Ve sizde veli toplantılarına gidiyorsunuzdur.  Tabi bunun öncesinde belkide okul tanıtımlarına veya genel toplantılara gittiniz veye gideceksiniz.  Durun size bir kaç ipucu vereyim.

1- Öncelikle okul öncesi çocuklarınız ile bolca vakit geçirin ve bu zamanın kıymetini bilin, tadını çıkarın.  Neden mi?  Hayır çocuk büyüdükçe sizden uzaklaşacağı için değil.  Henüz milli eğitim ile uğraşmak zorunda olmadığınız için.  Bu konuda tecrübelerimi ara başlıklar halinde ilerde belki yazarım.

2- 5. Soruya dikkat
Bu güzel günler biter ve bazılarımız okul arayışına gireriz.  Bu okul tanıtım günlerinde size bir takım sunumlarda bulunurlar (gitmeden Montesori nedir diye bakın, çünkü hep duyacaksınız).  Bu toplantılar müşteriler pardon veliler de sorular sorarlar.  Burada 5. soruya dikkat.  Bu noktada film kopar ve garip sorular başlar (saçma demek daha doğru aslında).  Tabi bu ilk deneyim daha tam durumu anlamazsınız.

Haydi bir okula girer çocuğunuz.  Ara sıra genel toplantılar yapılır okulda.  Gidersiniz tabii. Farklı konularda bilgiler aktarırlar.  Ve gelinir soru cevap faslına.  Hoop 5. soru!

En kötü örneğini ise bir Lise tanıtımında yaşamış idim.  Göreceli başarılı Lise ortaokul son sınıf öğrencilerine tanıtım yapmakta.  Öğretmenler samimi ve sıcak bir ortamda biz 10 kadar veli adayına tanıtım yaptılar. Sorulara geçtik.  Ve o ana dek susan belli ki büyük bir firmada pek önemli pozisyonu olan şahsiyet aldı sazı eline.  Amanda aman.  Soru sormuyor ben ne kadar önemliyim propagandası bir ego patlaması.  Tabi ki 5. kişi idi söz alan :).  Muhterem okulun üniversiteye yerleştirme başarısını sorguluyor ve küçümsüyor. %99 yerleşme sağlayan yurt dışında çok ciddi üniversitelere öğrenci gönderen bir liseyi üstelik.
2 kontra ile adamı geçiştirdik (çünkü öğretmenler şaşkınlık yaşamakta idiler).
Aman 5. soruya dikkat….

Vecihi Hürkuş 1. Kitap “HAVADA”

vecihi hurkus.pngTürk havacılığında önemli bir isim Vecihi Hürkuş.  Pilot, Uçak Mühendisi, tasarımcı ve imalatçı.  Daha sonra hava yolları kurup işletmeciliğini de yapan bir kişi.
Hayatını anlattığı ilk kitabı HAVADA Osmanlı son dönemi ile Kurtuluş Savaşı sırasındaki hayatını anlatıyor.

Dehşet bir hayat hikayesi, Kafkaslarda esir düşüyor kaçıp kurtuluyor.  Hurda uçakları tamir edip uçuyor.  Keşif uçuşlarını, hava muharebelerini okurken Kurtuluş savaşı sırasında yaşananları da bu açıdan öğreniyoruz.  Mesela Konya’da ayaklanma olduğunu (biraz araştırınca 30’a yakın ayaklanma ile de uğraşıldığını) idrak ediyoruz.  Karşı tarafın elinde onlarca uçak varken bizim ordudaki 2 uçak ile yapılanlar kahramanca.

Bu kitabı mutlaka okuyun.  Tahminim takip eden kitapları da alacaksınız.

Vecihi Bey anısına bir dernek müze de kurulmuş.  Orada ek detayları da bulacaksınız.
3. Hava limanına ismi verilmesi için bir de kampanya yapmışlar.

 

İrfan Kipman, 1949’lerden bir motorize seyyah

m-irfan-kipman
Dolmabahçe’den hareket, sepetli motorlara dikkat!

İsmine bir dergi makalesinde yaşadım Mehmet İrfan Kitapman Beyefendinin.  2 Temmuz 1949 yılında yayınlanan “Her Hafta” dergisinde hakkında 1 sayfa haber ve motosikleti üzerinde resimleri vardı tabi ki siyah beyaz.  Rota dehşet. Tam bir dünya turu.  Bugün bu rotayı yapmak zor.  Yollar daha iyi, motosikletler de öyle.  Her yerde işe yarayan GPS’lerimizde var.   Ama mesela İrfan Bey’in rotasında yer alan Kabil’e karadan gitmek kabil değil artık!

m-irfan-kipman-resim-2Biraz daha araştırınca İrfan Bey’in müzisyen olduğunu tangolar beslediğini öğrendim.  Nallıhan’da kaza geçirip iyileştiğini ve yola devam ettiğini.  Sonrası için ise bir bilgi yok.

İrfan Bey’i tanıyanlar varsa hatıratını bilenler bana yazarlarsa sevinirim.

 

m irfan kipman rota.jpg

m-irfan-kipman-makale-1m-irfan-kipman-makale-2

Gogol Bordello Burada idi seneler evvel!

Gogol Bordello ismini duymuş olmalısınız.  Hani şu pek meşhur “start wearing purple” ile ismini duyuran ünlenen müzisyenler topluluğu.  Hatta İstanbul’da konser de verdiler.  Gidenler çok iyi vakitte geçirdiler.

Kimdir bunlar?  Gypsy Punk band, türkçe meali roman punk grubu.  Şarkı sözleri neşeli ve provakatifdir. Sürekli göçlerden, mültecilerden, müzikten ve en önemlisi vazgeçmemekten ayakta kalmaktan bahsederler.  Örnek verelim teri gelmişken;
We rise again
My strange uncles from abroad (ki bu pek bir eğlencelidir)
Immigrada (we’re coming rougher every time!)
ve tabiki “Wonderlustking“!

Web sitelerinde aşağıdaki gitar resmini gördüm, paylaşayım istedim,  buyurun.  Dikkatle bakın resme.

gogol guitar

 

Taziye Evi!!!

Devlet babanın alım ve ihalelerinin yayınlandığı bir site var EKAP!  Oldukça akıllı bir çalışma.  Burada siz yapılan belde belediye şehir kurum vs bazında alımları takip edebilir ihaleye girmek için gerekenleri teknik ticari öğrenebilirsiniz.  Şeffaflık açısında güzel bir çalışma.

Şimdi gelelim işin “taziye” boyutuna. Üzülerek görüyorum ki bir çok belediye “Taziye Evi” ihalesine çıkıyor.   Şu anki ihale sayısı 30’a yakın!  Hatta Sivas belediyesi Taziye Karavanı alıyor!   Demek ülkemizde buna ihtiyaç var.  Hani sosyal etkinlik için bir yapı ama öne çıkan burada TAZİYE!

Ne denebilir ki?  Buda ülkenin yaşadığı travmanın bir ölçütü olabilir mi?  Mesela Belçika’da böyle bir Taziye Evi ihtiyacı var mı?  Yada mesela Roma’da?

Yazık bu ülkeye ve insanlarına!

Son Sultan Ahmet Ertegün “Rock’n Roll’un” Yükselişi

ertegün son sultanEvet kitabın adı oldukça uzun.  Ama Atlantic Plağın kurucusu Ehmet Ertegün’ün hayatı söz konusu olunca, gayet normal.  Kitap oldukça kalın ve kapsamlı 550 sayfaya yakın.  Sizi sürüklüyor ama bir oturuşta okunması mümkün değil.

Doğru da değil çünkü 1920’lerden başlayıp 2000’lere dek süren hikaye bu.  Öncelikle Ahmet Ertegün’ün babasının kısa bir öz geçmişi var. ABD’deki ilk Türk Baş Konsolosu olan Mehmet Münir Beyefendinin Osmanlı’da memur iken Yeni Türk Cumhuriyetine yani Ankara’ya sorunları çözmek için gönderilir!  Mustafa Kemal İstanbul’u tanımadıklarını ama kendileri ile vatandaş olarak görüşeceklerini söyler.  Sonunda da kendilerini “rehin” alarak Ankara’ya götürür!  Türkiye Cumhuriyetini bu şekilde net olarak tanıyan Ahmet Ertegün kendini ABD başkonsolosu olarak bulur.  (Lütfen arada geçen olaylar için kitabı alınız).

Saygı duyulan, fikir danışılan bir elçidir.  ABD başkanı 2.Dünya hakkında fikirlerine başvurur mesela!

Ahmet Ertegün 2 yaşında ülkesinden ayrılmıştır.  Okul hayatı başlar.  Ağabeyi Nesimi ile müzik hele zenci müziği jazz blues onlar için tutkudur.  Unutmayın ırkçılığın zirvede olduğu ABD’de zenciler batakhanelerde çalmaktadırlar.  Ahmet sürekli bunları takip eder ve plak biriktirir.  O kadarki ilk işlerine sermaye olması için satacak kadar!  Tüm ülkeyi gezer sanatçılar keşfeder. Atlantic gelişir. Ray Charles Atlantic Records’un sanatçısıdır mesela.

Enteresan olan Ahmet Ertegün zamanı geldiğinde şirketi JAzz ağırlıktan Roock’n Roll’da dominant bir duruma getirmeyi de bilir.  Rolling Stones ile anlaşma yapar.  Yıllarca çalışırlar.  1998 yılında 75 yaşında iken Kid Rock’ı keşfeder.  Enerjisi bu kadar yoğun bir insana saygı duymak gerekir.

Tabi iş hayatında ayrılmalar birleşmeler, satın almalar hepsini yaşar.  Şirketini de bir kayıt stüdyosunu yönettiği gibi yönetir.  Hayır aslında kayıt stüdyosunu çok ama çok daha mükemmeliyetçi olarak yönetir. Sanırım Still and ANsh kayıt yaparken anılarında derlerki stüdyoya gelen Ahmet’in nasıl sound’u yakalamalarına ön ayak olduğunu anlatırlar.  Aslında bu tüm sanatçıları içinde geçerlidir.

Peki bu kitap niye okunmalı;

Artık geri gelmesi mümkün olmayan 1930 ile 2000’ler arası müzik dünyasına  veya genelde o döneme ilginiz varsa,

Rock’n Roll tarihine müziğine ilginiz varsa,

Başarılı bir iş adamını tanımak istiyorsanız,

Mutlaka okuyun derim.

 

Haftadan kalanlar

time-machine-blog-image“Biz bu işler için yaşlandık.”   Linkedin’in MS tarafından satın alındığını duyan KA.

“İşe geri dönmek istiyorum.”  1 hafta önce daha iyi bir kariyer için işten ayrılan KK.

“Karakterin, kaderindir!”        Yahudi atasözü

 
Sabırlı olmayı ve akıllı çalışmayı bilmek lazım…mış.  Zaman sanki doğruları gösteren bir rehber.  Veya zaman, insanları sürekli sınayan değerlendiren bir usta.  Durmamak ve yola devam etmek gerekli.  Karamsarlığa kapılmak, şikayet edip durmak, haksızlığa karşı adalet beklemek zaman kaybı.

İnsanın özellikle de İstanbul’da Türkiye’de yaşadığı tecrübeler , kapıları kapatmasına, karamsarlığa zemin hazırlıyor.  Bu zemin de verimliliği, mutlu olmayı ve elindekinin kıymetini bilmeyi engelliyor.

Bu tuzağa düşmemek şart. Gerekiyorsa çevrendekilere kulaklarını tıkayıp çalışmaya üretmeye devam edeceksin.  Sağlıklı isen elin ayağın tutuyor ise üretebileceğin şartları da yani ortamı da sen yaratacak ve yola devam edeceksin.  Tabi ki ekip olarak.

Dediğim gibi zaman sana doğru yolda olduğunu mutlaka gösterecek!time-machine-blog-image

Beyoğlu!

Lise ve Üniversite yıllarım geçtiği İstiklal Caddesinden Tünel’e doğru yürüyoruz, üstelik oğlumla!

Taksim meydanına taşlar döşeniyor,  malum gezi olaylarından bu yana beton olarak duruyordu!  Gençten biri soruyor Gümüşsuyu otobüs durakları nerede?  Gümüşsuyu’nu biliyorum, hemde nasıl.  Ama otobüs durakları kim bilir nerede?

Atatürk Kültür Merkezi halen harabe gibi duruyor.  Başlanan ve tamamlanamayan güçlendirme çalışmaları ve politik hamleleri oğluma nasıl anlatsam?

Tünel otobüs duraklarını Fransız kültürü anlatıyor, Hacı Abdullah’tan bahsediyorum ona. Dinlermiş gibi görünüyor.  Peki ama ilk plaklarımı aldığım KARAKEDİ PLAKÇISI nerede? Oda mı zamana yenildi?

Tabi İNCİ Profiterol’de yok!  bu arada açılan bir tomar ET lokantası var.  Bunlar zincir ve aynıları İstanbul’da birçok yerde var.  Arada otele çevrilmiş ve eski hüviyetini kazanmış binalar restoranlar gözüme çarpıyor.    Galatasaray’da ilk protesto gösterisi.  Tutuklu yakınları,  Rus Konsolosluğu yanında ise Çeçen grubu protesto ediyorlar.  Bu iki grubun arasında dilini dahi anlamadığım müzikler çalan 2 güzel grup var.
Arada Sn Antuan  Kilisesine giriyoruz.  Orada yaşayan arkadaşlarımı anlatıyorum, evlilikleri Noel kutlamalarını.  Bilerek cenaze törenlerin pas geçiyorum.

Ferhan Şensoy halen Ferhangi Şeyler oyununa devam ediyor.  2000. oyun olmuş. Anlatıyorum, Cem Yılmaz’ın daha bir politiğidir diye.  Sanki dinliyor, bir ara gideriz diyorum.  Cevap Bakarız!  Tabi bir daha sefere o tiyatro hala orada ise bakarız.

Demirören AVM dışı korunmuş garip yapı.  İçi gene boş.  Alt katta Medamarkt bir katı kapatmış.  Gene sakin bir hali var. arada alışveriş yapan tabi ki Ortadoğu’lu turistler de olmasa iyice boş kalacak. Giriyoruz Medyamarkt her yerdekinin aynı.  WC’yi kullanıp çıkıyoruz.

Varıyoruz Tünele, köşedeki t-shirt mağazasında Istanbul temalı t-shirtler alıyoruz. Yurt dışına hediye.   Ardından salıyoruz müzik dükkanları arasından aşağı salıyoruz.  Sağlı sollu dükkanlarda İstanbul ve Zilciyan zillerini anlatıyorum. Arada hang drum’ın yerli muadili
AQUA DRUM satan bir mağazada kısa süreli duruyoruz.

Selanik Pasajı önünde esnaf Beşiktaş’ın şampiyonluğunu marş ve meşaleler ile kutluyor. Karaköy alt geçidinde aranan elektronik parça yok, adres Doğu İşhanı!.  Köprüde balıkçılar mesaiye devam.  Bir şeyler de tutuyorlar.  Eminönü iskele önü kalabalık.  Ortadoğu ülkelerinden gelen turistler bu sene ağırlıkta.  Bolcada Istanbul’lu dışarıda, gene de sakin sayılır bir Cumartesi için.

Ve aranan parça Doğu İşhanın’da da yok.  Çıkıyoruz.  Konyalı’da kızartma yok, sulu yemekler de delikanlı’ya hitap etmiyor. Sirkeci Mado’da eh bir çorba ile başlayan yemek gene eh işte bir ana yemekle bitiyor.

Dönüş metro ile hızlıca.

Tavsiyem belli aralıklar ile gezin Beyoğlu’nu.  Arada kendi ufak tarihi çok derin yapılar göreceksiniz.  Bu fırsatı kaçırmayın.