Aylar: Mayıs 2016

Beyoğlu!

Lise ve Üniversite yıllarım geçtiği İstiklal Caddesinden Tünel’e doğru yürüyoruz, üstelik oğlumla!

Taksim meydanına taşlar döşeniyor,  malum gezi olaylarından bu yana beton olarak duruyordu!  Gençten biri soruyor Gümüşsuyu otobüs durakları nerede?  Gümüşsuyu’nu biliyorum, hemde nasıl.  Ama otobüs durakları kim bilir nerede?

Atatürk Kültür Merkezi halen harabe gibi duruyor.  Başlanan ve tamamlanamayan güçlendirme çalışmaları ve politik hamleleri oğluma nasıl anlatsam?

Tünel otobüs duraklarını Fransız kültürü anlatıyor, Hacı Abdullah’tan bahsediyorum ona. Dinlermiş gibi görünüyor.  Peki ama ilk plaklarımı aldığım KARAKEDİ PLAKÇISI nerede? Oda mı zamana yenildi?

Tabi İNCİ Profiterol’de yok!  bu arada açılan bir tomar ET lokantası var.  Bunlar zincir ve aynıları İstanbul’da birçok yerde var.  Arada otele çevrilmiş ve eski hüviyetini kazanmış binalar restoranlar gözüme çarpıyor.    Galatasaray’da ilk protesto gösterisi.  Tutuklu yakınları,  Rus Konsolosluğu yanında ise Çeçen grubu protesto ediyorlar.  Bu iki grubun arasında dilini dahi anlamadığım müzikler çalan 2 güzel grup var.
Arada Sn Antuan  Kilisesine giriyoruz.  Orada yaşayan arkadaşlarımı anlatıyorum, evlilikleri Noel kutlamalarını.  Bilerek cenaze törenlerin pas geçiyorum.

Ferhan Şensoy halen Ferhangi Şeyler oyununa devam ediyor.  2000. oyun olmuş. Anlatıyorum, Cem Yılmaz’ın daha bir politiğidir diye.  Sanki dinliyor, bir ara gideriz diyorum.  Cevap Bakarız!  Tabi bir daha sefere o tiyatro hala orada ise bakarız.

Demirören AVM dışı korunmuş garip yapı.  İçi gene boş.  Alt katta Medamarkt bir katı kapatmış.  Gene sakin bir hali var. arada alışveriş yapan tabi ki Ortadoğu’lu turistler de olmasa iyice boş kalacak. Giriyoruz Medyamarkt her yerdekinin aynı.  WC’yi kullanıp çıkıyoruz.

Varıyoruz Tünele, köşedeki t-shirt mağazasında Istanbul temalı t-shirtler alıyoruz. Yurt dışına hediye.   Ardından salıyoruz müzik dükkanları arasından aşağı salıyoruz.  Sağlı sollu dükkanlarda İstanbul ve Zilciyan zillerini anlatıyorum. Arada hang drum’ın yerli muadili
AQUA DRUM satan bir mağazada kısa süreli duruyoruz.

Selanik Pasajı önünde esnaf Beşiktaş’ın şampiyonluğunu marş ve meşaleler ile kutluyor. Karaköy alt geçidinde aranan elektronik parça yok, adres Doğu İşhanı!.  Köprüde balıkçılar mesaiye devam.  Bir şeyler de tutuyorlar.  Eminönü iskele önü kalabalık.  Ortadoğu ülkelerinden gelen turistler bu sene ağırlıkta.  Bolcada Istanbul’lu dışarıda, gene de sakin sayılır bir Cumartesi için.

Ve aranan parça Doğu İşhanın’da da yok.  Çıkıyoruz.  Konyalı’da kızartma yok, sulu yemekler de delikanlı’ya hitap etmiyor. Sirkeci Mado’da eh bir çorba ile başlayan yemek gene eh işte bir ana yemekle bitiyor.

Dönüş metro ile hızlıca.

Tavsiyem belli aralıklar ile gezin Beyoğlu’nu.  Arada kendi ufak tarihi çok derin yapılar göreceksiniz.  Bu fırsatı kaçırmayın.

 

Reklamlar

“Bury me Standing”

bury me standingİngilizce kitap balkanlardan başlayarak çingene hayatını kültürünü ve yaşadıkları eziyetleri belgeliyor.

Yazar Amerikalı İsabel Fonseca, üşenmemiş Aranavutluk’ta, Makedonya’da, Romanya’da, Bulgaristan’da çingenelere misafir olmuş, onlarla yaşamış.  İlk ağızdan hikayelerini gelenek ve göreneklerini yazmış.  Onların çektiklerini ve toplumda gördükleri hal hareketleri yazmış.  Garip gelebilecek gelenekleri, yer yer çıkarcı hareketleri de tarafsızca kaleme almış yazar.  Ayrıca arşivlere girmiş araştırmış.  Kitabın sonunda 9 sayfa kaynakça var!

1800’lerde Avrupa’da savaşı kazanan taraf, kaybeden taraftan esir aldığı ahaliyi köle yapmış ve bunlara genelde Çingene deyip geçmiş.  Sonuçta Roman lisanını bilmeyen aslında VLAD olan bir takım ahali de günümüzde kendini çingene olarak tanımlar olmuş.  Gene Orta çağda Romanlar aleyhine çıkan kanunlar ile asmak dahil yasal hale gelmiş.
burymestanding camSon kısımda ise 2. Dünya Savaşında Nazi’ler tarafından nasıl katlediklerini yazmış, işte bu kısmı okumak zor.  Oldukça ağır.  Yazılı tarihleri tam olarak olmayan (!) ve günü yaşama felsefesine sahip Romanların mülteci kamplarında yaşadıklarını kısmen de olsa belgelemiş.

Sovyet blokunun oluşması ile nispeten nefes alsalar da, bu sefer bir sosyal problem olarak tanımlanıp göçer hayatları engellenmiş.  Geleneksel mesleklerini (demircilik, hasır işleri, at alım satımı vs) kaybetmişler.  Gecekondu mahallelerinde sefil yaşama mahkum edilip hor görülmüşler.
Sovyet blokunun çökmesi ile mesela Romanya’da serbest ticarete ayak uydurup ilk zenginleşenlerden olmaları da toplum da tepki görmüş.  Kimileri durumu düzeltmiş kimi yerlerde ise saldırıya uğrayanlar hayatını kaybedenler olmuş.

Yazar Türkiye’de bulunmamış ve ülkemizdeki durumu kaleme almamış.

“Bury me standing” beni ayakta gömün demek.  Bunu diyen Manush Romanov, seçimle göreve gelen ilk Bulgar Parlamentosuna giren 3 Roman’dan biri.
Beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üzerinde geçti” diyor Manush Romanov.

Ara sıra düzenlenen konferanslar ile birlik ve sorunlara çözüm bulmak için bir araya gelmişler.  Yazar bunlara da katılıp izlenimlerini yazmış.  Örneğin bir kongrede Roman delegasyonu salona gelmemiş. Zira dışarıda 2. el araba alımı (Trabant) ile meşgulmüşler.  Diğer bir toplantıda ise kendilerini  sepetteki yengeçler gibi tanımlamış Romanlar. Ne zaman biri sepetten çıkmaya kalksa diğerleri onu geri çekiyormuş.  Tanıdık bir durum değil mi?

Kitap İngilizce, Türkçe çevirisi yapılır mı bilemem. Ama Roman kültürüne meraklı iseniz,  ve yakın Balkan tarihini merak ediyorsanız,  okumanızı tavsiye ederim

Kitap hakkında daha da detaylı bilgiler için aşağıdaki linklere başvurabilirsiniz. Tabi bu kitabı edinmenize engel olmamalı.

http://dancingbadger.com/fonseca.htm

http://www.oocities.org/~patrin/standing.htm

http://theoaklandjournal.com/ted-odenwald/bury-me-standing-a-book-review/

https://unintentionalexplorer.wordpress.com/2013/05/29/a-review-of-bury-me-standing-the-gypsies-and-their-journey-by-isabel-fonseca/

Hoşgörü lazım ama…..

Hoşgörü olmaz ise toplumda birlik nasıl olacak?  Ülkemizde ve bulunduğu coğrafyada hoşgörü araki bulasın! Toplumsal huzur ve barış için bu çok gerekli.  Kişisel ilişkilerde, hatta aile içinde aile fertleri arasında da.

Sürekli karşı tarafı suçlayan, eleştiren hoşgörüsüz yaklaşımlar fiziki şiddet olum hayatımızı dolduruyorlar.  Futbol sahalarında da, Millet Meclisinde de. Bir kavga hali sürüyor.

Eline silah almış dağa çıkmış tiplerden bir beklentimiz yok zaten.  Onlarında zaten hoş görülmek gibi kaygıları yok.  Yaptıkları eylemler sonucu zaten hak ettikleri de yok.

Buna karşın toplum içinde buna çok ihtiyaç var normal bizim gibi bireyler arasında.  Umarım toplum bu yönde de gelişme gösterir zaman içinde.

hoşmerim