Kategori: Uncategorized

Motorsiklet Fuarı “2017”

2017_turkiye_motosiklet_fuari_2017-660x330Evet senenin malum ayları ve geldik yeni bir motosiklet fuarına. İzlenimleri yazmak gerek.
En büyük fark bu sene giriş ücretli.  Ve katılımcı firmalara verilen davetiye sayısı oldukça sınırlı davetiye verilmiş durumda.  Bilet fiyatları da düşük değil.  Buna benzer bir uygulama 2 hafta önceki Boat Show Fuarında da uygulanmıştı.
Sanırım öncelikle sektör gerek ilgi ve alakayı ölçmek istiyor. Mankenler ile fotoğraf çektirmek için yarışanlar bu sene daha bir azdı.  Doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Ama öğrencilere dönük farklı bir fiyat kategorisi de düşünülmeli önümüzdeki sene.
Gelelim Fuara; her zamanki gibi üt kat üretici firmalara alt kat ise satışta yapan mağaza ve daha küçük firmalara ayrılmış durumda.  Fuarı detaylı gezmek için en az 1 net gün lazım.  Ben daha çok gözüme çarpan ve ön plan çıkanları yazmak istiyorum.

17YM CRF250 RallyHonda CRF250Rallye’yi tanımakta idi.  CRF 250’ye grenaj takılmış.  Enteresan asimetrik ön farlara sahip.  Etkin olduğum bir ön camda var.  Offroad ağırlıklı gezi yapmak isteyenlere uygun bir motor gibi duruyor.  20.000TL….. Bence yarım grenaj daha uygun olurdu.  özellikle offroad sırasındaki sürüşler için.  Öte yandan 250cc’deki rekabetin artması güzel bir durum.
Yeni Africa Twin gene yerini almıştı standda.   Gerek DCT gerekse düz versiyonu orada idi.  Belkide fuarın en iyi fiyat/performans oranına sahip motoru idi.  Aksesuarları da sergilemekte idiler.  Egzoslar, çantalar, konfor seleler gibi.

vs900maxresdefaultYamaha,  MT09 ve 07 ile başlattığı atağa devam ediyor.  Biliyorsunuz 09 3 silindirli 07 ise 2 silindirli.  Her ikisi de çok kullanışlı makineler.  Ve fakat 09 performansı ile heyecan veriyor.  Gerek MT09 gerekse Tracer09’u test ettim.  Şimdi bunların yanına retro XSR900 eklenmiş. Nefis renk seçenekleri ile orada idi.
07 platformu üzerinde de aynı seçenekler var.  07 versiyonların fiyatları da daha düşük 09’a göre.  Tabi 07 yakıt tüketimi de daha düşük.  MT07, Tracer07, XSR07!!!!  Bravo Yamaha.
Ama neden o muhteşem SUPER TENERE standın en arkasında onu anlayamadım.  1 litre uzun yol makinesi olarak daha önde olmalı idi.
Gelelim SUZUKİ’ye.  takip edenler biliyor, 2003 yılında aldığım VSTROM DL1000 motoru 60.000km kullandım.  Çok da memnun idim.  Ve fakat Suzuki mootsikleti geliştirme konusunda çok yavaş.  Hatta sıkıcı olacak kadar yavaş.  2003’den buyana geçen süre içersinde DL650 piyasaya sürüldü.  Çok ciddi talep gördü.  Sanırım 2015 yılında, yani piyasaya çıktıktan 13 sene sonra VSTROM1000’de yeni tasarım ürünü tanıttılar. Farklı ön far, daha verimli motor ve amortisör vaat ettiler.  Fena da durmuyordu hani.  Ama bu sene fuarda sunulan VSTROM 250 olmamış.  Evet binmek ve test etmek lazım. Ama ilk görüntü ergonomi ve sundukları yavan.  Bir de o fosforlu sarı renkleri kim seçti ise, artık bilemiyorum bence motosiklet tasarlamasın.  Mesela pavyon dekorasyonu yapsın bizde kurtulalım.  Evet bence fuarın bence en çirkin motoru idi!
Vstrom’u bir yana koyarsanız Hayabusa tüm heybeti ile orada idi.  Yeni SV650’de bence naked tarz için yakışıklı makine.  GSX-S100F  uzun asfalt yollar için çok güzel, çok güçlü.
ktmimagesKTM’e geçeyim buradan.  Bu sene standda farklı seçenekleri sundular. 1 litre üzerinde çok yakışıklı ve farklı seçenekleri var KTM’in.  Sürekli motorlarını geliştiriyorlar ve durmuyorlar.  Bunu takdir etmek lazım.  Enduro, Tur ve Naked (DUKE) serisinde çok farklı güzel seçenekler var.  Tabi bir de 200 250 450 sınıflarında kross enduro ve şehir kullanımına dönük motor seçeneklerini komple getirmişlerdi.  Hani bir yarım gün burada harcanabilir.  Kısaca gelişime ara vermeyip sürekli çalıştıkları için KTM’i tebrik ediyorum.
HUSQVARNA da orada idi.  KTM’nin satın aldığı Husky 701 benim hoşuma gitti.   690 platformu üzerine inşa edilmiş.  (Husky’nın kendi teknolojisi de bu arada sanırım kaybolup gidecek).  Test etmek isterdim.
Triumph Bonneville ve Bobber serisini 900 ve 1200 cc olarak size sunuyor.  Retro seviyorsanız şık makineler.  Ve tabiki Tiger 800 ve 1200 çok ciddi düşünülmesi gereken motorlar.  Her ikisi de çok şık ve teknik olarak güçlü.  Daha fazla kullanışlı olması sebebi ile 800 bir adım önde.
Burada bir ara verelim motorlara.  Anlaş Türk lastik üretici de geniş bir stand ile ürünlerini Sergiledi.  Kışın kullanıyorsanız kış lastiklerine bir bakın.  Ve tabi CAPRA serisi çok ilginç.  Yunuz ve Şahin ekiplerinin CAPRA-R kullandığını öğrendim.  Daha dişli olan sürümü ise CAPRA-X.  Yumuşak hamurlu lastikler, yapılarında Kevlar’da kullanılmış.  Africa’ya 2 lastik olarak düşünebilirim.
itu-end-tasAlt katta gözüme çarpanlar arasında İTÜ Endüstriyel tasarım bölümü öğrencileri de vardı. Farklı tasarımlarını sergiliyorlardı.  Çok hoşuma gitti.  Umarım bu konuda bizden güzel tasarımları yollarda görürüz.
Kawasaki, Moto Guzzi, Ducati, Enfield, Ural motosikler de fuarda idiler.  Ayrıca bol miktarda Scooter seçenekleri de.  Bu detaylar için sizin fuarı ziyaret etmenizi rica ediyorum.
Evet şimdilik ön taslak bilgiler bunlar.  Umarım 2017 yılında ülkemizde huzur hakim olur ve keyifle motorlarımızı süreriz…..
kedicik20170225_201631 (2).jpg

 

Hobbit House Balat

Murat ve Sinem bir araya gelmişler kurmuşlar.
Her ikisi de geri dönüşüme inanıyor ve sizlerin eşya ve elbise oyuncak kullanmadığınız ne varsa alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtıyorlar. 5 yıldır Balat’dalar.  Mahalle mahalle gezip dağıtıyorlar.
Murat’ın yanındaki Berivan.  Sınıfında en önde Matematik öğretmen olmak istiyor.
Sİnem’in yanındaki ise Emel.  Günlük tutuyor.  Yardım dağıttıkları evlerde gördüklerini yazıyor.  İlerde yazar olmak istiyor.

Çocukları alıp müzelere tiyatrolara götürüyorlar.  Onlara destek verip okulda geri kalmamalarını sağlıyorlar.

Evde bir bakın eski kullanılmayan ne varsa talipler.  Derleyip iletiverin ama elden ama kargo ile.  Çorbada tuzunuz olsun.

Facebook sayfaları

“Anadolu ve Ermenistan’a Yolculuk” Antonie Olivier

anadolu-yolculuk0000000699974-1

Kitabın kapağında yazan bu.  Merak edip aldım ve okudum.  Yazar İstanbul’dan başlayıp at sırtında Diyarbakır’a gidiyor. Oradan kuzeye yönelip Trabzon’a varıyorlar.  Gemi ile İstanbul’a geri, dönüyorlar. At sırtında karadan yaptıkları yolculuları 93 gün sürüyor.

Balkan ve Rus savaşlarında yenilgi ile çıkmış Osmanlı idaresi hakkında yazılanlar çok ağır. Geçtikleri şehir kasaba ve köyler hakkında da yazılanlar felaket.  Kısaca özetlemeye çalışır isem;
Yazar geçtikleri bölgelerde padişahın fermanını sunuyor ve yanına eşlik etmesi için asker veriliyor.  Konuştukları Osmanlı Vali ve benzeri yöneticiler sürekli değiştikleri için bölgeye hakim olamadıkları görüşünde.  Askerlere maaşları verilmediği için bir kısmı görevlerini savsaklıyor.
Bölgede misyonerler aktif.  En ücra köşelerde bile çalışan Amerikalı misyonerler var. Yazar bunları öve öve bitiremiyor.
Türk köylü kasabalı şehirliye demediği kalmamış.
Bölgede yaşayan Rum ve Ermenilerde yazarın gazabına uğruyorlar.  Pis olduklarından başlayıp cahilliklerine kadar yazmadığı kalmamış.
Balkanlar ve Kafkaskardan gelen Türkmen ve Tatar göçmenlerde nasiplerini alıyorlar.  Eskişehir yöresinde Türkmenler için hırsız yağmacı nitelemesini kullanırken Urfa civarında onlar için olumlu sözler kullanıyor.  Ne oldu da görüşü değişti meçhul.
Tatarlar için genelde olumlu sözler sarf ediyor.  Nasıl oldu ise onlar çalışkan ve geldikleri yere uyum sağlayan emekleri ile katkı yapanlar nitelemesinde bulunmuş.
Kürt köyleri ve ahalisi için yazdıklarını lütfen kitaptan okuyun.
Osmanlı Paşalarının çoğu için ise alkolik rüşvet alan ve sürekli yerleri değişen yöneticiler görüşünde.
Yazara göre Osmanlı askeri için ise mert savaşcı, ama üstlerinin cephede hata yaptıklarını düşünüyorlar demiş.
Ve kitapta sürekli tekrarlanan, yerel halkın İngilizlerin gelip yönetimi devir almalarını hayal ettiği yönünde bir görüş var.  Bu devamlı tekrar ediliyor.
Yazar kitabın son kısmında ise İngiltere’nin kesinlikle karışmamasını öneriyor. Bırakalım ne halleri varsa görsünler görüşünde.
Burada duralım.  Peki bu kitabı kim yazmış? Yani Yazar KİM?
Demir yolu Mühendisi olduğu iddia edilen Henry C. Barkley.
1857 ile 1896 yılları arasında Bulgaristan’da yaşadığı kitabın girişinde yazıyor.
Ben kendisi hakkında bir tek aşağıdaki kısa linki buldum.
https://en.wikisource.org/wiki/Author:Henry_Charles_Barkley

Peki kitabın kapağında ismi geçen Antonie Olivier kim?   Kitabın ön sözünde künyesinde hiçbir yerinde bahsedilmemiş. Yalnızca kapakta ismi var o kadar.

Amazon üzerinden yazar adı ile yaptığım araştırmada ise bu kitabın orjinaline rastladım. 1891’de basılmış, en azından kapağında Antonie Olivier’in ismi yok.  Yazar Bulgaristan hakında da kitaplar yazmış. Hatta çocuklar için okul kitabı da yazmış.  Buradan hareket ile Henry C Barkley nam yazarın Balkanlar ve Anadolu hakkında bilgi sahibi olduğu düşünülebilir.
Amazon’daki kitap

Daha önce aşağıdaki kitabı okumuş ve blogda duyurmuş idim.  Bir yerde her iki kitapta Osmanlı’nın son yıllarını özetliyor.  Alınacak dersler var.  Hele de günümüzde.
20. Yüzyılın başında Makedonya

Bir yerde aklıma halen bir çok Orta Doğu, Kafkas ve Afrika ülkelerinde görev yapan Türk mühendisler geliyor. Ne dersiniz onlarda bu şekilde izlenimlerini yazsalar, fena mı olurdu.

 

 

 

Son Sultan Ahmet Ertegün “Rock’n Roll’un” Yükselişi

ertegün son sultanEvet kitabın adı oldukça uzun.  Ama Atlantic Plağın kurucusu Ehmet Ertegün’ün hayatı söz konusu olunca, gayet normal.  Kitap oldukça kalın ve kapsamlı 550 sayfaya yakın.  Sizi sürüklüyor ama bir oturuşta okunması mümkün değil.

Doğru da değil çünkü 1920’lerden başlayıp 2000’lere dek süren hikaye bu.  Öncelikle Ahmet Ertegün’ün babasının kısa bir öz geçmişi var. ABD’deki ilk Türk Baş Konsolosu olan Mehmet Münir Beyefendinin Osmanlı’da memur iken Yeni Türk Cumhuriyetine yani Ankara’ya sorunları çözmek için gönderilir!  Mustafa Kemal İstanbul’u tanımadıklarını ama kendileri ile vatandaş olarak görüşeceklerini söyler.  Sonunda da kendilerini “rehin” alarak Ankara’ya götürür!  Türkiye Cumhuriyetini bu şekilde net olarak tanıyan Ahmet Ertegün kendini ABD başkonsolosu olarak bulur.  (Lütfen arada geçen olaylar için kitabı alınız).

Saygı duyulan, fikir danışılan bir elçidir.  ABD başkanı 2.Dünya hakkında fikirlerine başvurur mesela!

Ahmet Ertegün 2 yaşında ülkesinden ayrılmıştır.  Okul hayatı başlar.  Ağabeyi Nesimi ile müzik hele zenci müziği jazz blues onlar için tutkudur.  Unutmayın ırkçılığın zirvede olduğu ABD’de zenciler batakhanelerde çalmaktadırlar.  Ahmet sürekli bunları takip eder ve plak biriktirir.  O kadarki ilk işlerine sermaye olması için satacak kadar!  Tüm ülkeyi gezer sanatçılar keşfeder. Atlantic gelişir. Ray Charles Atlantic Records’un sanatçısıdır mesela.

Enteresan olan Ahmet Ertegün zamanı geldiğinde şirketi JAzz ağırlıktan Roock’n Roll’da dominant bir duruma getirmeyi de bilir.  Rolling Stones ile anlaşma yapar.  Yıllarca çalışırlar.  1998 yılında 75 yaşında iken Kid Rock’ı keşfeder.  Enerjisi bu kadar yoğun bir insana saygı duymak gerekir.

Tabi iş hayatında ayrılmalar birleşmeler, satın almalar hepsini yaşar.  Şirketini de bir kayıt stüdyosunu yönettiği gibi yönetir.  Hayır aslında kayıt stüdyosunu çok ama çok daha mükemmeliyetçi olarak yönetir. Sanırım Still and ANsh kayıt yaparken anılarında derlerki stüdyoya gelen Ahmet’in nasıl sound’u yakalamalarına ön ayak olduğunu anlatırlar.  Aslında bu tüm sanatçıları içinde geçerlidir.

Peki bu kitap niye okunmalı;

Artık geri gelmesi mümkün olmayan 1930 ile 2000’ler arası müzik dünyasına  veya genelde o döneme ilginiz varsa,

Rock’n Roll tarihine müziğine ilginiz varsa,

Başarılı bir iş adamını tanımak istiyorsanız,

Mutlaka okuyun derim.

 

Hoşgörü lazım ama…..

Hoşgörü olmaz ise toplumda birlik nasıl olacak?  Ülkemizde ve bulunduğu coğrafyada hoşgörü araki bulasın! Toplumsal huzur ve barış için bu çok gerekli.  Kişisel ilişkilerde, hatta aile içinde aile fertleri arasında da.

Sürekli karşı tarafı suçlayan, eleştiren hoşgörüsüz yaklaşımlar fiziki şiddet olum hayatımızı dolduruyorlar.  Futbol sahalarında da, Millet Meclisinde de. Bir kavga hali sürüyor.

Eline silah almış dağa çıkmış tiplerden bir beklentimiz yok zaten.  Onlarında zaten hoş görülmek gibi kaygıları yok.  Yaptıkları eylemler sonucu zaten hak ettikleri de yok.

Buna karşın toplum içinde buna çok ihtiyaç var normal bizim gibi bireyler arasında.  Umarım toplum bu yönde de gelişme gösterir zaman içinde.

hoşmerim

Suriye Tatlı İşleri Fatih’te

Gazetelerde hafta sonu eklerinde Suriye Restoranları hakkında haberler tek tük çıkmaya başladı.  Bilenler bilir Suriye Mutfağı tek kelime ile muhteşemdir.  Ve yıkılmadan yağmalanmadan önce bir çok ismini yalnızca Suriyelilerin bildiği restoranları vardı….

Modern dünya Suriye’ye demokrasi (!) getiremeye karar verince her yer tarumar oldu.  Ve kaçan göçen Istanbul’a varabilen Suriyeli ustalar Fatih’te dükkanlarını açmışlar.  Üretiyorlar.  Bugün aradığımız lokantanın kapandığını görünce yanındaki dükkana girip tavsiye aldık.  Dükkanda herkes Suriye’li çat pat Türkçe biliyorlar.  Ne istediğimiz sordular, kebap diyince hemen yanımıza birini kattılar.  Ara sokakta yer alan salaş bir lokantaya gittik.  Aslında burası bir kasap.  Yanda da ocak yanıyor.  Önden nefis yeşillikler tabule kıbbe humus üstüne karışık kebap ve meşhur çayları.  Her şey o an taze hazırlanıyor.  Ve dikkatimizi çeken adamlar diğer restoranlara da et satıyorlar.  Tam yerindeyiz yani.  Ustanın oğlu yarımda olsa tükçe biliyor.  Unutmadan tabak isterseniz arapçası SAHAN.
Birde adamlar Der Azur’dan göçmüşler.  Benim yıllar önce bir iş için gitmişliğim de var.  Palmyra’ya yakın bir şehir!


Yemek bitti döndük tatlıcıya.  İsmi Saniora.  Meşhur Suriye işlerinin hepsi var.  Fiyatlar Suriye’den de ucuz gibi geldi bana.  Yada 5 sene öncesinden hatırladığım kadarı ile. Karışık aldık, künefe aldık.  Tabi hepsinden tattık.  Çok başarılı.
suriye tatlıcı11
Öncelikle bizim pastane erbabı gitmeli aslında.  Istanbul da bu iş o kadar sıradanlaştı ki. Hep aynı tatlılar aynı yerlerde birbirinin kopyası gibi.  Fatih’e gidip o küçük dükkanda iş nasıl özenle yapılır görmeliler.

Tavsiye edilir.

 

 

Bernard Lewis Tarih Notları

Bernard Lewis Türkiye ortadoğu ve İslam Tarihi üzerine uzman bir tarihçi. Bu son anılarını içeren kitabını 95 yaşında yazmış.  Kapakta göreceğiniz üzere Buntize Ellis Churchill ile birlikte.

Kitapta Türkiye ile ibernard Lewis.jpglgili farklı bölümlerde konular geçiyor.  Ve bunlar asında bir döneme de ışık tutuyor.  Yazarımızın Kaddafi’den Papa’ya, Cheney’den Turgut Özal’a kadar dönemin çok önemli politik dini figürleri ile birebir ilişkisi olduğunu da okuyarak öğreniyoruz.

Anılarını okumak aslında dünyada belli bir coğrafyanın nasıl kendi kendini açmazlara soktuğunu (o
rta doğu) ve burayı çözelim derken 3. ülkeler tarafından durumun nasıl daha da karıştığını görüyoruz.  Tarih profesörü Lewis İngiltere’de başladığı kariyerine Kaliforniya’da devam ediyor.  Ortadoğu’dan da bir çok öğrencisi oluyor.  Onlar ile bağlantısını elinden geldiğince canlı tutup öğrencilerini takip ediyor.

bernard lewis Tarih Notları11. Kısım da Paris’te yargılanması var.  Tavsiye ederim okuyun.  Yargılanma sebebi ise Ermeni Soykırımı dememesidir.  Konu nasıl çarpıtılır, Fransa’da bu iş nasıl politik hale gelir, ibret verici.

Keza 13 Bölüm Siyaset ve IRAK savaşı kısmı da ilginç.  Bu bölümde yaptığı öneriler bölgeye teğeden inme demokrasinin gelmeyeceği yönünde.   Düşüncesi bölge insanının bir ahenk ve istişare içinde çözümler araması.  (Irak hakkında okuyacağınız tek kitap bu olmamalı elbette).

 

Yazar özel hayatını da açıyor.  Evliliklerini ailesini.  Kitapta eş yazar olarak kapakta ismi Geçen Buntzie Hanım ile olan tanışması çok hoş.

400 sayfanın üzerinde ve yer yer hızlı geçişler olan kitabı bir yerde bir dönemi biraz daha anlamak açısından okumanızı tavsiye ederim.

Osmanlı Köprüleri

Dilimizde köprüler ile ilgili bir çok atasözü var,
– Köprünün altından çok sular aktı,
– Köprüyü geçene kadar, Ayıya Dayı denir,
– Deli Dumrul’un köprüsü gibi,
Bunlar ilk aklıma gelenler.

Türküler de var, “Köprüden Geçti Gelin” gibi.

Yandaki köprü Osmanlı’dan kalma, Arnavutluk’ta bir yerlerde.   Gidip görmek nasip olur inşallah.

Tasarruf Şart!

Her gün her şekilde enerji krizinden, artan benzin elektrik doğal gaz fiyatlarından etkileniyoruz.  Ve aylık masraflar sürekli artıyor.
Hatta Türkiye’nin bütçe açığının önemli bir kısmını yurt dışına ödenen enerji faturası oluşturuyor.
Aşağıdaki grafik 2011 itibarı ile fotoğrafı veriyor.  73Milyara ulaşan bütçe açığının yarısından fazlası tam 40 milyar doları Enerji faturasından geliyor.  (Kaynak Denizbank aylık bülteni).

Basit tasarruf önlemleri ile bireyler çok fark yaratabilir.
Evinizdeki işyerinizdeki aydınlatma armatürlerini elden geçirin.  Ciddi tasarruf sağlarsınız.  Evde sürekli yanan lambalarınızı enerji tasarruflu lambalar ile değiştirin.  Ara sıra lambaların tozunu alın.  Çok fark edecek.
İşyerinizde ise flörosan armatürleri bir gözden geçirin.  Tozlanan kirlenenleri temizletin.  Işık veriminiz artacaktır.  Ofisiniz için bir profesyonele proje çizdirip ışık hesabı yaptırın.  Modern armatürler ile aynı ışığı daha az watt kullanarak karşılarsınız.  Hele ofisinizdeki armatürler eskidi ise.  Bir de olayın dış aydınlatma boyutu var.  Park otopark bahçe gibi yerlerde kullanılan armatürler çok daha güçlü.  Bunlarda yapılacak çalışmalar ile ciddi enerji tasarrufu mümkün.
Peki ya petrol’e verilen paralar?  Burada da yapılacak çok iş var.  Bunları da başka bir yazıda ele alırız.