Türklerin Öteki Tarihi

türklerin öteki tarihiZorlayarak kitabı bitirdim.  Evet çok vakit ayıramadım, öte yandan kitapta kendine bağlamadı beni.
Ayşe Hür Hanım değişik coğrafyalarda yaşayan Türkler hakkında derlediklerini makaleler halinde yazmış.  Bunları da bu kitapta derlemiş.  İyi tarafı her makalenin sonunda kaynakça var.  Bu kaynakçalara ulaşarak daha detaylara inilebilir.
Öte yandan yazarın bariz politik görüşleri yer yer gereksiz şekilde öne çıkıp tarihi olayları izaha çalışıyor.  Bir yerde yapılan mezalimi anlatırken aniden önceki karşı mezalimi yazmaya başlamak gibi.  Buda tarafsız bakışı yani objektif olmayı bozuyor tabi.
Kitabın bir makaleler derlemesi olduğunu hatırlar,  ve kaynakçalar üzerinden ilerlerim derseniz edinmenizi önerebilirim.

Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları

girit-anilariÇetin Kent’in en son çıkan (Şubat 2017) “Bir Ege Macerası Kazancakis’in izinde” kitabını okudu iseniz bu ismi de hatırlarsınız.  Çetin Kent’in referans olarak bölümler aldığı bu kitabı sahaflardan buldum. Yazar Girit adasının nasıl Osmanlı egemenliğinden çıktığını ve sonrasında yaşananları anlatıyor.  Bu konuda yazdığı ve Istanbul’da TANİN

Gazetesinde yayınlanan mektupların derlendiği kitabı 1977 yılında basan ise Tercüman! 1001 Temel Eser adı altında çıkan kitaplardan biri.  Önsözü yazan Kemal Ilıcak!
Biraz araştırınca kitabın online sürümünü de buldum.  İsteyen okuyabilir.

Kısaca peki ne olmuş derseniz öncelikle kitabın giriş bölümünde verilen tarihçeye bakmak gerekir.  Osmanlı adaya 1533 yılında çıkar ama adanın tamamının fethi 1715 senesine denk gelir.
1830 yılında Yunan Krallığı kurulunca isyanlarda başlar. (Daha öncesinde Rus Çarı 1. Petro’nun bu yönde tahrikleri olduğunu da okuyoruz).
1864 Yılında 7 ada Yunanistan’a verilince Girit’teki isyanlarda artar.  Görevlendirilen Osmanlı Paşaları isyanları bastırmaya ve ahalinin katıldığı meclis kurmaya çalışırlar.  Asi Rumlar dağlara çekilir.  Yerel halk Yunanistan’a kaçmaya başlar. Asilere ada dışından para ve silah yardımı ile gönüllü katılımı başlar. Bu hiç yabancı gelmiyor değil mi?
Girit’ten Osmanlı askeri Ekim 1898’de (tarihe dikkat!) çekilmek zorunda kalır.
(Anlaşılan bu adaların hepsi Osmanlı zamanında ve 1. Dünya savaşından önce kaybedilmiş idi!).
Bundan sonra 4 garantör devlet (İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya) adada asayişi sağlamak için bir meclis kurulmasını vali atanmasını organize ederler.
Yazar bu dönemde yaşananları mektuplar ile anlatıyor. Tek bir Osmanlı Gemisinin dahi gelemediğini ve halkın kaderine terk edildiğini yazıyor.
Sonuçta kurulan mecliste çoğunluk Hristiyandır.  (Kitapta ırk din üzerinden yapılan yorumlarda genelde Rum=Hristiyan ve Türk=Müslüman ekseninde gidiyor). Alınan kararların yönünü tahmine temek zor değildir.  Yer yer köylerde Müslüman (Türk) ahali saldırıya uğrar.  Bu durumlar garantör (devleti muazzama!) konsoloslarına şikayet edilir.  Tabi sonuç pek değişmez.
Meclis silahlanma ve iltihak için kararlar alır bütçe çıkarır vergiler salar.  Nasıl oldu ise garantör devletler burada devreye girip ultimatom verirler!
Bu kadar özet yeter gerisi kitapta detaylı olarak var.
Aslında Kıbrıs’ta son anda engellenen oyunun bir benzerinin Girit’te oynandığını düşünüyorum.  Önce hakim güç adadan ayrılır, sonra garantör (kitapta hami veya devleti muazzama olarak anılıyor) devletler devreye girer.  Aldıkları kararlar ile sorunu büyütür ve çatışma noktasına getirirler. 2 toplum düşman olur sorunlar yıllar boyu sürer gider.
Günümüzde olanları anlamak için okumanızı öneririm.

Geri Kazanım (recycling) ile aranız nasıl? Yurt dışından yaratıcı fikirler!

Evden çıkan çöpünüzde gazete, konserve, plastik ve cam var mı?  Bir düşünün, olmaması gerekli.  Evde iş yerinde basit önlemler ile geri kazanım mümkün.  Çevre ve ülke içinde çok gerekli. Düşünmeden çöpe attığımız tonlarca malzeme aslında ekonomik değer taşıyor.  Ön ayrıştırma ile çevreyi koruyarak katkıda bulunmak bizim elimizde.
Her tür kağıt karton ve gazete için belediyelerin koyduğu bir çok geri dönüşüm kutusu konteyneri var.  Hele kağıt için sokaklarda sürekli turlayarak kağıt toplayanlarda var.  Unutmayın çöpe attığınız gazete ıslanarak geri kazanılamaz hale geliyor.  Ve Türkiye yurt dışından hurda kağıt ithal ediyor! Evet yanlış okumadınız geri kazanım konusunda duyarlı olmadığımız için yurt dışında üste para verip hurda kağıt ithal ediyoruz.
Metal ve plastikler içinde durum aynı.  Lütfen ayrıştırın.  Bunları özel çöp kutularına atabilirsiniz. Veya belediyeniz ile görüşün geri dönüşüm için bazı günler özel toplama yapıyor da olabilirler.
Gelelim cam şişelere. Geliri Darülaceze’ye giden camın ülkemizde geri kazanım oranı %25 imiş.  Mutlaka mahallenizde cam kumbarası vardır.  Lütfen üşenmeyin ve cam şişeleri  bu kumbaralara atın.
Bakın cam şişeler için farklı bir çözüm de Yeni Zelanda’da geliştirilmiş.  Bu makine camı kum haline getiriyor. Bu sayede plajlardan kum çekilmesinin de önüne geçilmiş oluyor.

glass

Motorsiklet Fuarı “2017”

2017_turkiye_motosiklet_fuari_2017-660x330Evet senenin malum ayları ve geldik yeni bir motosiklet fuarına. İzlenimleri yazmak gerek.
En büyük fark bu sene giriş ücretli.  Ve katılımcı firmalara verilen davetiye sayısı oldukça sınırlı davetiye verilmiş durumda.  Bilet fiyatları da düşük değil.  Buna benzer bir uygulama 2 hafta önceki Boat Show Fuarında da uygulanmıştı.
Sanırım öncelikle sektör gerek ilgi ve alakayı ölçmek istiyor. Mankenler ile fotoğraf çektirmek için yarışanlar bu sene daha bir azdı.  Doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Ama öğrencilere dönük farklı bir fiyat kategorisi de düşünülmeli önümüzdeki sene.
Gelelim Fuara; her zamanki gibi üt kat üretici firmalara alt kat ise satışta yapan mağaza ve daha küçük firmalara ayrılmış durumda.  Fuarı detaylı gezmek için en az 1 net gün lazım.  Ben daha çok gözüme çarpan ve ön plan çıkanları yazmak istiyorum.

17YM CRF250 RallyHonda CRF250Rallye’yi tanımakta idi.  CRF 250’ye grenaj takılmış.  Enteresan asimetrik ön farlara sahip.  Etkin olduğum bir ön camda var.  Offroad ağırlıklı gezi yapmak isteyenlere uygun bir motor gibi duruyor.  20.000TL….. Bence yarım grenaj daha uygun olurdu.  özellikle offroad sırasındaki sürüşler için.  Öte yandan 250cc’deki rekabetin artması güzel bir durum.
Yeni Africa Twin gene yerini almıştı standda.   Gerek DCT gerekse düz versiyonu orada idi.  Belkide fuarın en iyi fiyat/performans oranına sahip motoru idi.  Aksesuarları da sergilemekte idiler.  Egzoslar, çantalar, konfor seleler gibi.

vs900maxresdefaultYamaha,  MT09 ve 07 ile başlattığı atağa devam ediyor.  Biliyorsunuz 09 3 silindirli 07 ise 2 silindirli.  Her ikisi de çok kullanışlı makineler.  Ve fakat 09 performansı ile heyecan veriyor.  Gerek MT09 gerekse Tracer09’u test ettim.  Şimdi bunların yanına retro XSR900 eklenmiş. Nefis renk seçenekleri ile orada idi.
07 platformu üzerinde de aynı seçenekler var.  07 versiyonların fiyatları da daha düşük 09’a göre.  Tabi 07 yakıt tüketimi de daha düşük.  MT07, Tracer07, XSR07!!!!  Bravo Yamaha.
Ama neden o muhteşem SUPER TENERE standın en arkasında onu anlayamadım.  1 litre uzun yol makinesi olarak daha önde olmalı idi.
Gelelim SUZUKİ’ye.  takip edenler biliyor, 2003 yılında aldığım VSTROM DL1000 motoru 60.000km kullandım.  Çok da memnun idim.  Ve fakat Suzuki mootsikleti geliştirme konusunda çok yavaş.  Hatta sıkıcı olacak kadar yavaş.  2003’den buyana geçen süre içersinde DL650 piyasaya sürüldü.  Çok ciddi talep gördü.  Sanırım 2015 yılında, yani piyasaya çıktıktan 13 sene sonra VSTROM1000’de yeni tasarım ürünü tanıttılar. Farklı ön far, daha verimli motor ve amortisör vaat ettiler.  Fena da durmuyordu hani.  Ama bu sene fuarda sunulan VSTROM 250 olmamış.  Evet binmek ve test etmek lazım. Ama ilk görüntü ergonomi ve sundukları yavan.  Bir de o fosforlu sarı renkleri kim seçti ise, artık bilemiyorum bence motosiklet tasarlamasın.  Mesela pavyon dekorasyonu yapsın bizde kurtulalım.  Evet bence fuarın bence en çirkin motoru idi!
Vstrom’u bir yana koyarsanız Hayabusa tüm heybeti ile orada idi.  Yeni SV650’de bence naked tarz için yakışıklı makine.  GSX-S100F  uzun asfalt yollar için çok güzel, çok güçlü.
ktmimagesKTM’e geçeyim buradan.  Bu sene standda farklı seçenekleri sundular. 1 litre üzerinde çok yakışıklı ve farklı seçenekleri var KTM’in.  Sürekli motorlarını geliştiriyorlar ve durmuyorlar.  Bunu takdir etmek lazım.  Enduro, Tur ve Naked (DUKE) serisinde çok farklı güzel seçenekler var.  Tabi bir de 200 250 450 sınıflarında kross enduro ve şehir kullanımına dönük motor seçeneklerini komple getirmişlerdi.  Hani bir yarım gün burada harcanabilir.  Kısaca gelişime ara vermeyip sürekli çalıştıkları için KTM’i tebrik ediyorum.
HUSQVARNA da orada idi.  KTM’nin satın aldığı Husky 701 benim hoşuma gitti.   690 platformu üzerine inşa edilmiş.  (Husky’nın kendi teknolojisi de bu arada sanırım kaybolup gidecek).  Test etmek isterdim.
Triumph Bonneville ve Bobber serisini 900 ve 1200 cc olarak size sunuyor.  Retro seviyorsanız şık makineler.  Ve tabiki Tiger 800 ve 1200 çok ciddi düşünülmesi gereken motorlar.  Her ikisi de çok şık ve teknik olarak güçlü.  Daha fazla kullanışlı olması sebebi ile 800 bir adım önde.
Burada bir ara verelim motorlara.  Anlaş Türk lastik üretici de geniş bir stand ile ürünlerini Sergiledi.  Kışın kullanıyorsanız kış lastiklerine bir bakın.  Ve tabi CAPRA serisi çok ilginç.  Yunuz ve Şahin ekiplerinin CAPRA-R kullandığını öğrendim.  Daha dişli olan sürümü ise CAPRA-X.  Yumuşak hamurlu lastikler, yapılarında Kevlar’da kullanılmış.  Africa’ya 2 lastik olarak düşünebilirim.
itu-end-tasAlt katta gözüme çarpanlar arasında İTÜ Endüstriyel tasarım bölümü öğrencileri de vardı. Farklı tasarımlarını sergiliyorlardı.  Çok hoşuma gitti.  Umarım bu konuda bizden güzel tasarımları yollarda görürüz.
Kawasaki, Moto Guzzi, Ducati, Enfield, Ural motosikler de fuarda idiler.  Ayrıca bol miktarda Scooter seçenekleri de.  Bu detaylar için sizin fuarı ziyaret etmenizi rica ediyorum.
Evet şimdilik ön taslak bilgiler bunlar.  Umarım 2017 yılında ülkemizde huzur hakim olur ve keyifle motorlarımızı süreriz…..
kedicik20170225_201631 (2).jpg

 

“İRFAN KİPMAN” hakkında ek bilgiler

İrfan Kipman ve motosiklet ile dünya seyahati hakkında daha önce yazmış idim.  Yaptığı gezi ve hayatı hakkında araştırma yaparken bakın ne buldum.
Kaynak, bir mezat sitesi. Orijinal metin aşağıda.
İrfan Bey oldukça renkli bir hayat yaşamış.
1940 – 1950 yılları arasında müzik ile uğraşmış. Tango söylemiş.  Tango Notaları kitabı yayınlamış.  Orkestra kurup Amerika’da turlamış.  Amerika’nın sesi radyosunda program hazırlayıp sunmuş.
1950’li yıllarda Eşi İrma ile Washington’a taşınmışlar. Müzisyenliğin yanına radyoculuğu ve tercümanlığı eklemiş. Yazıya göre motosiklet ile yaptığı dünya turunu dökümante etmiş. Yukarıda bu geziye başlarken Dolmabahçe önünde görülüyor.  Dökümante ettiği bu gezi hakkında fotoğraf, resim belki de film bulmak bakalım mümkün olacak mı?
Ve Türkiye’den çini seramik almaya koleksiyona başlamış.Yazıya göre servis dışına çıkarılmış bir Amerikan Savaş Gemisini satın alarak, topladığı bol miktarda çiniyi ABD’ye taşımış.  Gene yukarıda Türk Süsleme Sanatı isimli bir sergide çekilmiş fotoğrafı var.
1960’lı yıllarda Malaga’Ya taşınmışlar.  1988 yılında ölene dek Malaga’da yaşamış.
Bu gizemli gezgin hakkında bakalım başka detay ne bulabileceğiz.  1949 yılında böyle bir geziyi düşünüp hayata geçirmek takdir edilmesi gereken bir hareket.  O yıllarda ki dünya ise bugün artık yok.  Ne enteresan bir çok ülkeye gitmek savaş gibi sebepler sonucu artık mümkün değil.  İrfan Bey’in bu hatıratı hakkında bilgisi olanlardan tekrar yardım rica ediyorum.

Irfan Kipman (1919-88) was born in Istanbul in 1919 to a wealthy mercantile family. He studied languages, reputedly speaking nine fluently. He studied journalism, and composed music, publishing tangos in the 1940s-50s. He was an accomplished accordion player and toured the USA with a band of fellow Turkish musicians. He studied and collected both antique and contemporary Turkish ceramics, and was considered a connoisseur in this field. In the late 1940 Irfan was offered a position with The Voice of America, the US radio station, where he directed and hosted his own radio program from Turkey. In the 1950s, he and his wife Irma moved to Washington D.C., where he worked both as a journalist and translator, whilst touring as a musician. In 1950 he did a very well known and documented world tour on his Harley Davidson motorcycle. He regularly travelled back and forth between the U.S.A. and Turkey where he regularly purchased large quantities of tiles and tile mural panels which he took back to the US to decorate his home and those of his Turkish friends. Due to the huge quantity of tiles that he had acquired in Turkey, Irfan purchased a surplus naval vessel from the US Navy (c. 1949), which he personally sailed to the US loaded with crates of tiles. Irfan retired to Malaga in Spain in the 1960s, where he lived until his death in 1988.”

“Bir Ege Macerası” Kazancakis’in izinde

Çetin Kent ismini yelken dünyasında bir çok kişi bilir.  İlk kitabı “Sarıldım Minik Teknemin Halatına” yazarın deniz ile yelken ile tanışmasının çok samimi ifadesidir.  Deniz ile ilgileniyorsanız mutlaka okumalısınız.
cetin-kentk_983623683452606Yazarın yeni kitabı  “Bir Ege Macerası” Şubat 2017’de Naviga yayınlarından çıkmış. Boat Show’da gördüm ve derhal aldım.  Bu kitapta Kazancakis’in izinden Yunanistan’a yapılan gezi anıları var. Uçak ve feribot ile yapılan gezide yelken yok. Ama çok daha fazlası var.
Yazar gezdiği yerlere ait tarihi bilgileri  çok güzel aktarıyor.  Mesela Persler ile yapılan savaşta direnen Sakız adası savaşçılarını okuyoruz. Girit’in son dönemlerinde yaşananları Tahmisci-zade Mehmet Macid’in ağzından dinliyoruz.  Osmanlı’nın tek bir gemi gönderse elinde tutacağı adayı nasıl kaybettiğini okuyoruz.  Ve tabi Averoff zırhlısını öğreniyoruz.
Azra Erhat, Halkarnas Balıkçısı ve düşüncelerini okuyoruz.
Kazancakis’in baba evine gidiyoruz ki söz konusu evi Girit’li taksi şoförü dahi bilmiyor.  Hatta karşılaştığı kimi Yunanlılar Kazancakis’i tanımıyor!
Bu basit bir gezi kitabı değil.  Aynı zamanda tarihe yapılan kısa bir yolculuk.  Unutmayalım ki yazar sırt çantasında bir sürü kitap ile bu geziye çıkmış!
Tavsiyem Zorba filminin müziği eşliğinde bu kitabı okumanız.
Güncelleme:  Tahmisci-zade Mehmet Macid’in Girit Hatıraları isimli kitabını sahaflardan buldum.  Notlar için tıklayınız.

5. Soru Sendromu!

Çocuğunuz var mı?  Varsa muhtemelen okula gidiyordur.  Ve sizde veli toplantılarına gidiyorsunuzdur.  Tabi bunun öncesinde belkide okul tanıtımlarına veya genel toplantılara gittiniz veye gideceksiniz.  Durun size bir kaç ipucu vereyim.

1- Öncelikle okul öncesi çocuklarınız ile bolca vakit geçirin ve bu zamanın kıymetini bilin, tadını çıkarın.  Neden mi?  Hayır çocuk büyüdükçe sizden uzaklaşacağı için değil.  Henüz milli eğitim ile uğraşmak zorunda olmadığınız için.  Bu konuda tecrübelerimi ara başlıklar halinde ilerde belki yazarım.

2- 5. Soruya dikkat
Bu güzel günler biter ve bazılarımız okul arayışına gireriz.  Bu okul tanıtım günlerinde size bir takım sunumlarda bulunurlar (gitmeden Montesori nedir diye bakın, çünkü hep duyacaksınız).  Bu toplantılar müşteriler pardon veliler de sorular sorarlar.  Burada 5. soruya dikkat.  Bu noktada film kopar ve garip sorular başlar (saçma demek daha doğru aslında).  Tabi bu ilk deneyim daha tam durumu anlamazsınız.

Haydi bir okula girer çocuğunuz.  Ara sıra genel toplantılar yapılır okulda.  Gidersiniz tabii. Farklı konularda bilgiler aktarırlar.  Ve gelinir soru cevap faslına.  Hoop 5. soru!

En kötü örneğini ise bir Lise tanıtımında yaşamış idim.  Göreceli başarılı Lise ortaokul son sınıf öğrencilerine tanıtım yapmakta.  Öğretmenler samimi ve sıcak bir ortamda biz 10 kadar veli adayına tanıtım yaptılar. Sorulara geçtik.  Ve o ana dek susan belli ki büyük bir firmada pek önemli pozisyonu olan şahsiyet aldı sazı eline.  Amanda aman.  Soru sormuyor ben ne kadar önemliyim propagandası bir ego patlaması.  Tabi ki 5. kişi idi söz alan :).  Muhterem okulun üniversiteye yerleştirme başarısını sorguluyor ve küçümsüyor. %99 yerleşme sağlayan yurt dışında çok ciddi üniversitelere öğrenci gönderen bir liseyi üstelik.
2 kontra ile adamı geçiştirdik (çünkü öğretmenler şaşkınlık yaşamakta idiler).
Aman 5. soruya dikkat….

Hobbit House Balat

Murat ve Sinem bir araya gelmişler kurmuşlar.
Her ikisi de geri dönüşüme inanıyor ve sizlerin eşya ve elbise oyuncak kullanmadığınız ne varsa alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtıyorlar. 5 yıldır Balat’dalar.  Mahalle mahalle gezip dağıtıyorlar.
Murat’ın yanındaki Berivan.  Sınıfında en önde Matematik öğretmen olmak istiyor.
Sİnem’in yanındaki ise Emel.  Günlük tutuyor.  Yardım dağıttıkları evlerde gördüklerini yazıyor.  İlerde yazar olmak istiyor.

Çocukları alıp müzelere tiyatrolara götürüyorlar.  Onlara destek verip okulda geri kalmamalarını sağlıyorlar.

Evde bir bakın eski kullanılmayan ne varsa talipler.  Derleyip iletiverin ama elden ama kargo ile.  Çorbada tuzunuz olsun.

Facebook sayfaları

“Anadolu ve Ermenistan’a Yolculuk” Antonie Olivier

anadolu-yolculuk0000000699974-1

Kitabın kapağında yazan bu.  Merak edip aldım ve okudum.  Yazar İstanbul’dan başlayıp at sırtında Diyarbakır’a gidiyor. Oradan kuzeye yönelip Trabzon’a varıyorlar.  Gemi ile İstanbul’a geri, dönüyorlar. At sırtında karadan yaptıkları yolculuları 93 gün sürüyor.

Balkan ve Rus savaşlarında yenilgi ile çıkmış Osmanlı idaresi hakkında yazılanlar çok ağır. Geçtikleri şehir kasaba ve köyler hakkında da yazılanlar felaket.  Kısaca özetlemeye çalışır isem;
Yazar geçtikleri bölgelerde padişahın fermanını sunuyor ve yanına eşlik etmesi için asker veriliyor.  Konuştukları Osmanlı Vali ve benzeri yöneticiler sürekli değiştikleri için bölgeye hakim olamadıkları görüşünde.  Askerlere maaşları verilmediği için bir kısmı görevlerini savsaklıyor.
Bölgede misyonerler aktif.  En ücra köşelerde bile çalışan Amerikalı misyonerler var. Yazar bunları öve öve bitiremiyor.
Türk köylü kasabalı şehirliye demediği kalmamış.
Bölgede yaşayan Rum ve Ermenilerde yazarın gazabına uğruyorlar.  Pis olduklarından başlayıp cahilliklerine kadar yazmadığı kalmamış.
Balkanlar ve Kafkaskardan gelen Türkmen ve Tatar göçmenlerde nasiplerini alıyorlar.  Eskişehir yöresinde Türkmenler için hırsız yağmacı nitelemesini kullanırken Urfa civarında onlar için olumlu sözler kullanıyor.  Ne oldu da görüşü değişti meçhul.
Tatarlar için genelde olumlu sözler sarf ediyor.  Nasıl oldu ise onlar çalışkan ve geldikleri yere uyum sağlayan emekleri ile katkı yapanlar nitelemesinde bulunmuş.
Kürt köyleri ve ahalisi için yazdıklarını lütfen kitaptan okuyun.
Osmanlı Paşalarının çoğu için ise alkolik rüşvet alan ve sürekli yerleri değişen yöneticiler görüşünde.
Yazara göre Osmanlı askeri için ise mert savaşcı, ama üstlerinin cephede hata yaptıklarını düşünüyorlar demiş.
Ve kitapta sürekli tekrarlanan, yerel halkın İngilizlerin gelip yönetimi devir almalarını hayal ettiği yönünde bir görüş var.  Bu devamlı tekrar ediliyor.
Yazar kitabın son kısmında ise İngiltere’nin kesinlikle karışmamasını öneriyor. Bırakalım ne halleri varsa görsünler görüşünde.
Burada duralım.  Peki bu kitabı kim yazmış? Yani Yazar KİM?
Demir yolu Mühendisi olduğu iddia edilen Henry C. Barkley.
1857 ile 1896 yılları arasında Bulgaristan’da yaşadığı kitabın girişinde yazıyor.
Ben kendisi hakkında bir tek aşağıdaki kısa linki buldum.
https://en.wikisource.org/wiki/Author:Henry_Charles_Barkley

Peki kitabın kapağında ismi geçen Antonie Olivier kim?   Kitabın ön sözünde künyesinde hiçbir yerinde bahsedilmemiş. Yalnızca kapakta ismi var o kadar.

Amazon üzerinden yazar adı ile yaptığım araştırmada ise bu kitabın orjinaline rastladım. 1891’de basılmış, en azından kapağında Antonie Olivier’in ismi yok.  Yazar Bulgaristan hakında da kitaplar yazmış. Hatta çocuklar için okul kitabı da yazmış.  Buradan hareket ile Henry C Barkley nam yazarın Balkanlar ve Anadolu hakkında bilgi sahibi olduğu düşünülebilir.
Amazon’daki kitap

Daha önce aşağıdaki kitabı okumuş ve blogda duyurmuş idim.  Bir yerde her iki kitapta Osmanlı’nın son yıllarını özetliyor.  Alınacak dersler var.  Hele de günümüzde.
20. Yüzyılın başında Makedonya

Bir yerde aklıma halen bir çok Orta Doğu, Kafkas ve Afrika ülkelerinde görev yapan Türk mühendisler geliyor. Ne dersiniz onlarda bu şekilde izlenimlerini yazsalar, fena mı olurdu.

 

 

 

Yolun Açtığı Kapılar, Sibirya ve Şamanizm

sibirya-ve-samanizm

Tulga Ozan Turizm sektöründe profesyonel. 150’den fazla ülke 1.200’den fazla şehirde bulunmuş.  Seyahatler organize etmiş.

Ama bu kitabın konusu bu geziler değil. Taylan Kızılöz isimli arkadaşı ile Sibirya’ya yaptıkları ve Şamanizmi araştırdıkları bir seyahat.  Rusça bilmiyorlar, ve Rusya’da gittikleri uzak coğrafyada çok az kişi İngilizce biliyor.  Araya sora o bölgenin çok önemli şahsiyetleri ile tanışıyor ve bir çok Şaman ayinine katılıyorlar.  Bir kısmı onları derinden etkiliyor.  Bir kısmı ise turistlere dönük temaşa olarak değerlendiriyorlar.
Buyurun kısa bir youtube görseli.
Enteresan olan Türk boylarının yöredeki yaşamı.  Altaylar bölgesinde Türkçe anlaşabiliyorlar.  Ve o yöredeki Türkleri esasında göçebe değil ormanlarda yerleşik düzende yaşadıklarını öğreniyorlar.  Yörede yer alan binlerce yıllık petrogliflerde (taşlara yapılan resimler yazıtlar) Türk boylarının bölgedeki tarihi var.

Kitabın son kısmında “Yolun öğrettikleri” kısmında alışageldiğimiz hayatın dışında çok farklı yaşamların olduğunu anlatıyor Tulga.
“Sonsöz” kısmında ise büyük şehir hayatına, unuttuklarınıza ve vazgeçtiklerinize dair eleştiriler var.  Mankurt olmayın diyor yazar.  Çözüm önerisi ise basit, seyahat edin farklı kültürleri tanıyın!

Aslında 15 sayfa civarında olan son 2 kısım için bu kitap okunabilir.