Aylar: Kasım 2010

2. Gün 19 Kasım

Sabah kalkıp kahvaltıya iniyoruz.  Öğretmenevinin lokalinde basit ama doyurucu kahvaltımızı taze çay ve ekmek ile yapıyoruz.  Bölge hakkında bilgi alıyoruz. “Köy Yolları Kitabında ” görünen Mihaliç kalesini bilen yok.




 

Karacabey’de tur atıyoruz.  1400’lerden kalan Hüdavendigar Ulu Camii ile “Emaret Camii’ni” geziyoruz.  Bakımlı taş camiler.  Detay işçilikleri harika.  O zamanın teknolojisi ile yapılan işçilik akıl alır gibi değil.  Karacabey’den ayırılıyoruz.



Issız Han

 Öğretmenevinde bahsedilen ve yolumuzun üstünde olan “Issız Han’a” uğrıyoruz.  Taş bina restore edilip kapısına da kilit asılmış.  Bir not var, “Yemekteyim” şeklinde.  Not’ta yazan telefon numarasını aramıyor, dışardan fotoğraf alıyoruz.  Han gölün kıyısında,  belli ki eski ticaret yollarının üzerinde.

Gölyazı’da Kayıklar
Ana yola çıkıp, Gölyazı’ya gidiyoruz.   Gölyazı’ya inen yolun üzerinde fotoğraf molası verdiğimizde, 2 araba duruyor.  EMOK’tan Cem ve ailesi ile bir arkadaşı.  Günübirlik çıkmışlar.  Fotoğraf makineleri “tam teşekküllü”. Bizim yörede olduğumuzu da biliyorlarmış.  Kısa sohbetten sonra Gölyazı’da buluşmak üzere ayrılıyoruz.



 

Fotoğraf çektikten sonra bizde Gölyazı’ya iniyoruz.  Bu sefer gün ışığında kenti görme şansımız var.  Eski evler, bahçeler dikkati çekiyor.  Gölün kıyısındaki her evin önünde bir kayık var.  Yani her evin bir kayık-parkı var.

Gölyazı’nın içinde restore edilen Taş Kilise dikkatimizi çekiyor. Avrupa birliği ile ortak yürütülen bir proje. Aynı zamanda “Restorasyon alanında kalifiye eleman yetiştirmeyi” de hedefliyor.

Gölyazı Eski – Yeni
Gölyazı bir yarım ada. Eski evler ile dolu. Etrafında yer yer ayalta olan surlar var.  Eski evler acil bakım istiyorlar.  Bunları restore edip pansiyon veya konaklama amaçlı kullanmak,Safranbolu’da olduğu gibi çok başarılı sonuç veririr.
Ağlayan Çınar

Yürüyüş yapıp,  “Ağlayan Çınar” ‘da oturuyoruz.  Cem ve ekibi çay içip hareket ediyor.  Biz öğle yemeğini yiyoruz.

Bundan sonraki rota Gemlik. Yeni açılan otoyol Bursa’yı by-pass ediyor ve bize zaman kazandırıyor. Otoyol üzerinde oyun amaçlı yola dolu pet şişe (?) bırakan çocuklar ise monoton yolculuğa heyecan katıyorlar.  Önümdeki araç aniden manevra yapıp şişeyi savuşturuyor.  Önümdeki şişeyi son anda fark edip sanırım dokunarak geçiyorum.  Aynaya baktığımda arkadan gelen araç üstünden geçip patlatıyor.  O sırada bariyerlerin üzerinde olanları izleyen çocuk grubunu görüyorum.  Durmak için çok geç.  Araçların arasından sıyrılıp, geniş yol açısı ile otoyolda seyre devam ediyoruz.

Gemlik’te benzin molası veriyoruz.  Ve ikinci olay.  Arkamdan gelen yol arkadaşımı bir araç sıkıştırıp kaçıyor. Benzin istasyonuna geldiğinde sinirleri gergin.  İstasyon’da bekleyen (?) polis ekibi bizim hikayemize zerre ilgi göstermiyor.  Geri dönüp saptığı sokakta aracı bulma fikrinden vaz geçip yola devam ediyoruz.

Amacımız, Armutlu, Çınarcık üzerinden yarım adayı dolaşıp Eskihisar’dan karşıya geçmek.  Yol boş,  yazlıklar da boş.  Yer yer çok güzel manzaralı küçük kasabalardan geçiyoruz.  Bir çoğunda ufak marinalar var.  Farklı tekneler bağlı.  Virajlar keyifli ve asfalt iyi.  Bir noktada römorkör imal edilen bir tersane de görüyoruz.  Armutlu’dan sonra balıkçı barınağı olarak kullanılan bir dalgakıran’da durup son fotoğrafları alıyoruz.  Artık Çınarcığa çok az kaldı. Hava yavaş yavaş kararıyor.  Yolda asfalt bir noktada çok bozuluyor.  Bizim gittiğimiz şerit nedense erimiş zift.  Geliş istikemetinden gidiyoruz.  Çınarcık’ta önüme aniden 4 ayaklı bir dana fırlıyor.  Kontrollu seyir olası kazayı engelliyor. Aslında yolun sağ tarafındakiş sürüyü ve sol tarafında yol kenarında garp hareketler yapan köylüyü fark edip durmalı idim.  Meğer köylü karşıya geçmeye çalışan danayı engellemek için uğraşıyormuş. 

Hava iyice kararıyor. Yalova’ya yaklaşıyoruz. Arkamıza 2 sis farı takmış bir GS sürücüsü yapışıyor. Bizi geçmiyor, öte yandan güçlü sis farları aynadan yansıyıp gözümüzü alıyor.  Ne kadar gereksiz bir aksesuar.  Zaten farlar yeterince güçlü.  Bir yerde ayrılıyoruz.

Yalova’ya girişte bu sefer 2 ayaklı bir büyükbaş’ın kullandığı araç arkamızdan hızla geliyor.  Yol istiyor fakat yol dar ve ıslak.  İlk fırsatta bizi tehlikeli olarak geçip, önümüzde zig zaglar çiziyor.  Hızımız kesip büyükbaş şovu izliyoruz.  Arka camındaki yazıdan “Dodurga’lı” oldupunu anladığımız büyükbaş ilerde kırmızı ışkılara takılıyor.  Bizim yaklaştığımızı görünce “kırmızı ışık ihlali” yaparak kaçıyor.

Bundan sonrası ciddi bir trafik var.  Bayram tatilinden dönenler sebebi ile Yalova’nın içi ve Eskihisar yolu çok kalabalık.  Arabalı vapurlar epeyi bir yol kala yol tıkanıyor. Yan çantalar ile dikkatli geçişler yapıp, vapur iskelesine varıyoruz. İlk vapura biniyoruz.  Vapurda gene EMOK’dan Attila ile karşılaşıyoruz. Yeni yolculuk planlarını konuşuyoruz.

Vapur’da vedalaşıp evlere dağılıyoruz.

1. Gün 18 Kasım

Sabah 9:30’da Eskihisar’da buluşma ve Topçular’a geçiş.  Arabalıvapur iskeleleri her iki yönde de sakin.  Hava nefis, güneşli,  mevsim normallerinin çok üstünde.

Topçular’da sola dönüş, İznik gölüne dağ yollarından iniş.  Yolların çoğu asfalt. Yer yer dar, nadiren bozuk.  Ama manzara nefis.  Düzgün lastikli her tür motor ile bu yollar rahat geçilir.

İznik Gölüne varınca ilk benzin molası ve İznikte yemek molası.  İznik konsülünün toplandığı kilise – cami – müzenin bulunduğu meydanda, 24 saat açık tabeleası olan restoranda sulu yemekler. 
MS 325 yılında İznik konsülü Bizans imparatorunun isteği ile toplanıyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0znik_Konsili

Selçuklu kilise camiiye dönüştürülmüş.  Günüüzde ise restore edilmiş hali ile müze olarak ziyaretçileri bekliyor.
Restoranın acemi komisi, “Ağabey minareyi yeni (?) taktılar” diyince restoranın patronu gayri ihtiyari küfürü basıyor.  Hep beraber gülüyoruz. 

İznik şehrini çevreleyen surların 4 kapısı var imiş, İstanbul, Göl, Yenişehir, Lefke Kapıları.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeni%C5%9Fehir

İstanbul Kapısı İznik

Istanbul kapısına gidiyoruz.  Sağ tarafta gene restore edilmiş hamam var ama bir dahaki sefere bırakıyoruz.  Istanbul kapısı aslında 3 kapı. Hepsi farklı dönemlerde yapılmış izlenimi veriyor.  Hatta içerideki ilk kapıda bir yerlerden alınan lahit te kullanılmış.  Kapıların her iki yanında gözetleme kuleleri, kontrol noktaları var. 
Buradan fotoğraflar çektikten sonra hareket ediyoruz.  İznik gölünü güneyden dolaşarak Gemlik üzerinden Bursa’ya ulaşan ana yola çıkıyoruz.  Amacımız Gemlik geçtikten sonra Engürücük’e sapmak ve Marmara Denizinin güney sahillerini takip etmek.

Bu yol ana yola göre daha tenha ve manzarası daha iyi. İçinden geçtiğimiz sayfiye yerleri boş.  Gözüme çirkin beton bloklar da çarpıyor.  Yazlık bunlar.  Deniz kıyısında ortasında havuzu olan kaba saba siteler ve heps boş.  Mudanya’ya varıyoruz.  Şehir epeyi kalabalık.  Benzin almamız lazım.  Mudanya’nin merkesine doğru trafik yoğunlaşıyor.  Benzinliği kaçırıyor ve yola çıkıyoruz.   İlerdeki ilk kasabada benzinci kapalı.  Burada rastladığımız yerel motorcular ilerde başka bir benzinci olduğunu söyleyip ekliyorlar, “Oradan almayın,  bizim motorlarda sorun yarattı!”.  Söz konusu benzinciye ulaşıyoruz. Ufak bir köyde eski bir benzinlik.  Şikayeti söylüyoruz.  Petrol Ofisinin benzinini sattıklarını ve Tubitak raporları olduğunu söyleyip, son noktayı koyuyorlar, “TERCİH SİZİN”!  Yol arkadaşım rezerve girmedi ama çaresiz az bir miktar alıyor.  30 km kadar sonra ana yola çıkıyoruz. Büyük bir benziciden depoları doldurup, Gölyazı’ya hareket ediyoruz. 
Tam güneş batarken Gölyazı’ya sapıyor, gün batımını fotoğraflıyoruz.  Gölün üzerinde bulutlar nefis ışık oyunları yapıyorlar. Tam zamanında vardık.

Gölyazı Gün Batımı

Buradan hareketle Gölyazı’ya iniyor, “Ağlayan Çınar’ın” altındaki restorana park ediyoruz.  Menü’de Turna balığı var. Tadı nefis. 
Esas süpriz ise Gölyazı’da kalacak otel pansiyon vs yok.  Gölyazı Belediye iken Bursa Nilüfer’e bağlanmış.  Turizm açısından potansiyeli çok ama bu konuda belediyenin bir çalışması veya desteği yok.  Restoran sahibi de oldukça dertli durumdan. Eski bir evi restore edip pansiyon yapmak istemişler.  Kaynak bulamamışlar.  Tandığınız gazeteci var mı? Bu durumu yazsın diyor.  Bir iki yeri arıyor ama boş yer yok.

Karacabey – Nişan
Blackberry aracılığı ile ufak bir araştırma bizi Karacabey’e yönlendiriyor. Hedef Öğretmenevi. Yol duble asfalt yol.  Yarım saat civarında oradayız.  Alt kattaki salonda nişan var.  Yöre ahalisi gayet şık davete “icabet” ediyorlar.  Gürültülü şantöz saat 10:00’da müziği kesiyor. 

Karacabey merkeze kısa bir yürüyüş yapıyoruz.  Büyük bir yerleşim.  Yolları düzenli.  Çay – pasta tatlıları yiyip,  gei dönüyoruz.

Rota, Ulubat Gölü

Bayram tatili 9 gün ama rotamız bu sefer 3 gün.  Uzaklara değil, yakınlara gidiyoruz. Meteoroloji tahminleri sıcaklığı gündüz 18 gece ise 9 derece veriyor.  Kasım ayı için bulunmaz bir nimet. Kış bastırmadan belkide son “kuru” gezi bu olacak.

Perşembe sabahı Eskihisar topçular ve dağ yollarından İznik’e varacağız.  Sonrasına biraz da yolda karar verilecek.  Genelde asfalt üzerinde olacağız.

Bugün mazemeleri hazırlayıp motora yan çantaları bağlayarak yükledik.
Yarın yollar bizi bekler.