Kategori: http://schemas.google.com/blogger/2008/kind#post

Africa Twin geldi, bre savulun!

Evet gelelim Africa Twin veya namı diğer CRF 1000 testine.  Honda çok güzel bir organizasyon ile Şile’de Africa Twin için bir tanıtım organizasyonu yaptı.  Kendilerini tebrik ederim.  Tabi bir hafta süren bu organizasyonu işlerim sebebi ile komple kaçırdım.
 
Ama Honda ekibi fuarda rica edince buyurun gelin dediler.  Hay Allah razı olsun!  Pazartesi için randevulaştık.  Siyah DCT motoru verdiler.  Önce eğitim pistinde kısa turaladım. Motorda aksesuar olarak uzun tur camı 3’lü çanta seti ve ayakta vites vardı.
 
Motor çok dengeli. Dönüşleri çok güzel.  Sert fren denedim tam gaz ( 1,2 vites) ve sert ön arka fren.  Nefis duruyor ve bu arada vites küçülterek kompresyon da yapıyor.  D modu malum 3 adet de S modu var.  D modu gayet iyi.  S modu çok da agresif gelmedi.
 
Haydi çıktık yola. Rüzgar koruma çok çok iyi.  Türbulans minimum.  Hava sakin ve rüzgar yok.  Arka çanta seti yalpa veya dengesizliğe sebep olmadı. Arada kısa da toprakta sürdüm.  Sert toprak çok da zorlamadım.  Bana göre ayarlı olmayan amortisörler ile gayet güzel yol alıyor.  Çukur vs geçiyor.  Ama bu çok light bir test oldu.

Döndük yola.  Asfalt virajlarda vites geçileri pürüzsüz ve sorunsuz.  Farklı S modlarını denedim.  Tabi S modunda vitesleri daha yüksek devirlerde değiştiriyor.

 

Ama esas şık olan bir buton ile manuele alabilir ve sol manetteki tuşlar ile vites değiştirebilirsiniz.  Opsiyonel ayaktan viteste kullanmak mümkün. Ve motor bunlara mükemmel cevap veriyor. Derhal hızlanıyor.  130 giderken ani gazladığımda sanki lineer hızlanmadı gibi hissettim.  Ama sonra kopup gidiyor.  170’i geçince ben gaz kestim.  Emanet motor ne olur ne olmaz. 
 
Üstüne çok kısa ve kapalı alanda düz olanı da denedim.  Valla o da çok çok güzel.  Vitesler şıkır şıkır.  Motor atik.  Ama o an düşük hızda 2 de kaldığımı hissettim.  İşte DCT buna izin vermedi daha önce, hemen doğru vitesi buldu.
 
Sele altında basit bir kanca sistemi ile yükseklik ayarlanabiliyor.  Akıllıca.

 

Sonuç:  Bravo Honda.  Her 2 sürümü de süper.  Ama DCT ile geri dönmek bence en riskli ve iddialı hamle olmuş.  Africa Twin hakikaten muhteşem olmuş.

2016 Motobike Expo

 
 
 
2017 Motosiklet Fuarı resmi adı ile Moto Bike Expo CNR’da 25 2- Şubat tarihleri arasında yapıldı. EMOK her sene olduğu gibi orta holde yerini aldı.  Dostlar ile bir araya gelmek için iyi bir fırsat oldu. 
Gelelim fuar izlenimlerime.  Genel olarak bakar isek markalar yeni ürünleri ile fuarda idiler.  Alt katta da her zaman olduğu gibi satış yapan firmalar vardı.  Ziyaretçi ilgisi üst seviyede idi.  Geçen yıllar içinde motosiklet olgusu gittikçe yerleşiyor.  Umarım bilinçli kullanım ve motor tercihleri ile yollarda daha çok iki teker görmek kısmet olur.
Fuarı stand stand gezmedim.  Beni ilgilendiren motorlara ve ürünlere yöneldim. Dediğim gibi ülkemizde bu kadar çok modelin bulunması bizler için şans. Vergiler ve dövizdeki artış fiyatlara yansıyor;  doğru.  Buna karşın kredi seçenekleri ile istediğiniz motoru alma şansı da artıyor.  Fuarda bu yönde banka standları da vardı.  Bir diğer konu ise, motosiklet ceket değiştirir gibi alınıp satılacak bir ürün değil.  Önce ne istediğini bilecek sonra ona ulaşmak için bütçe yapacak para biriktireceksin.  Ki bir kıymeti olsun. 
 
 
Cumartesi sabahı açılış ile birlikte fuara girdim ve direkt Honda standına gittim.  Geçen yıllarda açıkça pas geçtiğim Honda bu sefer yeni Africa Twin’i sergiliyordu.  Hem de 4 farklı renk ve aksesuar paketi ile tam 13 sene bekledikten sonra.  Test eden arkadaşların ve dergilerin yazdıkları ise son derece olumlu.  Ben bunları tekrar etmeyeceğim.  Youtube üzerinden girip aratın, sizdekendi görüşünüzü oluşturun.
Benim ilk izlenimlerim dengeli kompakt olduğu.  Ön amortisörler olması gerektiği gibi ayarlanabilir.  Gidon kalından inceye doğru ve dandik nikelajlı değil.  Ön teker açısı, akslar arası mesafe güzel.   Ön cam üzerinde çalışılmış.  Ve DCT çok ama çok enteresan.  Bunları test etmek ve pratikte motor nasıl anlamak lazım.   Önümüzdeki hafta test ettikten sonra daha detaylı yazarım, ama yeni Africa Twin beni motor değiştirmeye ikna edebilir, o kadar diyeyim.
 
KORLAS:  Tebrik etmek lazım, neden?  Öncelikle Triumph,  Ducati, MV Augusta gibi 3 iddialı markayı bu kadar geniş bir ürün gamı ile fuara getirdikleri için.  Fiyatları hele Triumph için cazip seviyede tuttukları için.  Ve MV AUGUSTA Turismo Veloce’yi getirdikleri için.  Suzuki günlerinden tanıdığımız Ali’den detaylı bilgileri aldık.  Eğer asfalt ağırlıklı hafif ama seri ve son derece şık bir motor istiyorsanız 3 silindirli Turismo Veloce’ye bakın.  Nerde ise rakipsiz.
TriumphTiger Serisi farklı versiyonları ile fuarda idi.  800 serisi bence en mantıklı ve kullanışlı model.  Motor sağlam ve güç ağırlık oranı güzel.  1200’e göre hafif olması en büyük avantajı.  1200 güçlü ama ağır ve doğal olarak pahalı.  Her 2 model de gezi kamp ve toprak patika sürüşler için nefis.   3 silindirli motorun sunduğu lineer tork eğrisini de unutmamak lazım.  Standda amiral gemisi Trophy’de vardı.  Bugüne dek hiç binmedim ama genelde testler ve izlenimler pozitif.  O seviyede bir makine için fiyatı uygun.  Uzun yol ve özellikle Avrupa seyahati düşünenlerin bakması gereken bir model.  
Triumph’un 2 silindirli klasik motorları da 5 farklı model ile fuarda idi.  Nefis makineler.  Speed master bonny, klasik tarz sevenler için düşünülebilir.  Fuarda bu sınıfda benim dikkatimi çeken diğer motorlar ise BMW 90T(ve saçma sapan fiyatı),  Motoguzzi, Kawasaki W800, ve tabi Royal Enfield.
Ducati cephesinde ise Panigale, 990’lar, Mulitstrada’nın farklı versiyonları yer almışlar.  Enteresan olan Diavel.  Bildiğim kadarı ile Ducati bu motoru Harley’e rakip olarak düşündü.  Veya Chopper Cruiser  severlere farklı bir yaklaşım ile bu motoru tasarladı.  Benim bu sınıf ile ilgim olmasa da Ducati’yi yenilikçi yaklaşımı sebebi ile tebrik etmek gerek.  Multistrada çok şık ve güçlü.  Rakibi ise daha çok BMW S1000XR.  Hedefi tur motoru olmak ve az biraz da toprak yol gibi.  Desmo motoru seviyorsanız Korlas’ı ziyaret edin derim.
 
 
Kawasaki ile devam eder isek, standın geçen sene olduğu gibi merkezinde yer alan H2 ilgi odağı idi.  Malum üretilen en güçlü motor vs.   Bu motor ile ilgili bir sürü makale test var.  İlgilenen bakabilir.  (Açık ara en komik test Barkın Bayoğlu’nun Youtube’daki testi).
H2’yi bir kenar kor isek benim ilgimi aşağıdakiler çekti.
Versys 1000, 4 silindirli nefis bir yol motor. 17” jantları ile sağlam 
makinesi ve uygun fiyatı ile orada idi. Genel ürün kalitesi de gayet başarılı.  Spor Touring olarak GTR 1400 hemen yanında yer alıyordu.  Bu 2 modelde çok kullanışlı ve seri makineler.  2 kişi Avrupa turları için mutlaka bakılmalı.  FJR1300 ve BMW GTL 1600, BMW RT, Thropy sınıfında bu makineleri de düşünmek ve değerlendirmek gerekli.
Standında yanında ise klasik W800 vardı.  19” ön jantı ve son derece cazip fiyatı ile. Bu motor 10 yılı aşkındır Avrupa’da satışta.  Gezi de yapılabilecek bir motor.  Çok da şık.
 
Alt katta yılın diğer sürprizi ise Ural ve Royal Enfield markaları ve farklı seçenekleri idi.  Demek ki 60 yıl aynı motoru yaparsanız ve iflas etmezseniz bir şekilde kullanıcı bulabiliyorsunuz.  Motorlar çok farklı ve estetik olarak dikkat çekiciler.  Ural sepetli ve sepetin tekerine giden bir şaft ile 2 teker çekişli.  Ve fakat sepetli motor ile viraj almak ayrı bir teknik.  İstanbul’un kaotik trafiğinde bence tehlikeli.  Fiyatlar ise çok yüksek.  Elde ve sınırlı sayıda imal ediliyor olabilir.  Ama sonuçta eski teknoloji ürünler.  BMW R71’den esinlenen (2. Dünya savaşında Almanya’dan gizlice kaçırılarak!) üretilen makineler bunlar
https://en.wikipedia.org/wiki/IMZ-Ural           
   
Royal Enfield malum lisans ile Hindistan’da  1955 yılında üretime başlıyor.
http://royalenfield.com/aboutus/overview/
İngiltere deki ana firma zaman için iflas ediyor.  Ama Hindistan’da imalat devam ediyor.  Çok şık motorlar getirmişler fuara.  Ve elektrikli start, disk fren (!) gibi özellikleri de eklemişler.  Garajda şık duracak 2. Motor olabilirler.  Çok da farklı oldukları için sohbet başlatma özellikleri var. Ama klasik istiyorsanız bence yukarıda bahsettiğim markalara bakın ve güncel teknolojiye sahip motorları tercih edin.  Özellikle İstanbul trafiğinde frenajı ve amortisörleri en iyi motoru tercih edin derim.  İstanbul dışında daha sakin ve medeni trafiği olan yerlerde (Antalya İzmir ilk aklım gelen yerler) durum farklı olabilir.  Onu da anlayışla karşılarım.
 
Suzuki Doğan Holding ile fuarda idi.  Umarım bir atılım yaparlar.  İşleri zor. Ama bir yerden de başlamaları gerekli. 
 
KTM, geniş ürün gamı ile fuarda idi.  Ben daha çok 2 silindir seyahat makinelerine baktım.  1050’ye koydukları o ön amortisörler hiç olmamış diyerek başlamak isterim.  Whitepower amortisörlerin sahibi olan KTM neden adam gibi ayarlanabilir düzgün amortisörler koymaz anlamak mümkün değil.  1290’a kadar tüm adventure yada macera serisini sergilemişler.  Çantaları ve aksesuarları ile.  Genel olarak fiyatları pahalı.  Ama bunlar iyice düşünülüp alınacak ve uzun yıllar ve uzun seyahatler boyunca binilecek makineler.  Önce test edin derim.  Sonra da bütçe yapın niyetli iseniz.   İyi tarafı seçenek olarak KTM’de Türkiye pazarında aktif.  Biz enduro severler için iyi bir haber.
 
Yamaha bu sene XSR 700’ü tanıttı. Motor Retro ve MT07’de kullanılan makineye sahip.   XSR900’ü ise göremedim.  Zira stand ciddi kalabalık idi.  Tracer gene ilgi odağı, MT09’da.  Tenere bir çok Türk gezgin tarafından farklı coğrafyalarda kullanıldı.  Kendine bir hayran kitlesi de oluşturuyor. FJR balistik füzemiz de orada idi. Yalnız fiyatları ciddi artmış. Geçen seneki cazip fiyatlar kaybolmuş.
 
FERCO geniş bir standda Aprilia Vespa MotoGuzzi’yi tanıtıyordu.  Geniş bir ürün yelpazesi ile.  İlginç bir elektrikli bisiklet te vardı ama bilgi alacak kimseyi bulamadım.
 
Bu noktada bariz bir sorunu yazmak isterim.  Firmalar uzun bacaklı mankenler yerine standda ne sergilendiğini bilen elemanları istihdam etmeliler.  Bunları eğitmeli ve hazırlamalılar.  Zira ciddi para verdikleri fuarda gerçek meraklı potansiyel alıcıları ancak böyle yakalayabilirler.  Neticede sunulan ürünün teknolojisini tasarım kriterlerini anlatmalılar ki verim alsınlar.  Elindeki selfi çubuğu ile bu mankenler ile fotoğraf çektiren yurdum ergenlerinin müşterileri olduğunu ben pek sanmıyorum. 
 
ABD ‘li ve elektrikli motosiklet üreticisi ZERO CYCLES, Antalya’da organize olmuş. ’lı bayileri kanalı ile katılmış idi.
http://www.zeromotorcycles.com.tr/
Firma oldukça iddialı.  Ürünleri gere menzilleri gerekse güçleri çok iyi.  50 Beygirden başlıyor,  fakat esas olay tork değerleri 92NM!  Menzil ise en az 130km,  211km olan versiyonu da var.  Bunu ABD’de kullanan arkadaşım son derece memnun.  Sıfır emisyon, çok düşük şarj bedeli var, ve yıllık MTV YOK! Buna karşın şu an fiyatları 10.000EU’dan başlıyor.  Bu bayağı yüksek.  İlerde üretim adetleri yükselince fiyatlarda düşer ümidindeyim.  Kalabalık şehirlerde sıfır emisyon ile çok güzel bir alternatif.
Meraklısına Indian ve Victory fuarda idi.  Harley Davidson’ı göremedim.   Buna karşın kullanıcı adayı onlarca motosiklet grubu üyesi deri yelekleri ile fuarda idiler.  Belkide hedef kitlelerini bu fuarda görmüyorlar.
Haydi bu kadar yeter.  Tekeriniz düz bassın diyerek bitirelim.

"Hastasıyım bu oyunun" Yazar Kaan Kural

Kaan Kural’ı basketbol maçlarındaki heyecanlı anlatış tarzından tanırsınız.  Amerikan Profesyonel Basketbol ligi NBA’yi ciddi takip ve analiz eden Kural gazete yazılarını bu kitapta toplamış. Sporcuların ve NBA’in dinamiklerini ve başarının nasıl geldiğini yazmış.
Sahada izlediğimiz sporcuların kariyerlerini takım içi ilişkileri ve takım olmak için gösterilen eforu anlatmış.

Mehmet Okur ve Ersan İlyasova’nın gelişimleri de kitapta yer almış.  Süreyya’nın aldığı madalyada.

Eğer basketbol veya spor le ilgileniyorsanız okumalısınız.

Beni en çok etkileyen kısım ise NBA’da oynayan 450 sporcu arasına giren ama takımda ilk beşe girmede zorlanan “bench”teki sporcuların verdikleri mücadeleyi anlattığı bölüm oldu.  Maçta alacakları 1 dakika için saatlerce antrenman yapan ve o şansı en iyi şekilde değerlendirmek için uğraşan oyuncular.

Kitapta Litvanya basketbolu hakkında da bilgiler var.  Her turnuvada başa oynayan ve nüfusu 3 milyon olan ülkeden bahsediyoruz.

Burada bir parantez açmak gerekli.  Eurolig’de oynayan takımlarımızın maçlarına bakın. Genelde başarılılar ama takımda ilk beşte kaç Türk oyuncu var?  Mesela Fenerbahçe’nin son oynadığı Cedevita Zagreb maında 12 kişilik maç kadrosunda hepi topu 3 Türk oyuncu var!  Geçen hafta Malaga’yı deplasmanda yenen Efes’in kadrosunda ise 4!  Garip değil mi?  75 milyon olan nüfusumuzun yarısı 30 yaşın altında! Yani Litvanya’nın 25 katıyız!  Ama kolaya kaçıp iyi oyuncuları ithal ederek sonuca gitmeyi tercih ediyoruz!

Parantezi kapatalım. Kaan Kural iyi iş çıkarmış, umarım son yıllardaki yazı ve incelemelerini derleyeceği 2. bir kitap daha çıkarır.

Son olarak aşağıdaki linkte kitap hakkında yorumları bulabilirsiniz.
http://arsiv.batug.com/kuralkitap.htm

Ütopya gerçekleşebilir mi?

http://collaborizm.com/

Düşünün bir fikriniz düşünceniz ve/veya ihtiyacınız var.  Bunu gerçekleştirmek için beyin gücüne ihtiyacınız var.  Yani size para değil fikir ve emekler ile destek olacak birilerine.
Ve yakın çevrenizde bu tür insanlar yok… Yada siz ulaşamıyorsunuz.
Ne yapacaksınız?

Örnek verelim.  Vücudunuz hasta BMD (Becker Muscular Dystrophy) yani yavaş hareketleriniz kısıtlanıyor.  İleriyi düşünüp kollarınızı hareket ettireceğiniz bir mekanizma üretmek düşüncesindesiniz zira hazır satılanlar yetersiz (çünkü sağlıklı insanlar tarafından tasarlandılar) veya ulaşamayacağınız kadar pahalı.  Collaborizm altına bu konuda başlık açıp fikir alışverişine başlıyorsunuz!

http://collaborizm.com/projects/activity/81

Bu bir ütopyanın doğuşu olabilir mi?  Farklı coğrafi bölgelerdeki insanlar birlikte üretmeyi deniyorlar, sorunlara çare arıyorlar.  Arada bir takım global ticari oluşumlar olmadan, çözüm giderlerini ulaşılmaz kılmadan…

Bu belki markette satılan süt ürünlerine rakip olmaz ama yeni fikirlerin ihtiyaçlara cevap vermesine olanak sağlayabilir.

Eh Ütopya’Ya da bir fırsat tanımak lazım.

VW ve düşündürdükleri

VW ve ABD’de yaşadığı skandalı haberlerde okumuşsunuzdur.  Kısaca özetler isek;

ABD’de yapılan testlerde VW tarafından üretilen dizel motorlu araçlarda bir hile yapıldığı tespit edildi.  Araç test cihazına bağlandığını anlıyor ve emisyon değerlerini düşürüyor.   Ve ölçülen değerler yasal sınırların altında kalıyor. Normal kullanımda ise emisyon değerleri yasal sınırların 35 kat üstüne kadar çıkabiliyor.  Ve ABD’de VW hakkında yasal takibat başlıyor.  Bunu takiben Avrupa’da da Fransa ve İtalya’da başlayan bir soruşturma rüzgarı esiyor.
VW ABD’de EPA testlerini yanılttığını kabul etti!

Şimdi bu olayın bende düşündürdükleri;

Öncelikle VW gibi son derece tutucu reklam kampanyaları yapan ve kullanıcılarına en yüksek değer/kalite oranını vaat eden firma nasıl bu noktaya geldi? 2014 yılında inanılmaz bir kar (11 Milyar USD) açıklayan Türkiye’de yerli üretim olmamasına rağmen en çok atan olan VW yönetimi bunu nasıl atladı veya göze aldı?  Amiral gemisi Passat’da da kullanılan 2.0 TDI motorda yapılan uyanıklıktan bahsediyoruz.  VW bu hareketi ile güvene dayalı imajını ayaklar altına kendisi aldı. Herhalde hiçbir rakibi bu zararı yaratamazdı.
Wall Street Journal VW 2014 karını açıkladı

Bu durumu ortaya çıkaran ise West Virgina Üniversitesindeki test ekibi.  West Virginia Üniversitesi 1989’da da Caterpillar ve Cummins firmalarının endüstriyel motorlarda benzeri bir hile yaptıklarını tespit etmiş ve firmalar ceza ödemişler.  VW’ni test eden grubun lideri Daniel Calder ve 4 kişilik ekibi yol testlerinden sonuçlar gelince önce inanmamışlar.  Her şeyi kontrol edip testleri yeniden yapınca gerçek ortaya çıkmış. Araçlar 15 ila 35 katı fazla emisyon değerlerine sahiplermiş.  Bir diğer araç ise 10 ila 15 katı emisyon değerine ulaşmış.  Ve bu durumu tam 1.5 yıl önce raporlarında yayınlamışlar.   İşte bağımsız üniversitenin önemi burada ortaya çıkıyor. Toplum için çalışan ( bir zümre veya siyasi hareket için değil) bilimsel veriler üreten üniversitelere bizim de çok ihtiyacımız var.  Bravo West Virginia üniversitesine ve Sayın Bay Daniel Calder’e.
West Vigina Üniversitesi VW’ye karşı

Peki sizce neden tam 1.5 yıl önce tamda VW, Toyota ve GM’i geçerek en çok araç üreten firma konumuna geldiğinde ortay çıkmış?  Bu 1.5 yıl boyunca Türkiye’de bizleri de zehirleyen kaç araç satıldı acaba? VW tüm dünyada 11 milyon 2.0TDI motora sahip araç sattığını duyurdu.  Düşünün limitlerin çok üzerinde emisyon değerlerine sahip bu araçlar çoğunlukla Avrupa’da satılmışlar.  Ve halen bulundukları şehirleri zehirliyorlar.  Meksika körfezinde SHELL’in yarattığı çevre felaketi ile karşılaştırınca durum daha da vahim.  Zira halen tüm dünyaya yayılmış ve kontrolsüzce çevreyi kirleten 11 milyon araçtan bahsediyoruz.

Bugün (23/09/2015) VW CEO’su istifa ettiğini duyurdu.  Bu skandaldan haberdar olmadığını ama firmanın önünü açmak için bu kararı aldığını basın toplantısı ile duyurdu.  VW yönetim kurulu da bunu kabul etti.  Konunun üzerine gideceklerini ve otoriteler ile işbirliği içinde olacaklarını da açıkladılar.  Bu arada Almanya’da haklarında yasal araştırmada başlattı.  VW CEO’su Bay Winterkorn, 8 yıldır bu görevde, kendisi mühendis ve daha önce AUDİ’nin başında idi.  İşin içinden gelen Bay Winterkorn hakikaten konudan haberdar değil miydi?  Acaba CEO görevinde bu detayları nasıl kontrol edebilirsiniz?  Hadi VW gibi dev asa şirketleri bir yana bırakalım, yönetici okurlara soralım, ekibinizin ürettiği işin hizmet kalitesini nasıl kontrol ediyorsunuz?  Herkesin alacağı büyük dersler var bu olayda.
VW CEO’su istifa etti.

Ve olayın başka bir boyutu ise VW’nin ödemesi muhtemel ceza için tam milyarlarca doları bir kenara ayırdığı.  Söylenen rakamlar 7.6 Milyar dolar civarında!!!  Bu nasıl devasa bir firmadır ki bu büyüklükte bir fona, finans gücüne sahip?  Türkiye’nin dış borcu 2014 yılında 84 Milyar dolar civarında imiş.  Bunun nerede ise %10’u kadar bir rakamı VW gözden çıkarabiliyor.  Peki Almanya’da VW boyutunda kaç firma var dersiniz? Siemens? Bosch? BMW? Mercedes?  Liste çok uzun değil mi?  İşte buda neden Almanya’nın Avrupa’da lider duruma geldiğini gösteriyor.  2. dünya savaşında yerle bir olan Almanya aradan geçen süreçte sizce nasıl bu duruma geldi?  Tabi ki çalışıp üreterek ve bunu sağlayacak sosyal, yasal ve hukuki zeminin sürekliliğini temin ederek.
Bu arada 11 milyon aracın 480.000 civarının ABD’de satıldığını ve buna karşın ceza miktarının 18 milyar dolara kadar çıkabileceğini hatırlatalım.  Ceza olup olmayacağı veya miktarı süreç sonunda belirlenecektir.  Ama önemli olan VW’nin şimdiden bu iş için milyarlarca doları ayırabilecek güce sahip olmasıdır.
VW 18 Mİlyar USD ceza ödeyebilir
Türkiye’nin 2014 Dış Ticaret Açığı


Almanya Başbakanı Sayın Merkel, VW’nin durumu için “difficult situation” yani ZOR DURUM de
miş.  VW hisseleri tepetaklak değer kaybetmekteler (son 3 gün içinde %25’i aşan değer kaybı söz konusu)  ve bu durum diğer otomobil firmalarını da olumsuz etkiliyor.  Öte yandan ülkemizde de çok kuvvetli olan ALMAN MALI imajı da negatif etkilenmiş oluyor. Merkel firmadan şeffaflık talep etmiş ve derhal bizimle işbirliği yapacaksınız demiş.  Yani Merkel her yıl devasa karlar elde eden ve sırf Almanya’da yüz binlerce istihdam yaratan firmayı körlemesine korumamış eşit mesafede yaklaşarak araştırma ile sonuçlara ulaşmayı hedeflemiş.  Eh buda dünyaya örnek olsun diyelim.
Merkel VW için zor bir durum dedi.

VW nasıl bu hatayı göze aldı? Neden motor tasarım ekibinden kimse sesini çıkarmadı ve bir yerde firmanın ABD’de satışlarını durdurmasına sebep olan bu suça ortak oldular?  Wolfsburg’da bulunan VW fabrikası 2. dünya savaşında yerle bir olmuş, talan edilmiştir.  Savaş sonrası kent İngiliz yönetimindedir.  Fabrikadan ise İngiliz General Ivan Hirst sorumludur.  General yeşile boyadığı bir VW kaplumbağa’yı İngiliz yöneticilere gösterir.  Gerek işgal kuvvetleri gerekse Aman Posta teşkilatı için 20.000 araçlık sipariş alır.  Buda fabrikayı kurtarır.  Belki de İngilizler tarafından savaş sonrası istihdam yaratmak ve sosyal huzuru temin etmek için bu adım atılmıştır. İşçiler bir yandan VW kaplumbağa üretirler, bir yandan da fabrikayı inşa eder makineleri tamir ederler.  Derken Hollanda’lı bir girişimci firmanın distribütörlüğünü alır ve ABD’ye uçar.  Tüketiciler boyanın aracın her tarafında aynı kalınlıkta olması sebebi ile VW kalitesini tercih ederler! Araç Ford T modelinden fazla satar!  İşte VW bu ruh ile ilerler ve geçen yıllar içinde liderliğe oynar hale gelir. Şimdi işleri çok zor.  Yıkılan imajları bence yıkılan fabrika kadar önemli.  Yıllar boyunca uzun çabalar sonucu oluşan güveni tekrar kurmak zorundalar.  Uzun bir süreç olacağı kesin.  Bakalım bu krizi nasıl yönetip üstesinden gelecekler.  Bekleyelim ve görelim.
VW yakın tarihi

"4 Motor 6 Gezgin 12 Ülke Yollarda 24 Gün" Yazar Süleyman Münci Kaynak

Münci bey ilk defa yurt dışına hemde motorla çıkıp 24 gün Avrupayı gezmiş.  Üşenmemiş anılarını yazmış, bastırmış. Öncelikle bu çabası sebebi ile kendisini tebrik ediyorum.

Kitap grupta yer alan ve daha sonra ülkemizdeki bir kazada hayatını kaybeden Seçkin ve Erol arkadaşların anısına da ithaf edilmiş.  Allah rahmet eylesin.

Kitabın adında anlaşılacağı üzere 6 kişi 4 motor yazın yapılan bir gezi bu. Yunanistan’dan İtalya’ya geçiş ve İsviçre, Almanya, Belçika, Avusturya, Lüksemburg, Hollanda ve Fransayı kapsıyor.

Yazar detaylı olarak yolda yaşadıklarını yazmış.  Hazırlıklardan başlamış, yapılan harcamaları da detaylandırmış.  Avrupa’da ağırlıklı olarak kampinglerde konaklamayı tercih etmişler.  Nadir otelde kalmışlar.

Grup içinde genelde bir ahenk var.  Malum bu tür uzun yolculuklarda gezginler arasında sorunlar yaşanabilir.  Farklılıklar hele 24 gün süren bir gezi sürecinde ciddi sorunlara ve grubun parçalanmasına yol açabilir.  Ekip bu durumlara düşmeden uyum içinde hareket etmeyi becermiş.

Gezi esnasında gezginlerin özel hayatlarına da kısa dokunmalar var.  Mesela yazarımız ailesi ile daha çok vakit geçirebilmek tatil yapabilmek için emeklilik yaş gelince sahip olduğu işletmeyi satıp emekli oluvermiş.  Enteresan.

Kitabın başında ise geziye katılan 2 gezginin

Ben aynı geziyi yapsam sanırım daha az yol yapmayı ama kaldığım şehirlerde ekstra gün harcayıp ziyareti derinleştirmeyi tercih ederdim.  Diğer bir alternatif ise isterseniz motorunuzu RORO gemileri ile Trieste’ye önden gönderebilirsiniz.  Organizasyon dahilinde siz uçak ile Slovenya üzerinden Trieste’ye gidip motoru teslim alabilirsiniz.  Bu şekilde gidiş ve gelişte 3 ila 4 gün kazanma şansınız olabilir.

Kitaba döner isek kolay okunuyor, eğer bölgeye ziyaret düşünüyorsanız bilgiler aktarıyor.  Ben İtalya ve Alplerde geçen kısımları daha ilginç buldum.  Hızlı hareket edildiği için derine inebilen bir yolculuk değil ama buda gezginleri tercihi sonuçta.  Benzeri gezgin kitaplarının artması dileği ile.

Kitap "Muzungu Kısa Donlu Beyaz Adam" Yazan Harun Çelik

Kitapçıda gezinirken seyahat ve gezi romanları arasında dikkatimi çekti, kapak tasarımında Beyaz bir adam elinde pipo. Yerde ise zincirli Afrikalı’lar. Kölelik zamanlarından kalma eski siyah beyaz bir fotoğraf. MUZUNGU KISA DONLU BEYAZ ADAM, yazar Harun Çelik.

Yazar, sub sahara (sahara altı) denen coğrafyada yer alan ülkeler olan Kenya, Etiyopya, Uganda, Tanzanya, Mozambik,  Güney Afrika’ya ait gezi izlenimlerini biraz paldır küldür bir tarz ile kaleme almış.  Bu ülkelerde beyaz adamın yaptıkları da ön planda.  Avrupa ülkelerinin yaptıkları kısaca yer almış.  Aslında Afrika’daki sorunlara temel olarak bu sömürü dönemi gösterilmiş.  Bunu dışında güncel politik siyasi durumlara ait fazla bir analiz yok.

Yazar üşenmemiş, gecekondu bölgelerini mülteci kamplarını da gezmiş sefaleti anlatmaya çalışmış.  Enteresan olan açlığın hüküm sürdüğü mülteci kamplarında değilde ümitsizliğin hakim olduğu gecekondu mahallelerinde tehlike yaşamışlar.

Bu arada gezdiği yerlerdeki camilere özellikle uğramış, ve beyaz tenli olduğu için tepki almışlar.  Müslüman olduklarını izah edince buzlar erimiş.  Görünen o ki Afrikalı siyah Müslümanlar beyazlardan nefret ediyorlar.

Gezdiği ülkelerdeki Osmanlı izleri ile Türk okullarını ziyaret etmeye ve bunlar hakkında bilgi aktarmaya özellikle önem vermiş.  İş adamları ile kısa temasları olmuş.  Türk konsolosluklarının ilgisiz olmalarını da ayrıca eleştirmiş.

Hızla okunan bir kitap. Eğer Afrika’ya ilgi duyuyor ve Türkçe kitap bakıyorsanız ilginç olabilir.

Yamaha Tracer ilk izlenimler

İstatistiklere bakınca MT09 ile kısa yazdıklarım bu blogda en çok okunanlar arasında.  Motosiklet fuarında ilk gördüğümüz TRACER rekabetçi fiyatı ile bayilere AZ SAYIDA gelmeye başladı.  Fiyatı 33.900TL gibi.  MT09 ise 29.000TL’ye satılıyor.  (İlk çıktığında 25.000TL civarında idi).

Bu fiyatla bakınca olası rakiplerine karşı daha ucuz ve teknoloji olarak çok gelişmiş bir motor ile karşı karşıyayız.  Aslında ülkemizdeki aşırı vergiler olmasa daha da ucuz olur du ya, ya sabır dyerek geçelim.

Tracer uzun yol için ön camı ve oturumu ile daha hazır. Çıplak olan MT09’da ön rüzgar sizi direkt etkiliyor idi.  Ön camı el ile ayarlamak mümkün.  Ben binerken gevşeyen mekanizma sebebi ile ön cam alt pozisyonda idi.  Durunca fark ettik.  Tabi üst konumda koruma sağlıyor.  Ama bence Yamaha daha iyi bir cam tasarayabilirdi.

Motoru ise beklediğim gibi çok güçlü ve son derece lineer hızlanıyor.  Dikiz aynasında kalanlar ufalıyor.  Her viteste güç var.  Düşük hızlarda vites küçültmeyi unutmayın zira motor size bunu çok hissettirmiyor.

Kullandığım motorun sahibi MT09 çıplak versiyondan Tracera geçiş yaptı.  Tracer amortisörlerinin daha sert ayarlamış.  Genel olarak virajlarda bu daha güvenli der.  Ben özellikle bozuk asfalt yolları da düşünerek bu kadar sert tercih etmez idim.

Arka lastik devasa boyutları ile virajlarda bence esas avantaj.  Görüntüsü de çok şık.

Peki bu motor kime uygun?   Hafif, güçlü ve uzun yola yatkın bu makine isteyen TECRÜBELİ kullanıcılara diyelim.  Dağ yolları virajlı yollar ve ağırlıklı asfalt turlar içinde son derece uygun.
Aksesuar listesindeki arka yan çantalar ile yolculuğa hazır. 18 litre yakıt deposuda iyi fikir.  Uzun yolda çok işe yarar.  (hala motorlara 14 litre depo koyan üreticilere de selam olsun).

Tek motor olur mu?  Olabilir,  Hafif ve kompakt yapısı ile şehir içinde kullanımı rahat olacaktır. (Yakıt dahil ıslak ağırlık 215kg etkileyici).   Ama sağ manetteki agresif 115 beygire dikkat etmek şartı ile.

Peri Gazozu, Ercan Kesal

Anadolu’da bir doktorun anıları mı? Yoksa Anadolu’da yetişip Doktor Ercan’ın anıları mı?
Ercan Kesal Avanos’ludur. Babası Gazoz imal edip satmaktadır.  Peri Bacalarının memleketinde üretilen gazozun adı da tabi ki “PERİ GAZOZU”‘dur.

Kitap kısa hızla okunuyor. Farklı olaylar içice sıkmadan anlatılıyor.  Farklı zamanlarda yaşanan olayları birbirine bağlayan noktaları size düşünmeniz için sunuyor.

Aslında kitap insan olmanızı, yardımsever olmanızı ve şefkat göstermenizi öneriyor, insani kuraklaşmaya dikkat çekiyor.

Eğer kitap okuyorsanız veya güncel kitapları takip ediyorsanız mutlaka bu kitaptan haberiniz vardır. Anı günce tarzı “PERİ GAZOZU'”nu okumanızı tavsiye ediyorum.

Motosiklet Fuarı 2015

Evet Fuarı en son ve en kalabalık günü olan “Pazar” günü ziyaret edebildim.  Ciddi kalabalık vardı.   Bu sene fuar idaresi giriş yanına yöresine yalnız motosikletlerin park etmesine izin vermiş.  Çok da iyi olmuş.

İlk dikkatimi çeken bir çok yeni veya benim yeni duyduğum motosiklet grubu oluşmuş.  Armasını yeleğini yaptıran gruplar halinde fuarı geziyor.  Organize toplum iyidir diyelim

Bu sene katılımcı sayısında da artış olmuş.  Genelde geçiş için boş olan 2 hol arasına (restoranın önü) standlar kurulmuş.  Ve bu sene yeni firmalarda var.

İlk önce nihayet KAWASAKİ bu sene fuara bolca motor seçeneği ile katılmış.  En ortada döne bir platform üzerinde NINJA H2 yerini almış.  210 beygir gücü ile sınırları zorlayan H2 çok şık.  Kafa granajı farklı.  Birde H2R var.  Turbo ve 320 beygir!!!  
Fikir vermesi açısından Ninja ZX10 için Barkın Bayoğlu’nun (Altın Elbiseli Adam) yaptığı testin linki aşağıda.  Oldukça eğlenceli bir test.
Barkın Bayoğlu NİNJA ZX10 Testi

Bunun dışında Versys 1000’de stand da idi.  Diğerlerinde olduğu gibi “OTURMAYINIZ” emir kipini içeren yazı da selesinde!  Yurt dışında iyi ve güçlü uzun yol motoru olarak değerlendirilen bu makineyi test etmek lazım.  Tabi test motoru var ise.  14.900 EU fiyat etiketi ile VSTROM 1000’den pahalı.  Ama 4 silindir olması daha yol ağırlıklık olması onu farklı bir kulvara da alabilir.

Bir diğer yakışıklı makine ise klasik retro görünümlü W800.  Yurt dışında uzun süredir satılan bir model.  10.000EU fiyat etiketi var.  Triumph Scrambler’a rakip konumda.

Yamaha Standında en büyük ilgi TRACER 900 üzerinde idi.  MT09 çıktığında çok sükse yapmış ve makul fiyatı ile ilgi çekmişti.  Test notlarımı yazmıştım.  benim çok hoşuma gitmişti.  Şimdi bu güçlü makine ile biraz daha uzun yol, biraz da rüzgar koruma istiyorsanız 34.000TL fuar fiyatı ile Tracer üretilmiş.  Fiyatı çok cazip.  Peki kendisi?  Derli toplu ve hafif bir motor.  Ergonomisi sürücü için güzel.  Arka sele dörtgen şekli ile garip.  (Sele 2 parçadan oluşuyor).  Gösterge yerinde dörtgen LCD blok var.  Deneyip test etmek lazım.  Ama görünen gelen ürünler satılmış ve Nisan ayına dek kuyruk oluşmuş.  Yamaha bir adım önde gibi.

KTM 1190 Adventure nin yanına 2 model daha getirmiş; 1290 ve 1050.   Yani büyük seyahat endurosu sınıfında 3 moelleri var.  Aralarında farklar tabi.  1290 cc 150 üzeri bir motor ile kim ne kadar offroad yapabilir bunu geçiyorum.  Ama KTM çok iddialı çalışıyor.  Şimdi kendilerinden yurt dışında fotoları dolaşan 690 adventure ile yeni 990 adventure modellerini bekliyoruz.

Ducati Korlas ile fuarda bolca motor sergiliyordu.  Benim dikkatimi ilk önce Scrambler çekti.  Pratik hafif ve neşeli bir motor imajı var.  Arka teker ve maşanın sele ile bütünleşmesi çok güzel.  Renkler de öyle.  Ve fakat o didon nedir öyle.  2 ince boru yükseliyor ve yükseliyor.  Daha agresif sert düz bir gidonu tercih ederdim.  Yağ filtresi ise en aşağıya bakıyor.  Darbelere aruz kalırsa sorun olabilir.  Gerçi bu tamamen asfalt için üretilen şehir motoru.  Şık ve moda tasarımı ile (gidon hariç)  takipçi yaratabilir.  Fiyatları Ducati içinde uygun. Standda 1200 Monster da vardı.  Ama benim en çok hoşuma giden Multistrada Piikes Peak oldu.   Evet yeni lansman değil ama ergonometrisi, güçlü motoru ve az da olsa offroad avantajı bence onu en kullanılır motor yapıyor.  Tabi tecrübeli kullanıcılar için.  Zira oldukça güçlü.

Evet İtalyan BENELLI 250 ve 650 naked tarz motorları ile fuarda idi.  Ve INDIAN’da alt katta Hudsan Derinin Mahmutpaşa tarzı ürün satılan büyük standında 2  farklı model ile sergileniyordu.  ABD’de bir ara çok tutulan oldukça eski bir tarihçesi olan Indıan Victory Motorsiklet firması tarafından yeniden hayata döndürüldü.  Bence farklı bir standda tanıtılmalı idi.  Bu tarz motosiklet sevenlerin bakması gereken bir makine de ülkemize bu şekilde giriş yapmış oldu.

Suzuki aynı yerinde DL650 ve DL1000 yanyana idi.  DL650’nin adventure sürümünü de getirmişler DL 650 XT tel jant,  3 çanta motor koruma demiri, karter koruma sis lambası gibi ekstralara sahip.  Fİyatları makul, DL1000 39.950 TL!!!!  Ve oldukça hafif.  1 litre sınıfında Suzuki geçte olsa yeni bir model ile yerini alıyor.  Binip karar vermek lazım.

Triumph bolca model ile sergileniyordu.  Scrambler Thruxton ve bunların varyasyonları yerlerini almışlar.  Yeni Tiger 800’de orada idi.  Tabi 1.200CC ağabeyi de.

Retro Cafe racer’a bir örnekte geçen sene olduğu gibi MotoGuzzi standında idi.

Alt kat satışta yapılan motor aksesuarlarına ayrılmış ve adam almaz durumda idi.  Üst koridorda da Motosiklet klüpleri yerlerini almışlar.  Yeni bir federasyon kurulduğunu duymuştum burada da  gördüm.   Konuşma fırsatım olmadı.  Umarım organize ve faydalı işler yaparlar.

Motosiklet fotoğraflarını ilerde ekleyebilirim ama, Webde zaten her modelin onlarca resmine ulaşmak mümkün diyorum.

Sonuç olarak her günü daha da kalabalık olan fuarın geniş bir motosiklet kullanıcısı kitlesi yaratmasını ümit ediyorum.  Karşılaştığım dostların söylediğini de ekleyelim.  Bu vergi yükleri ile motosiklet fiyatları çok ağır.  MTV ve ÖTV oranlarında indirim gerekiyor.