“Hayata Yolculuk” Parasız Bisiklet ile Hasan Söylemez!

KiHasan Söylemeztaba bir kitapçıda rast geldim.  Üzerindeki etiket sökülmüş, okunmuş havası vardı.  Kapakta yazar 5 parasız bisiklet ile yaptığı Türkiye turunu vaat ediyordu.  Kısaca baktım, uzatmadan aldım.  İlk bakışta İstanbul’da iş temposundan ve yaşamdan isyan edip yola vuran biri daha diye düşündüm.

Kitabı aldıktan 2 ay sonra sıra geldi,  başladık okumaya.  Daha ilk kısımda Hasan’ın hiçte  sıradan olmayan yolculuğunun farkına varıyor insan. Evet gazetecidir ve günlük yaşamdan fena halde sıkılmaktadır.  Sonrası ise aslında planlı gelişir.  Bisiklet edinir.  Antrenmanlara başlar.  Ve Delta bisiklet ile tanışır.  Hasan bedava ücretsiz herhangi bir talepte bulunmamaktadır.  Bedelini çalışarak ödemek üzere yemek, barınma istemektedir.  Bu temel ve basit talebine çoğunlukla çok sıcak tepkiler almaktadır.

hasan soylemez dogu beyazıt

Hasan’ın yaptığı hem çok basit hemde çok ama çok zor!  Bisiklet ile binlerce kilometre yol yapmak aslında çok basit.  İhtiyacınız olan bir bisiklet malzemeler ve inanç sabır sebat….. Motosiklet ile kıyaslarsanız çok basit ve ucuz bir seyahat tercihi.  Üstelik çevre ile yoldaki insanlar ile çok daha fazla iletişim içindesiniz.

Öte yandan o pedallara sürekli basmak zorundasınız!  Eğer bir fiziki sorununuz yok ise eminim yolda hızla form tutar daha sağlıklı bir hayata da dönersiniz.  Peki tüm bunların üzerine bir de bu geziyi çalışıp para kazanarak yapmaya ne dersiniz?

Neden bu kadar zorlanayım, araba ile motor ile uçak ile gezerim diyor olabilirsiniz.  İşte o zaman bu kitabın sonundaki renkli karelere yani anılara sahip olamazsınız güzel kardeşim.  Türkiye’nin o güzel sıcak insanlarını bu kadar yakından tanıyamazsınız.

Dikkatimi çeken bir diğer konu ise ille de uzaklara gitmek zorunda değil insan.  Hasan’ın anıları İstanbul il sınırlarına varır varmaz başlıyor aslında.  Su ve dinlenme için durmak zorunda.  Yol kenarındaki satıcıları, köy kahvelerini tercih ediyor.  Ve bisiklet kendi deyimi ile aslında bir iletişim aracı oluyor.  Sohbet hızla başlıyor,  çaylar içiliyor…  Başka bir araç ile bu hızda bu samimiyette iletişim bence zor.

Peki yolda ona hediyeler iletenlere ne denir.  Düşünün her uğradığı benzinlikte bir paket onu beklemektedir.  Sonunda gizemli yardımsever ortaya çıkar. Araba ile seyahat eden bu yardımsever Hasan’ı yolda geçer. İnce bir düşünce ile benzinliklerde mola vereceğini tahmin ederek ona ufak hediyeler hazırlar.  Sonuncu da ismi telefonu da vardır.

Özgürlüğün aslında çok ucuz bir şey olduğunu belgeleyen bu kitabı okumanızı ispat eden bu kitabı tavsiye ederim.

hasan soylemez pic

Reklamlar

Prag Motorcycle Show

prag motorcycles showPrag’ta denk gelince gitmemek olmazdı.  Enteresan bir organizasyon. Triumph, Ducati, JAWA, Moto Morini, NORTON (evet NORTON) Harley Davidson, KTM orada idi.  Enteresan olan 4 Japon’dan kimse katılmamıştı.  Tabi aksesuar giysi satanlarda standlarını kurmuşlardı.

Norton Commando modeli ile fuarda idi.  Ayrıca bir yarış motoru da yapmışlar V4 makine, 230 Beygir! İngiltere’de üretiyorlarmış.  Ucuz değiller ama çok şık ve farklılar.

Son çadırda yer alan modifiye/custom artık ne dersiniz motorlar ile lokal klüpler çok renkli bir ortam yaratmışlar.  Aşağıda resimlerden seçmeleri bulacaksınız. Eski JAWA’lardan harikalar yaratmışlar.  Bir çok lokal motosiklet festivali de var.  Dünyadaki en eski HOG (Harley sahipleri klüp Çek Cumhuriyetinde kurulmuş.  Harley Davidson
5 – 8 Temmuz 2018 tarihlerindeki festival ile 115. yılını kutluyor Prag’da.  Ve bu festivale ROLLING STONES gelecek imiş!!! Ne tür motora binerseniz binin buyurun gelin diyorlar!
https://h-d.prague115.com/

Aşağıda karma modifiye/Custom motorları bulacaksınız.  İyi seyirler.

 

2018 Motobike Istanbul

Fuar her zaman olduğu gibi Yeşilköy’deki Fuar alanında organize edildi.  Cumartesi günü ziyaret ettim.  Üst katta ağırlıklı üretici firmalar altta motosiklet aksesuarı giysi vs de satan firmalar yer almışlardı.
Kawasaki dışındaki büyük üreticilerin hepsi fuarda idi.  En son modellerin çoğunu getirmişler.  İçinde bulunduğumuz ekonomik durum göz önüne alınırsa gene de şanslıyız.
EMOK olarak gene üst orta kısımda idik.  Üyelerimiz ve dostlarımız ile buluştuk. Şimdi hızlı bir fuar turu ile izlenimlerimi paylaşmak isterim.

Honda yeni Goldwing ile yeni Africa Twin ADV modelini getirmiş.  stand çok kalabalık idi.  GW yeni tasarımı bence çok güzel.  Motor hafiflemiş ve güçlenmiş.  Daha iyi bir tur motoru olmuştur.  Ön amortisörlerde sürpriz bir değişiklik var.  Fiyatı ise oldukça yüksek.  Farklı sürümlerini bu tür motor severler değerlendirmeli.
Yeni Africa Twin daha büyük bir depo (24,2 lt) ve gösterge (full dijital) sunuyor.  O kadar büyük depoya gerek var mı?  Benim yok mesela (normal depo 18,8lt).  Boş ağırlık olarak da 10kg daha fazla standart Africa’ya göre.   Ama Mavi Beyaz rengi çok güzel.  Hani sırf o renk için de alınabilir. Bunun yanında Africa fuarda en iyi fiyat performans oranına sahip olan Enduro motoru.

BMW yeni F850’yi fuara getirmiş.  Motor 95HP gücünde, dolu ağırlık (tam dolu depo ile) 229kg.   Yeni amortisörler ve göstergeleri ile çok şık olmuş.  (Benim eski kasa F800GS 85 Beygir ve dolu ağırlık 215kg idi). 18.000EU’dan başlayan liste fiyatı ise çok yüksek.
Burada bir parantez açalım.  Enduro motoru nerede kullanacağınız önemli.  F800 hafifliği ve seri motoru ile sert toprak patikalarda offroad’da rakiplerine göre çok başarılı idi.  Oldukça da az yakıyordu. Ama deposunun 14 litre olması özellikle ana yollardan uzaklaşınca endişe ettiriyor idi.  Yeni f850’de yakıt deposu çok az 1 litre büyürken ağırlık 10kg artmış.

KTM, full seri fuarda idi. 1290 serisi dolu ağırlığı (23kg yakıt ile) 250kg, motor ise 160HP!!!  Önümüzde çok ama çok ciddi güçlü bir enduro var.  Bu gücü offorad’da kullanabilmek için mutlaka eğitim alınmalı ve spor yapılmalı.  Fiyat performans olarak söyleyebileceğim bu gücü kullanabilecek bilgi ve beceriniz varsa zaten pek rakibi olduğunu zannetmiyorum.  Asfalt zeminde otobanda gaz açmak değil bahsettiğim,  toprakda çamurda bu gücü kullanabilmek önemli olan.  Spor moto diğer tek silindirli safkanları da sergiliyordu.  Yalnız 690’ı göremedim. Euro4 uyumlu olmadığı için gelmiyor diye bir duyum aldım.

Husqvarna da fuarda idi.  Yeni 701 çok güzel.  Hafif ve güçlü. 700cc, 145kg, ve 74HP gibi bir güçten bahsediliyor!!  Eğer yolunuz Moğolistan ise işte bu lazım.  200kg+ motorlar ile o yollar çok zor.  Amortisörleri, şasisi çok kaliteli.  Motor çok yüksek.  Ve Çok güçlü.  Bence tek sıkıntı ise fiyatı! O günkü kur ile 60.000TL çok yüksek bir rakkam.

mt25 fuar

Fuarda Yamaha standında 09 ve 07 şasisi üzerine sunulan naked, touring ve retro modeller çok ilgi çekiyorlardı.  Super Tenere de orada idi, MT10’da.  Ama benim dikkatimi arkada duran bir motor çekti.  MT25 şasisi üzerine yapılmış bir cafe racer.  Bunu Avrupa’dan mı getirdiniz soruma deneyimli Yamaha Eğitmeni Metehan gülerek gel seni tasarımcısı arkadaşlar ile tanıştırayım dedi.  Evet iki TÜRK kardeş nefis iş çıkarmışlar.  Amaçları bu parçaları standart hale getirip tüm dünyaya satmak.  Motorda dikkati çeken özellikler özel imalat aluminyum benzin deposu, güçlü frenler, nefis deri sele, genel ahenk ve renk uyumu. Kendilerini tebrik ediyorum. Bunker Motorccyles firmasının web sitesinde diğer detayları bulacaksınız.


Ducati standında da GB Motor tarafından modifiye edilen 2 farklı scrambler dikkati çekiyordu.  Çok özenli ve güzel bir çalışma çıkarmışlar.  Bu motora standında yer veren Korlas’ı tebrik ederim.

“Haşırt Dı Blekbord” Kitap

hasirttheHaşırt the blackboard veya haşırt to the blackboard,  lise yıllarında nereden geldiğini tam da hatırlayamadığım bir laftır.  Hani kara tahtaya sözlüye kaldırılan ve birazdan kırı not alacak olan arkadaşlarımız için söylenirdi,,, galiba!
Zafer Algöz’ün son kitabının adı da bu.  Öztürk Serengil’in İzmir’de yaşadığı bir hikayaden geliyor.
Kitapta Alagöz’ün tiyatro sanatçısı olarak yaşadıkları var.  İsmen tanınan bir çok sanatçı aktör, tiyatrocu ve komik olaylar.  Santana ile ilgili olan kısmı İnternet’te her halde okumuşsunuzdur.  Bunun yanında bir çok farklı olay anı da var tabi.  Mesela Anadolu’da “Zırtçılar” diye bir tür meddahlar olduğun bu kitaptan öğrendim.  Trabzon’un Ganita kayalıkları ile doğası da kitap ta yer almış.
Açılışındaki ilk kısımdan son bölüme kadar gülerek okunan bir kitap.  Tavsiye ederim.

Kumda bir Çizgi

line in the sand comparo

12 Şubat 2018 Güncelleme:
Bu kitabın Türkçe baskısı Pegasus yayınlarından çıktı. Kitabın Linki:  “Kırmızı Çizgi” paylaşılamayan toprakların yakın tarihi.  Tavsiye ederim.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan karmaşa ve savaşları anlamak için geçmişe bakmak lazım.  Pico Sykes anlaşmasını duydunuz mu?  Kitabın kapağında yer alan haritaya bakın.  Birde bugünkü Irak ile Suriye arasında yer alan sınıra bakın.

James Barr tarafından yazılan kitap İngiltere ve Fransa arasında bölgeye hakim olmak verdikleri mücadeleyi hatta gizli savaşı belgeleri ile anlatıyor. O kadar çok belge isim ve kaynak var ki  adeta ders kitabı gibi.  Bu kitabı aslında Türkçeye çevirip okullarda okutmalı, ki oynanmakta olan senaryoyu iyice anlayalım.  (evet kitabın Türkçe baskısı an için yok).
Kısa başlıklar yazarsak;
Lawrence eli ile Arap milliyetçiliği ile Osmanlı’ya karşı ayaklanma başlatılır.  Tabi tüm Ortadoğu hükümranlığı için Araplara sözler verilir.

Arka planda İngiltere ve Fransa Irak ile Suriye’yi paylaşırlar. Mr Sykes Ortadoğu hakkında uzman olduğuna Arapça ve Türkçe bildiğine Londra Hükümetini inandırmıştır.  (ki her iki dili de bilmemektedir kendisi).  Bir ucu Kudüs’te olan bir çizgi çekilir.  Üst taraf Fransa alt taraf ise İngiltere’ye ait olacaktır. Kenara da İsrail devletinin temelleri atılır.  Tabi bu planda ayaklanan ve Osmanlı’ya karşı savaşan Arap kabile ve milliyetçilerinin haberi yoktur!  Lawrence’de sonradan öğrenir, evet satılmıştır.  Bu ne ilk ne de son olacaktır bu bölgede.  Lawrence geri çağrılır, ve kızağa çekilir.  Görevini tamamlamıştır.

İngiltere ve Fransa birbirlerini zayıflatmak için el altından savaş başlatırlar.  Bu arada gerek birinci gerekse ikinci dünya savaşında müttefik olan Fransa ve İngiltere Ortadoğu’da bir yandan Alman istilasından çekinir öte yanda birbirleri ile kıyasıya mücadele ederler.

İlk başlarda bölgenin geleceğine bölge halkları karar versin diyen ABD, akabinde ve detayında petrolden pay ister hatta net olarak alır!

Önce Fransa Suriye’yi kaybeder.  Derken Lübnan’da kabine seçilir.  Bu arada Fransız ordusu yerel halka Şam’da ateş açar vurur öldürür.  İngilizler Irak’tan çekilir.

Son olarak İsrail’de hükümran olan İngilizler kendilerini bir terör dalgasının içinde bulurlar.   Hayfa Limanında 25 Kasım 1940’da PATRIA isimli gemi batırılır.  Gemide Avrupa’dan kaçan Museviler vardır. 1800 yolcudan 267 kişi ölür.  Gemiyi İsrail’li direniş örgütü Hagannah Fransız desteği ile batırmıştır gibi kötü söylentiler vardır.  Gemi Fransa’dan gelmiştir. Limana yolcularını boşaltmasına ise Kudüs’te hükümran İngilizler izin vermemektedirler!
1942’de ise Struma faciası yaşanır.  Romanya’dan Istanbul’a Musevi mülteciler ile gelen gemiye İsrail’e gitme izni verilmez.  Gemi Karadeniz’e açılır ve batar. Birkaç kişi kurtulur.   (Mavi Marmara’mı dediniz?  Ne enteresan rastlantı değil mi?).
Sonuçta İngilizler de Kudüs ve İsrail’den çekilirler.

Arada birde kurulan ismi Türk kendisi tamamen yabancı olan bir de petrol şirketi vardır.

İngilizce biliyor ve Ortadoğu bu hale nasıl geldi diyorsanız, bu kitabı edinip okuyun.

Şubat 2018 Güncellemesi:  Kitabın Türkçesi KIRMIZI ÇİZGİ adı ile Pagasus yayınlarından çıktı.  Kaçırmayın.

 

 

 

 

 

ÇÖP ve Sorumluluk

litter bugBu fotoğraf İstanbul’da bir fast food restoranında çekildi. Çocukları ve ailenin büyüğü dahil bir aile hamburgerlerini ısmarladılar.  Yediler ve bu çöp yığınını arkalarında bırakıp gittiler.  Resmin sağ üst köşesinde ise çöp kutusunu görüyorsunuz.  Zahmet edip tepsilerini 1.5 metre mesafedeki çöp kutusuna dökmediler.  Mutlu mesut arabalarına bindiler ve gittiler.  Resimde görünen yaşlı teyze ise onlara yetişmeye çalışan nineleri!
Bazen bir resim binlerce kelime ile anlatılamayacakları izah eder.
Ne düşünüyorlardı acaba?
“Hey parasını verdik aldık ve tükettik!  Bu kadar.  Bizden sonra oranın elemanı temizler olur biter.  Tabi masamızdaki çocuklarımıza da harika ötesi örnek olduk.  O çocukları da kendimiz gibi yetiştiriyoruz, daha ne yapalım.”
İkinci bir nokta ise lütfen ortaya çıkan atık miktarına dikkat edin.  Basit bir öğle yemeğinden sonra bu kadar çöp üretmek size doğru mu?

Wish you were here.

gul1
Gül Göksel

Ne denebilir ki.  Yaşlar ilerler. Aileniz ve çevreniz genişler.  Hep iyi haber gelecek değil ya, bazen de sağlık haberleri alırsınız.  Bizden uzak olsun dersiniz, ama nereye kadar!
Bir bakarsınız en yakınınıza kadar gelmiştir ölüm, belki de değişmeyen tek gerçek.

Sıralı olsun dersiniz, Allah çektirmesin dersiniz.  Dua edersiniz.  Bir insanın gösterebileceği temel belkide içgüdüsel tepkilerdir bunlar, bilirsiniz.

Ah sevgili Gül, çok erken oldu bu.  Pırıl pırıl bir insandın. Aileni hep en önde tuttun, kendini ihmal ettin.  Öte yandan başarılı bir iş kadını idin. Firmanı kurdun, başarılı oldun.

Nur içinde yat, ve mekanın cennet olsun.  Seni hep hatırlayacağız.

 

Kocaeli Motosiklet Festivali 2017

komodo band trimmedAdsız

Kocaeli Motosiklet Klübü KOMOTO ilk festivallerini Kerpe’de düzenlemişler. Benim de son anda haberim oldu. 19 Ağustos Cumartesi sabahı yola çıkıp gitmeye karar verdim. Yol İstanbul’dan 2.5 saat, tabi eğer otoyol üzerinden giderseniz.

Kendime farklı bir alternatif rota buldum. Amacım mümkün olduğu kadar ikincil yollardan hatta orman yollarından gitmek idi. Sanırım becerdim stabilize toprak derken 4.5 saatte vardım Kerpe’ye, ana yolları tercih etmeyerek ne kadar iyi yaptığımı is dönüşte anladım.  Çünkü bu yollar çok daha güvenli.
EMOK bünyesinde bu festivallerin ilklerini yaşadık. Çok uğraştık çok insan tanıdık. Şimdi her hafta sonu farklı bir ilde festival var. Bu güzel bir gelişme, gördüğüm kadarı ile izimiz hakikaten yol oluyor.

Rota ve yolda yaşananlar ile başlayalım. Istanbul Kerpe arası ne kadar farklı olabilir diye düşünebiliriz. Buyurun detaylara;
3. Köprüden karşıya geçtim ve hemmen Riva çıkışından çıktım. Riva’yı pas geçip Göllü’ye geldim. Burada stabilize bir yola denize doğru (Kuzey) saptım.Bu patika/stabilize/toprak yol google maps’de var. Enduro motor ile çok keyifli. Ormanın içinden gezinerek Karakiraz’dan asfalta bağlandım. Aslında bu yol Sahilköy’e kadar gidiyor imiş. Bir daha sefere. Asfalta çıktık ve benzin göstergesinin ikazına bakarak ilk benzinciye girdim. Benzin alırken arka planda fiberglas’tan üretilmiş Lamborghini Countach kaportalarını gördüm. Kim yapıyor deyince güneş gözlüklü isminin Harun olduğunu öğrendim kişi ile sohbet başladı. Az ilerde bir hot rod bahçede buggyler dağınık duruyor. Countach’lara V8 motor takıyorlarmış.  İyi ki benzinim bitti de durdum derken istasyona içinde 3 adet “tip” ile Renault 21 girdi. Gaz kesitler camı açıp bir şey soracak gibi oldular. Derken istasyonda uyumakta olan bir köpeğe doğru ağır hız yaklaştılar yaklaştılar hop dur demeye kalmadan hayvanı eziverdiler. Geri al filan derken aracı kullanan ve insana benzeyen yaratık ileri sürdü ve hayvanı çiğneyiverdi. İstasyon görevlisi geç arabaya saldırdı ortalık karıştı gazlayıp kaçtılar. O ana dek tavla oynayan ve bana araçları gösteren çocuklar şoka girdiler ağlamaya başladılar. Harun minibüse atlayıp peşlerinden gitti. Ee bende bakayım dedim. Nasıl bir ruh hali içinde olduklarını anlayamadığım tipleri bulsam tek başıma ne yapacağımı da ayrıca düşünürken yolda Harun’a rastladım, ve ardından renault 21 ile 3 tipe! Uzatmayalım, sürücüyü nasıl ikna etti ise minibüse alan Harun Benzinliğe doğru döndü. Geçerken her şey kontrol altında der gibi bir el hareketi de yaptı. Bu kadar garabet yeter diyerek arka yollardan Kerpe’ye devam ettim.
Yolda insan düşünüyor ve anlam veremiyor. Sirk gibi bir ortamda yaşıyoruz. Bir sürücü nasıl bir evrim geçirip bu cehalete ulaşır? Bilemiyorum.

Akşam 19:00 gibi Festival alanına ulaştım. Yolda işaretleme ben hiç görmedim. Ama festival bir plajda olduğu için bulmak çok da zor olmadı. Kayıt olduk içeri girdik. O sırada hediye çekilişleri zaten başlamış idi. Plajın hemen önünde konser için sahne kurulmuş. Güçlü bir ses sistemi var. Diğer tarafında ise MStech, Honda, Polo, ve benzeri firmalar stand açmışlar. Kimi ürün tanıtıyor kimi ise aksesuar vs satıyor. O sırada gözüme kamuflaj giysileri ve yarı otomatik silahlar gezinen birkaç kişi çarptı. Anlam veremedim. Daha sonra bunların Kocaeli taktik atıcılık (ismi tam hatırlamıyorum) derneğinden olduklarını anladım. Zira standları da vardı. Ben bir motosiklet festivaline bunu yakıştıramadım. Herkesin eğlendiği hoşça vakit geçirdiği alanda ellerinde replica olduğunu düşündüğüm silahlar ile ve kamuflaj giysileri ile gezinen insanlar yersiz. Neyin gösterişi olduğunu geçiyorum.

Çadır

kurmak için alanda gezindim ama pek de yer yoktu. Çadırlar dip dibe kurulmuşlardı. Bunun geceliğin sıkıntı yaratacağı düşüncesi ile akşam direkt dönmeye karar verdim.

Alanda yiyecek için köfteci dönerci boca çay kahve servisi yapan standa/mekanlar kurulmuş. Fiyatlar son derece makul idi. İsteyenler dışarıdan alışverişte yapıyorlardı.
KOMOTO üyeleri iyi organize olmuşlar telsizler ile iletişim halinde idiler. Örneğin ormanda ateş yakanları sürekli takip ediyorlardı. Tuvalet adedi ve kalitesi ise yetersiz idi. Plaj işletmesine ait WC’ler kullanılmış. Son derece iptidai ve sayıları az. Tabi bir yerde bu Kerpe’deki işletmenin eksikliği.

Bu arada hediye çekilişleri bitti. Anonsu yapılan Karambol isimli grubu beklemeye başladık.

Aslında akşa1955 bmw trimmed Adsızm Flört ve Retrobus konserleri de olacak. Program bayağı yoğun.  Bu arada gözüme eski tek silindirli motoru ile sürücüsü ilişti. bu yaklaşık 10 sene evvel Kırka’da düzenlediğimiz festivalde tanıştığımız İzmit’li dost olabilir mi? Baktım ilerde park etmiş ve sohbet başlamış. Evet 10 sene evvel Minsk sürücüsü arkadaşı ile Kırka’da bize yaprak sarma ikram eden sürücü. Arkadaşı Minsk’i satıp MZ almış. Haftaya da Gökçeada festivaline gidecek imiş. Oda hatırlar gibi oldu.

 

Bu arada anons edilen veya programda olan konserler bir türlü başlayamadılar. Çok da sorun değil zira akortlar ses testleri filan yapılıyordu. Tam motora binerken Africa Twin hakkında Gemlik’ten 2 arkadaş ile güzel sohbet ettik. Ama gönülleri Tenere’de. Hayırlı olsun dedim.

Ve en kısa yoldan yani ana yollardan dönüşe geçtim. 2.5 saatte de döndüm. Keşke vaktim olsa ve ikincil yollardan çok daha güvenli bir sürüş ile dönse idim.

Sürücüler öndeki araç ile ara mesafeyi korumuyor dibinize kadar gelip yakın mesafe de takip ediyorlar. Fren yaparsanız size arkadan vurmaları iş bile değil. Hız sınırının üzerine çıkmama rağmen durum değişmiyor. Düşünün hava karanlık, gidiş dönüş toplam 2 veya 3 şerit bir yolda görüş az iken daha da hızlı gitmek isteyen bir güruhun içindesiniz. Bir kaç tanesine yol vererek kurtuldum. En son sis lambaları ile arkamdan gelen ve gözlerimi kamaştıran sürücü ile kırmızı ışıklarda konuşma fırsatım oldu. Neden sis lambaların açık göremiyorum dedim, farkında bile değil kapattı. Oda bana neden gaz kesip saçmaladığımı sordu? Yola sağdan girmekte olan aracın farkında bile değildi kendisi. İzah ettim. Anlamadı. Önce arkamda kaldı, daha sonra hız sınırının çok üstünde beni solladı, umarım huzura ermiştir.

Evet akşam eve geldim her şeye rağmen yolda olmak ve yeni insanlar ile tanışmak güzel. Umarım özgün ismi ile KOMOTO seneye daha da güzel bir festival düzenler ve bizde gideriz.

 

“Yaşasın Deniz” Halikarnas Balıkçısı

yaşasın denizHalikarnas Balıkçısı’nın Varlık yayınlarından Ocak 1954’de basılmış kısa hikayeler kitabı ismi “Yaşasın Deniz”.   Ege denizi insanını anlatıyor, denizcileri, balıkçıları, kaptanları süngercileri, tüccarları hatta yörükleri.  Oranın lehçesi ile konuşmalar aktarılmış.  Çok hoş.
Doğa tasvirleri ise muhteşem.  O bakir koyların çoğunda şimdi senede 15 gün kalınan beton yazlıklar veya kazulet oteller var.
Büyük usta Halikarnas Balıkçısı yada gerçek adı ile Cevat Şakir Kabaağaçlı Girit doğumlu ve Bodrum’da kalebentliğe mahkum oluyor.  Cezası bitince dönüp Bodrum’a yerleşiyor.  Ve o yılların Bodrumu’nu Egesini yazarak bizlere taşıyor.

Yeni baskısı var mı? Bilmiyorum.  Sahaflardan veya www.nadirkitap.com‘dan bulabilirsiniz.  Okumanızı tavsiye ederim.

 

“Through the roof under ground” by Gogol Bordello

Gogol Bordello vaktinde İstanbul’da konser de vermişti.  Hatırlar mısınız?
Farklı bir müzikleri var.  Köken Roman çingene,  felsefeleri ise bunun üstüne koyuyor. Aktivist mi dersiniz?  İsyankar mı? İnceden anarşist mi?
Ukrayna’lı müzisyenler New York’ta bir şekilde grup olarak Gypsy Punk müzik icra ediyorlar.  Ön planda hareketli ritimler olsa da sözler sağlam ve düşündürüyor.  Halen Avrupa ve Amerika’da turnede olduklarını web sitelerinden öğreniyoruz.

Bakın aşağıdaki şarkı “Through the roof under ground”.   Bu şehrin her köşesinde senin için tuzak kurmuşlarsa diye başlıyor.  (Tercümesi için google translate öneriyorum).

When there’s a trap set up for you
In every corner of this town
And so you learn the only way to go is underground
When there’s a trap set up for you
In every corner of your room
And so you learn the only way to go is through the roof
Ooohoohoooh through the roof, underground
And as we’re crossing border after border
We realize that difference is none
It’s underdogs who, and if you want it
You always have to make your own fun
And as the upperdog leisurely sighing
The local cultures are dying and dying
The programmed robots are buying and buying
And a psycho load of freaks they are still trying trying
Ooohoohoooh through the roof, underground
And as the boy scouts learn to read between the lines
The silver rabbits hop between their fathers’ lies
And boy scouts ask “Where? Where do they go?”
They go to the country that they only know
Just like their meanings they lay between the lines
Between the borders their real countries hide
The strategigo’s saw their advertise
Their strategy of being is one of in-your-face disguise
Ooohoohoooh through the roof, underground!
And when their own walls they will a-crumble,
And all the systems will be discumbumbled,
Around the stump of bigotry, our own [Ukrainian].
Ooohoohoooh through the roof, underground
Ooohoohoooh through the roof, and underground
Ooohoohoooh through the roof, underground
Ooohoohoooh through the roof! Underground!
Through the roof! And underground!
Through the roof! Underground!