Kategori: K Anı Bio

KİTAP: Denizden Gelen Kadın

denizden-gelen-kadind80314a17b138ef17f5d420a79fd241dTurgay Noyan tarafından derlenen DENİZDEN GELEN ADAM isimli kitap hakkında yorumlarımı daha önce yazmış idim.

Bu serinin 2. kitabı, Naviga yayınlarından 2010 yılında çıkmış. Turgay Noyan dahil farklı denizcilerin yaşadığı tehlikeli anlar ve bunlardan nasıl kurtulduklarını derlemiş.   Farklı olarak dalgıçların yaşadıkları enteresan anlar da var kitapta.  Mesela Hayırsız Ada’nın son şövalyesi ve ıssız adamlar gibi.  (Bu sayede Caddebostan Balıkadamlar Klübü hakkında az da olsa bilgi sahibi oluyoruz).
İlk kitap gibi bunu da tavsiye ederim.

Küba’yı Keşfederken “Mi Moto Fidel Motosikletle Egzotik bir Küba Gezisi”

mi motoKitap kapağı EGZOTİK dese de  REALİST demek daha doğru olabilirdi.
Yazar Christopher Baker Küba hakkında bilgili.  Bu sıradan bir motora bindik hoop Küba’dayız, gezisi değil.  Yıllar öncesinden planlanmış bir rotası ve yazarın politik görüşlerini de içeren bir keşif demek daha doğru olur.
Yazar 1994 yılında ülkeyi ziyaret ediyor. Daisy isimli bir “Havanero” ile ilişkisi gelişiyor. Herhalde bu sayede lokal hayatı iyice tanımaya başlıyor. Daisy ile evlenme noktasına kadar geliyorlar.

1995 Yılında Havana’ya art arda birkaç ziyaret yapıyor.
1996 Yılında Motosikletini Küba’ya götürüyor ve keşif başlıyor.  Keşif 60+30 gün sürüyor.
1997 ‘de kitap basılıyor.
1999’da Havana’ya 6 hafta geçirmek için geri dönüyor.  3 sene öncesine göre şehri değişmiş buluyor.  İzlenimleri detaylı yazmış.

1996 yılında fırtınalı bir havada keşif başlıyor.  İlk haftalar aslında oldukça neşeli de geçiyor.  Yazarın gece hayatına ve beşeri ilişkileri kitabı daha da renkli kılıyor.
İngiliz Yazar Küba devrimine saygı duyuyor ve Amerikan ambargosunu sert eleştiriyor.  Ama yollarda kilometresi arttıkça edindiği deneyimler ile ülkenin ambargo dışında sorunları olduğunu ilk ağızdan dinliyor görüyor.  Sorun gittikçe ağırlaşan yönetim. Buna karşın Kübalı’ların sonsuz yaşam enerjisi ona ümit veriyor diyelim.  Detaylar kolayca okunan bu kitapta.

Yazarın Küba le ilişkisi bu kitap ile sınırlı değil.  İlerleyen yıllarda (2003 ve 2006) arasında Küba Havana ve Küba’daki klasik Amerikan arabaları üzerine kitaplar yazdığını da not edelim.  Halen Küba’ya turlar düzenliyor. İsterseniz motosiklet turuna katılabilirsiniz.

Peki bu kitabı nerede bulabilirsiniz? Bendeki oldukça eski bir kopyası.  Halen raflarda olduğunu düşünmüyorum en azından görmedim.  Tavsiyem daha önce olduğu gibi www.nadirkitap.com olacak.
Motosiklet tutkunuz varsa zaten eliniz mecbur almalısınız.  Ama Küba’nın coğrafyası kadar sosyal yapısı ile de ilgileniyorsanız tavsiye ederim.

Kitap: Denizden Gelen Adam

denizden gelen v1Naviga Yayınlarından çıkan “yaşanmış deniz hikayeleri”, derleyen Turgay Noyan.  Turgay Bey üşenmemiş denizde yaşanan kurtarma kaza olaylarını derlemiş.  Yaşayanların ağzından anlatmış.  Her hikayenin sonunda da olayı yaşayan amatör denizciler ile tekneler hakkında güncel bilgileri aktarmış.

Adeta tarihi bir belge olmuş bu kitap.  Okuduktan sonra denizin disiplin ve eğitim gerektirdiğini net görüyor insan.  Tabi bir miktar korkuda ekleniyor düşüncelere.

Deniz ile az da olsa ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.

 

Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları

girit-anilariÇetin Kent’in en son çıkan (Şubat 2017) “Bir Ege Macerası Kazancakis’in izinde” kitabını okudu iseniz bu ismi de hatırlarsınız.  Çetin Kent’in referans olarak bölümler aldığı bu kitabı sahaflardan buldum. Yazar Girit adasının nasıl Osmanlı egemenliğinden çıktığını ve sonrasında yaşananları anlatıyor.  Bu konuda yazdığı ve Istanbul’da TANİN

Gazetesinde yayınlanan mektupların derlendiği kitabı 1977 yılında basan ise Tercüman! 1001 Temel Eser adı altında çıkan kitaplardan biri.  Önsözü yazan Kemal Ilıcak!
Biraz araştırınca kitabın online sürümünü de buldum.  İsteyen okuyabilir.

Kısaca peki ne olmuş derseniz öncelikle kitabın giriş bölümünde verilen tarihçeye bakmak gerekir.  Osmanlı adaya 1533 yılında çıkar ama adanın tamamının fethi 1715 senesine denk gelir.
1830 yılında Yunan Krallığı kurulunca isyanlarda başlar. (Daha öncesinde Rus Çarı 1. Petro’nun bu yönde tahrikleri olduğunu da okuyoruz).
1864 Yılında 7 ada Yunanistan’a verilince Girit’teki isyanlarda artar.  Görevlendirilen Osmanlı Paşaları isyanları bastırmaya ve ahalinin katıldığı meclis kurmaya çalışırlar.  Asi Rumlar dağlara çekilir.  Yerel halk Yunanistan’a kaçmaya başlar. Asilere ada dışından para ve silah yardımı ile gönüllü katılımı başlar. Bu hiç yabancı gelmiyor değil mi?
Girit’ten Osmanlı askeri Ekim 1898’de (tarihe dikkat!) çekilmek zorunda kalır.
(Anlaşılan bu adaların hepsi Osmanlı zamanında ve 1. Dünya savaşından önce kaybedilmiş idi!).
Bundan sonra 4 garantör devlet (İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya) adada asayişi sağlamak için bir meclis kurulmasını vali atanmasını organize ederler.
Yazar bu dönemde yaşananları mektuplar ile anlatıyor. Tek bir Osmanlı Gemisinin dahi gelemediğini ve halkın kaderine terk edildiğini yazıyor.
Sonuçta kurulan mecliste çoğunluk Hristiyandır.  (Kitapta ırk din üzerinden yapılan yorumlarda genelde Rum=Hristiyan ve Türk=Müslüman ekseninde gidiyor). Alınan kararların yönünü tahmine temek zor değildir.  Yer yer köylerde Müslüman (Türk) ahali saldırıya uğrar.  Bu durumlar garantör (devleti muazzama!) konsoloslarına şikayet edilir.  Tabi sonuç pek değişmez.
Meclis silahlanma ve iltihak için kararlar alır bütçe çıkarır vergiler salar.  Nasıl oldu ise garantör devletler burada devreye girip ultimatom verirler!
Bu kadar özet yeter gerisi kitapta detaylı olarak var.
Aslında Kıbrıs’ta son anda engellenen oyunun bir benzerinin Girit’te oynandığını düşünüyorum.  Önce hakim güç adadan ayrılır, sonra garantör (kitapta hami veya devleti muazzama olarak anılıyor) devletler devreye girer.  Aldıkları kararlar ile sorunu büyütür ve çatışma noktasına getirirler. 2 toplum düşman olur sorunlar yıllar boyu sürer gider.
Günümüzde olanları anlamak için okumanızı öneririm.

Son Sultan Ahmet Ertegün “Rock’n Roll’un” Yükselişi

ertegün son sultanEvet kitabın adı oldukça uzun.  Ama Atlantic Plağın kurucusu Ehmet Ertegün’ün hayatı söz konusu olunca, gayet normal.  Kitap oldukça kalın ve kapsamlı 550 sayfaya yakın.  Sizi sürüklüyor ama bir oturuşta okunması mümkün değil.

Doğru da değil çünkü 1920’lerden başlayıp 2000’lere dek süren hikaye bu.  Öncelikle Ahmet Ertegün’ün babasının kısa bir öz geçmişi var. ABD’deki ilk Türk Baş Konsolosu olan Mehmet Münir Beyefendinin Osmanlı’da memur iken Yeni Türk Cumhuriyetine yani Ankara’ya sorunları çözmek için gönderilir!  Mustafa Kemal İstanbul’u tanımadıklarını ama kendileri ile vatandaş olarak görüşeceklerini söyler.  Sonunda da kendilerini “rehin” alarak Ankara’ya götürür!  Türkiye Cumhuriyetini bu şekilde net olarak tanıyan Ahmet Ertegün kendini ABD başkonsolosu olarak bulur.  (Lütfen arada geçen olaylar için kitabı alınız).

Saygı duyulan, fikir danışılan bir elçidir.  ABD başkanı 2.Dünya hakkında fikirlerine başvurur mesela!

Ahmet Ertegün 2 yaşında ülkesinden ayrılmıştır.  Okul hayatı başlar.  Ağabeyi Nesimi ile müzik hele zenci müziği jazz blues onlar için tutkudur.  Unutmayın ırkçılığın zirvede olduğu ABD’de zenciler batakhanelerde çalmaktadırlar.  Ahmet sürekli bunları takip eder ve plak biriktirir.  O kadarki ilk işlerine sermaye olması için satacak kadar!  Tüm ülkeyi gezer sanatçılar keşfeder. Atlantic gelişir. Ray Charles Atlantic Records’un sanatçısıdır mesela.

Enteresan olan Ahmet Ertegün zamanı geldiğinde şirketi JAzz ağırlıktan Roock’n Roll’da dominant bir duruma getirmeyi de bilir.  Rolling Stones ile anlaşma yapar.  Yıllarca çalışırlar.  1998 yılında 75 yaşında iken Kid Rock’ı keşfeder.  Enerjisi bu kadar yoğun bir insana saygı duymak gerekir.

Tabi iş hayatında ayrılmalar birleşmeler, satın almalar hepsini yaşar.  Şirketini de bir kayıt stüdyosunu yönettiği gibi yönetir.  Hayır aslında kayıt stüdyosunu çok ama çok daha mükemmeliyetçi olarak yönetir. Sanırım Still and ANsh kayıt yaparken anılarında derlerki stüdyoya gelen Ahmet’in nasıl sound’u yakalamalarına ön ayak olduğunu anlatırlar.  Aslında bu tüm sanatçıları içinde geçerlidir.

Peki bu kitap niye okunmalı;

Artık geri gelmesi mümkün olmayan 1930 ile 2000’ler arası müzik dünyasına  veya genelde o döneme ilginiz varsa,

Rock’n Roll tarihine müziğine ilginiz varsa,

Başarılı bir iş adamını tanımak istiyorsanız,

Mutlaka okuyun derim.

 

“Bury me Standing”

bury me standingİngilizce kitap balkanlardan başlayarak çingene hayatını kültürünü ve yaşadıkları eziyetleri belgeliyor.

Yazar Amerikalı İsabel Fonseca, üşenmemiş Aranavutluk’ta, Makedonya’da, Romanya’da, Bulgaristan’da çingenelere misafir olmuş, onlarla yaşamış.  İlk ağızdan hikayelerini gelenek ve göreneklerini yazmış.  Onların çektiklerini ve toplumda gördükleri hal hareketleri yazmış.  Garip gelebilecek gelenekleri, yer yer çıkarcı hareketleri de tarafsızca kaleme almış yazar.  Ayrıca arşivlere girmiş araştırmış.  Kitabın sonunda 9 sayfa kaynakça var!

1800’lerde Avrupa’da savaşı kazanan taraf, kaybeden taraftan esir aldığı ahaliyi köle yapmış ve bunlara genelde Çingene deyip geçmiş.  Sonuçta Roman lisanını bilmeyen aslında VLAD olan bir takım ahali de günümüzde kendini çingene olarak tanımlar olmuş.  Gene Orta çağda Romanlar aleyhine çıkan kanunlar ile asmak dahil yasal hale gelmiş.
burymestanding camSon kısımda ise 2. Dünya Savaşında Nazi’ler tarafından nasıl katlediklerini yazmış, işte bu kısmı okumak zor.  Oldukça ağır.  Yazılı tarihleri tam olarak olmayan (!) ve günü yaşama felsefesine sahip Romanların mülteci kamplarında yaşadıklarını kısmen de olsa belgelemiş.

Sovyet blokunun oluşması ile nispeten nefes alsalar da, bu sefer bir sosyal problem olarak tanımlanıp göçer hayatları engellenmiş.  Geleneksel mesleklerini (demircilik, hasır işleri, at alım satımı vs) kaybetmişler.  Gecekondu mahallelerinde sefil yaşama mahkum edilip hor görülmüşler.
Sovyet blokunun çökmesi ile mesela Romanya’da serbest ticarete ayak uydurup ilk zenginleşenlerden olmaları da toplum da tepki görmüş.  Kimileri durumu düzeltmiş kimi yerlerde ise saldırıya uğrayanlar hayatını kaybedenler olmuş.

Yazar Türkiye’de bulunmamış ve ülkemizdeki durumu kaleme almamış.

“Bury me standing” beni ayakta gömün demek.  Bunu diyen Manush Romanov, seçimle göreve gelen ilk Bulgar Parlamentosuna giren 3 Roman’dan biri.
Beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üzerinde geçti” diyor Manush Romanov.

Ara sıra düzenlenen konferanslar ile birlik ve sorunlara çözüm bulmak için bir araya gelmişler.  Yazar bunlara da katılıp izlenimlerini yazmış.  Örneğin bir kongrede Roman delegasyonu salona gelmemiş. Zira dışarıda 2. el araba alımı (Trabant) ile meşgulmüşler.  Diğer bir toplantıda ise kendilerini  sepetteki yengeçler gibi tanımlamış Romanlar. Ne zaman biri sepetten çıkmaya kalksa diğerleri onu geri çekiyormuş.  Tanıdık bir durum değil mi?

Kitap İngilizce, Türkçe çevirisi yapılır mı bilemem. Ama Roman kültürüne meraklı iseniz,  ve yakın Balkan tarihini merak ediyorsanız,  okumanızı tavsiye ederim

Kitap hakkında daha da detaylı bilgiler için aşağıdaki linklere başvurabilirsiniz. Tabi bu kitabı edinmenize engel olmamalı.

http://dancingbadger.com/fonseca.htm

http://www.oocities.org/~patrin/standing.htm

http://theoaklandjournal.com/ted-odenwald/bury-me-standing-a-book-review/

https://unintentionalexplorer.wordpress.com/2013/05/29/a-review-of-bury-me-standing-the-gypsies-and-their-journey-by-isabel-fonseca/

Bernard Lewis Tarih Notları

Bernard Lewis Türkiye ortadoğu ve İslam Tarihi üzerine uzman bir tarihçi. Bu son anılarını içeren kitabını 95 yaşında yazmış.  Kapakta göreceğiniz üzere Buntize Ellis Churchill ile birlikte.

Kitapta Türkiye ile ibernard Lewis.jpglgili farklı bölümlerde konular geçiyor.  Ve bunlar asında bir döneme de ışık tutuyor.  Yazarımızın Kaddafi’den Papa’ya, Cheney’den Turgut Özal’a kadar dönemin çok önemli politik dini figürleri ile birebir ilişkisi olduğunu da okuyarak öğreniyoruz.

Anılarını okumak aslında dünyada belli bir coğrafyanın nasıl kendi kendini açmazlara soktuğunu (o
rta doğu) ve burayı çözelim derken 3. ülkeler tarafından durumun nasıl daha da karıştığını görüyoruz.  Tarih profesörü Lewis İngiltere’de başladığı kariyerine Kaliforniya’da devam ediyor.  Ortadoğu’dan da bir çok öğrencisi oluyor.  Onlar ile bağlantısını elinden geldiğince canlı tutup öğrencilerini takip ediyor.

bernard lewis Tarih Notları11. Kısım da Paris’te yargılanması var.  Tavsiye ederim okuyun.  Yargılanma sebebi ise Ermeni Soykırımı dememesidir.  Konu nasıl çarpıtılır, Fransa’da bu iş nasıl politik hale gelir, ibret verici.

Keza 13 Bölüm Siyaset ve IRAK savaşı kısmı da ilginç.  Bu bölümde yaptığı öneriler bölgeye teğeden inme demokrasinin gelmeyeceği yönünde.   Düşüncesi bölge insanının bir ahenk ve istişare içinde çözümler araması.  (Irak hakkında okuyacağınız tek kitap bu olmamalı elbette).

 

Yazar özel hayatını da açıyor.  Evliliklerini ailesini.  Kitapta eş yazar olarak kapakta ismi Geçen Buntzie Hanım ile olan tanışması çok hoş.

400 sayfanın üzerinde ve yer yer hızlı geçişler olan kitabı bir yerde bir dönemi biraz daha anlamak açısından okumanızı tavsiye ederim.

Peri Gazozu, Ercan Kesal

Anadolu’da bir doktorun anıları mı? Yoksa Anadolu’da yetişip Doktor Ercan’ın anıları mı?
Ercan Kesal Avanos’ludur. Babası Gazoz imal edip satmaktadır.  Peri Bacalarının memleketinde üretilen gazozun adı da tabi ki “PERİ GAZOZU”‘dur.

Kitap kısa hızla okunuyor. Farklı olaylar içice sıkmadan anlatılıyor.  Farklı zamanlarda yaşanan olayları birbirine bağlayan noktaları size düşünmeniz için sunuyor.

Aslında kitap insan olmanızı, yardımsever olmanızı ve şefkat göstermenizi öneriyor, insani kuraklaşmaya dikkat çekiyor.

Eğer kitap okuyorsanız veya güncel kitapları takip ediyorsanız mutlaka bu kitaptan haberiniz vardır. Anı günce tarzı “PERİ GAZOZU'”nu okumanızı tavsiye ediyorum.

"İnsan Kolleksiyoncusu" Meltem İnan

TRT için gezi programı hazırlayan Meltem İnan şehirlerimizde, kasabalarımızda, köylerimizde karşılaştığı farklı insanlar ile olan diyaloglarını bu kitapta derlemiş.  Çokta iyi yapmış.  Elinizin altında bulunsun, gittiğiniz şehirlerimizde gezinize renk katacaktır.

Antalya’da Kaleiçi’nin eski halini, Mardin’de uçurtma ile uçan (!) çocukları, Zigana geçidindeki sanat galerisini standart bir kılavuz kitapta bulamayacağınızı hatırlatırım.

Bernard Moitessier "Uzun Yol"

Tek başına yapılan ve tüm dünyayı içine alan bir yelken yolculuğunun güncesi ne kadar ilgi çekici olabilir?
Düşünün okyanusta bir teknede tek başına giden kaptanın seyir defteri bu.  Üstelik hiç bir limana uğramadan sürekli gidiyor.

  • Peki teknede telsiz yoksa,  hatta gps yoksa?
  • Tek iletişim aleti kısa devre radyo ise,
  • Kaptan yolculuk sırasında çektiği resimleri notları ve mektuplarını bir sapan ile rastladığı gemilere atıyorsa!
  • Hele hele günce kaptanın gençliğinde uzak doğudaki seyirlerini gençliğini de kapsıyorsa,

Eh o zaman iş değişiyor.  Karşınızda deniz ile nefes alıp onunla bütünleşen doğa aşığı sıra dışı bir adamın güncesi var.   Son derece düzgün Türkçeye çevrilmiş (Hasan Ali Öndül Bey’e teşekkürler).
Naviga’da bunu basmış!  Bravo!!!

1968 yılında Daily Telegraph dünyayı hiç durmadan tek başına kim döner diye bir yarış düzenliyor.
Kaptan Bernard’da buna katılıyor, turu önde götürürken, devam etmeye karar veriyor!
En büyük ödülü ise işte bu kitap.

Kitapta insanın dünyaya nasıl zarar verdiğini de yazıyor.  Dikkat sene 1968!  İlerde bir tarihte sigara paketi gibi bir alet ile rahatlıkla iletişim kurabileceğimizi de öngörüyor!   Kendini bir deniz çingenesi olarak tanımlıyor  (Rahmetli Eral Akkoyunlu gibi!)  Tek başına giden günü yaşayan ve bunları yazarak paylaşmayı da ihmal etmeyen dehşet bir denizci.

Tristan Jones benzeri sıra dışı bir adam ama sanki felsefi tarafı daha da kuvvetli.

Bernard ve bu kitabı hakkında Türkçe detayları Dr. Selim Yalçın ve Dr. Nadire Berker’in kaleminden aşağıdaki web sitesinde de okuyabilirsiniz.
http://www.sureyelken.com/guney-okyanusu/guney-denizlerinin-maceraperest-gezgini%E2%80%99-bernard-moitessier/

Okumanızı tavsiye ederim.

NOT:  Grafik çalışma kaynak adresi
http://www.artetmer.net/Artiste/3/15/MORIN-Jean