Aylar: Nisan 2009

Kaz Dağları Gezisi 4. Gün 12. Nisan 2009 Çarşamba

Sabah 8:30’da kalktım. 9 saat uyku çok iyi geldi. Aşağı indim ve sıkı bir kahvaltı yaptım. Otlar ile zenginleştirilmiş zeytinyağı nefis. Sucuklu omlet süper. Ekmekler çıtır.

Saat 11:00 gibi yola çıktım. Rota Edremit üzerinden Kalkım. Bu yol nefis. Ağaçlar arasında kıvrılarak giden kaliteli bir asfalt. Geliş yolunda da kısmen buradan gittiğimi anladım. Ama akşam yorgunluğunda tam fark etmemiş idim. Kısmet dönüşte keyfini sürmekmiş.

Kalkım’a vardım, pazar kurulmuş. 2002 yılında Zeytinli dönüşü Cemal ile (F650) bu yollardan geçmiş ve Kalkım’a varmış idik. Gene Pazar vardı. Köylülerden yol tarifi aldım. Aradan Gönen’e çıkacağım. Kalkım, Bağlı, Çiftlik, Cambaz, Çırpılar ve Pazarköy’e ulaşan kıvrılarak giden bir asfalt. Husky ile çok ama çok zevkli. Pazarköy’den sonra 2 rota var. Biri Fındıklı üzerinden direkt Gönen. Diğeri ise Orhanlar üzerinden anayol ve Gönen. Ben Fıdıklı üzerinden hareket ettim. Yolun büyük bir kısmı yapım aşamasında. Mıcır döküp bırakmışlar. Ama 10 km daha kısa. Dağ yolu sonuçta. Buradan kıvrılarak Gönen’e vardım. Burada hızlı bir benzin ikmali yapıp Bandırma’ ya devam ettim. Bu son 40km Belkide en zevksiz kısım idi. Dümdüz bir yol ve bolca rüzgar. Sürekli radar tehlikesi ki ilerde bir radar kontrol noktasına da rastladım. Sonuçta Feribot’a bindim. Burada, Çamlıbel’de gördüğüm 2 Varadero ile karşılaştım. Uluslarası Varadero toplantısı için yer bakmaktan dönüyorlar. Sanırım Mayıs’ta imiş. Biri ile Yeigöller’de tanımış idik. Ama ismini hatırlamıyorum.

Sonuç
Çok keyifli bir 4 gündü. Doğa uyanıyor ve her yerden tertemiz sular akıyor. Kazdağları’nda keşfedilecek çok rota var.
GPS’in haritalı olanın edinmek lazım. Husky’ye yan demirleri ayarlamak ve sırt çantasını da taşımamak veya hafifletmek şart. Ufak bir uyku tulumu ile ufak bir çadır da çok iş görecektir.
Ve tabiî ki geri döndüğüm noktayı ilk fırsatta tekrar denemeliyim. Bekle Kaz dağları.

Kaz Dağları Gezisi 3. Gün 11. Nisan 2009 Çarşamba

Oduncuların kampında sabah oluyor. Saat 6:30’da kampın kadrolu eşeği (Birde katır var ha..) anırarak yem isteğini dile getiriyor. O ana dek pek bir sessizdi. Bu sesle herkes ayaklandı. Kamp ateşleri yakıldı. Çaylar demlendi. Kahvaltı hazırlandı. Kahvaltı yağ salça ve pirinçten oluşan bir yemek. Ben o köy ekmeği ile zeytini istedim. O ekmeğin her bir dilimi şehirdeki 4 dilime bedel. Yemek bitti herkes sigaraları yaktı tabi. İçmeyen tek kişi benim.

Kadir ile helalleştik. Son fotoğraflarını çektim traktörün başında. Çay içerek botları kuruttum. İşe de yaradı. Bir gün önce kar suyunu emen botlar hızla kurudular. Bu arada Husqvarna testere ile bizm TE610’unda resmini çektim pek bir güzel oldu.

İlk günden tecrübelenmiş olarak, öncelikle oteli belirlemeye karar verdim. Telefon ile aramaya başladım. İda Köy Evine karar verdim. İskender Bey’e 2 saate oradayım dedim. Son derece doğru bir karar verdiğimi varınca anlayacaktım.

Dağdan dönüş sorunsuz idi. Bir gece önceki uykusuzluk ve yorgunluk beni yavaşlattı. Sanırım sol dizimi de çok fazla zorladım. Saat 12:00 civarı İdaköy evine vardım. Tek kelime ile nefis bir yer. Tahtakuşlar ile Çamlıbel arasında. Yeşillikler arasından Edremit koyuna bakıyor. Alt katta geniş bir salonu ve şömine ile mutfağı var. Bu katta 3 , 4 oda da var. Üst katda 4, 5 oda daha var. Son derece zevkli bir bina. Odaya çıkıp yerleştim ve uzun bir duş aldım. İyi geldi. Ben aslında ilk gün gelip buraya yerleşmeli idim.

İskender Bey’den aldığım bilgiler ile ufak bir tur atıp Çamlıbel üzerinden sahile indim. Çamlıbel güzel bir köy. Merkezinde organik ürünler özellikle de zeytin ve zeytinyağı satılıyor. Köyde gezerken 2 Varadero gördüm, Saklıbahçe denen tesiste. Sürücüleri göremeyince sahile devam ettim.

Sahil henüz turizm başlamadığı için tenha. Lokantaların çoğu açılmamış. 3 eski zeytinyağı fabrikası tuğla yapıları ve bacaları ile dikkati çekiyor. 1 lokanta diğeri ise halı satılan bir yer olmuş. 3. İse sanki terk edilmiş gibi duruyor. Kıyıda balıkçılar ağlarını tamir ediyorlar.
Lokantalardan açık gibi duran birinde hamsi+salata+bira söyledim. Zeytinler ile nefis zeytinyağı ve ekmek standart geldi. Hamsiler çok taze, ve çok bol bitiremedim. Hesap 17TL. Geri dönüş yolunda Tahtakuşlar köyündeki müzeye uğradım. Müzeyi kuran bey ile sohbet ettim. Deri sırtlı kaplumbağanın hikâyesini, altıncılar ile olan mücadelelerini dinledim. Kazdağı’nın 3 boyutlu maketi üzerinde geçtiğim yerleri konuştuk, tahmin yürüttük. Kazdağı zirvesi 1.780metre. Ben 1.300 metre’de takılmıştım. Müzeden farklı kekiklerden alıp otele döndüm. 3 saat akşam yemeğine dek deliksiz uyumuşum.

İskender Bey avukat. Buraya yerleşmiş. Esasen Kosova doğumlu. Annesi Arnavut, babası ise Türk. İlkokul 4. Sınıfta Türkiye’ye gelmişler. Tam bir entelektüel. Bir çok kitabı var. Bölgeyi ve patikaları anlatan kitabını satın aldım. İskender Bey Anadolu’daki diller üzerine de bir kitap yazmış. Anadolu’daki medeniyetlerden geriye kolektif bir dil kaldığı üzerine tezleri var. Keltlerin İngiltere’den göç ederek Akdeniz’e döküldüklerini anlattı. Galatlar ile aynı ırk olduklarını birçok iz bıraktıklarını izah etti. Örneğin;Gallipoli, Galeta (Yiyecek), Galata (İstanbul’da semt), Galya (Fransa’ya göçen ırk) gibi. Bu sert mizaçlı insanlar, en son Frigya’ya yerleşmişler. Paralı askerlik yapmışlar. Giriş katında geniş bir kütüphane var. Burada Gal sözlüğü görmek beni şaşırtmadı.

Sohbet çok tatlı ama geçen günlerin ve yolculuğun yorgunluğu var. Saat 23:30’da yattım.

Kaz Dağları Gezisi 2. Gün 10. Nisan 2009 Çarşamba

Gereksiz ucuz, gereksiz gürültülü ve na-temiz otelden hızla ayrılıp Akçay’ın içinde bir aile tarafından işletilen pırıl pırıl temiz börekçide sabah kahvaltısı ettim.  Konuştuğum ahaliden öğrendiğimi Milli Parka Motosiklet ile girişin yasak olduğu idi. Kahvaltıdan sonra benzin alarak Milli Parkın girişine yollandım ve bakanlık kararı ile Otobüs ile Motosiklet girişinin yasak olduğunu öğrendim. Buna karşın araba ve 4 çeker araçlar serbest. Kapıdaki görevli hayvanların rahatsız olduklarını söyledi. Avrupa’da da yasaklanmış ve bizde de uygulama başlamış. Başka bilgilerde verdi ama ne kadarı doğru ben anlamadım. Mesela Orman bakanlığına bağlı değiliz dedi. Buna karşın web sitelerinde Çevre ve Orman Bakanlığına bir çok atıf var. http://www.milliparklar.gov.tr/

Önemli olan,- Bekçide parkın haritası yoktu,- Mehmetalan köyü üzerinden başka bir yol ile Evciler’e ulaşabileceğimi arkadaşlarına danışarak önerdi,- Yolda bir şey olması durumunda sorumluluğun bende olduğunu ve şikâyetçi olmamamı 2 kez tembih etti. Radar denen mevkide kar olabileceğini de ekledi.

Bu bilgileri aldıktan sonra geriye Zeytinli ’ye döndüm. Mehmetalan köyün bulup tırmanmaya başladım. Yolda Hızır Kamping’in levhasını görünce saptım ve kapısına geldim. (Burası o nahoş kazanın olduğu kamp). İçerde 2 genç sakin bir rock müziği eşliğinde çalışıyorlar. Tamirat devam ediyor. Az ilerde bir XL200 var, lastikler dişli. Onlardan yol tarifini tazeledim. İlk hedef Kirse önü mevki, daha sonra Rahat Mevki ve Sazak Kulesi var. Buradan direkt Evciler ’e ulaşılırMIŞ. Onlara göre sorun olmadan ulaşabilirmişim. Toplam yol da 26 km imiş. Yani yakıtım da yeterli. Koli bandı ile GPS’i gidona sabitledim ve tırmanmaya başladım. Yolda waypointleri de (Sapak çeşme vs) işlemeye başladım.
Harika manzaralardan geçtim, güzel fotoğraflar aldım. Kirse önüne hemen vardım. Burada terk edilmiş bir alabalık çiftliği var. Devam ettim. Yolda 2 ayrı motorize köylüden yol tariflerini tekrar aldım ve sorun olmadığını gidebileceğimi söylediler. Bir noktada nefis bir şelale ile yol sona erdi. Geri dönüp ilk sapaktan diğer yola döndüm.

Epeyi bir gittikten sonra yoldaki tomruklar sebebi ile durdum. Orman köylüleri orman memurları ile kesilmiş tomrukları ölçerek işaretliyorlardı. Aksi orman memurundan iyi bir yol tarifi aldım. Bir kâğıda güzelce çizdi. Evciler yaklaşık 26 km mesafede idi. Arkadaşının kar ikazına “olmaz bir şey motor geçer” şeklinde cevap verdi. Bu noktada irtifa 800 metre idi. Kısa bir sohbetten sonra çay ikramını nazikçe red edip yola koyuldum. Yol toprak taş kaya gidiyor. Çok güzel su geçişleri yaptım. Bahar sebebi ile sular coşmuş. Husky benden 10 puan aldı. Keçi gibi tırmanıyoruz. Derken bir sapakta ilk karı gördüm, hemen fotoğrafını çektim. Tabi bunun ne kadar gereksiz olduğunu az ilerde anlayacaktım. 1.000 metre irtifayı geçtim.

Yolda kar birikintileri başladı artık. Kiminin kıyısından kiminin ortasından yararak gidiyorum. Bir yerde devrildim. Aynen devam.

Nefis su geçişleri başarı ile tamamlandı ve bir noktada fena kara saplandım. Yolun sağından giderken akan su karın altını oymuş. İleriye doğru yürüdüm ve yolun ilerde açık olduğunu gördüm. Sırt ve kuyruk çantamı bu noktaya bıraktım. Yarım saati aşan bir uğraştan sonra motoru kurtarmayı başardım. Önce arka tekeri karın üstüne kaldırım altına taş doldurdum. Daha sonrada ön tekerin altını besledim. Motor hafif olduğu için bu mümkün oldu. Motoru kurtardım, ilerdeki ciddi su geçişini de tamamladım. Pompacı Hayri yazan hayrata geldim. Dönüp eşyaları aldım ve motora yükledim. Enteresan olan işin psikolojik yanı. Zor engelleri aştıkça nispeten kolay toprak çamur vs gibi yüzeylerde çok güzel yol alabiliyorsunuz. Sanki tecrübeniz adım adım artıyor. Tabi bu arada kondisyonunuzu da korumanız lazım.

Tüm bunlar olurken kafamda 3 soru işareti vardı,
1- Doğru yolda mıyım?
2- Benzinim yetecek mi?
3- Hava kararmadan varabilecek miyim?
4- Gecelemek için yeterli malzemem var mıydı?

Bu soruların cevapları da aşağıda
1- Doğru yolda mıyım? Bundan sonraki seyahatte, GPS varılması hedeflenen yerlerin koordinatlarını işlemeliyim. Bu sayede gittiğim yol hakkında kaba bir fikrim de olacaktır. Ayrıca GPS için yedek pilde taşımak lazım. Şu an kullandığım GPS’e harita yüklenmiyor. Bunu harita yüklenebilen bir cihaz ile değiştirmek lazım.
2- Benzinim yetecek mi?  Husky normal koşullarda 100km’de 4lt’nin altında benzin yakıyor. Ama kar geçişlerinde motoru tam devirde epeyi zorladım. Kalan yolda belli değil. İlk gün yolda düşen 1 lt’lik alüminyum benzin deposuna şu an ihtiyacım var. Bundan sonraki turlar için bir çözüm bulmam lazım.
3- Hava kararmadan varabilecekmiydim?  Erken yola çıkmak sanırım bunun da çözümü. Ayrıca daha dikkatli otel seçimi de önemli.
4- Gecelemek için yeterli malzemem var mıydı?  Ufak bir çadır ve uyku tulumu edinmem şart. İşaret fişekleri de fena olmaz.  Kriz anında çadır kurabilmeli, yemek yapabilmeli ve geceyi dinlenerek geçirebilmeliyim.

Bu düşünceler içerisinde birkaç kar geçişi daha yaptım. Ama sanırım 3 veya 4. Kar kümesinde motor saplandı. Artık karı yarıp geçemiyordum. Bir yandan motoru iterken enerjimin azaldığını fark ettim. Artık motoru ileriye itemiyordum. Kısa bir değerlendirme yaptım,
1- İlerde ne kadar yolum kaldığımı bilmiyordum.
2- Etrafta kesinlikle kimse yoktu. Karlar üzerinde şu ana dek hiç teker izi veya ayak izi görmemiştim. Arada gördüğüm geyik ayak izleri (çok küçüklerdi) hariç.
3- Saat 18:00 ve hava kararmaya başlayacaktıamıştı.

En emniyetli çözümün yol tarifi aldığım orman köylülerinin kampına geri yürümek olduğuna karar verdim. Tabi bu bir sürü kar ve su geçişi de demekti. Telefon çekmiyordu. Sırt çantamı, kaskımı, ve su ile yiyecek maddelerini alarak geri yürümeye başladım. (Bir daha motorun üzerine telefon ve isim yazmayı da hatırlamam lazım.) Kuyruk çantasını motorda bıraktım.
Nefis patikalardan geriye yürümeye başladım.  Aslında pekte şikayetim yok.  Motorun üzerinde fark etmediğim çok güzel şelaleler gördüm.  Su düşüp gölleniyor.  Ve duvar gibi düz taşlara çarpıyor. Kafa lambamda yanımda. Hava kararırsa kurtarıcım olacak.

Hava kararmadan çok geniş olan 2 su geçişini tamamladım.  Bu iyiye işaret.  Normal toprak patikada  saatlerce yürüyebilirim.  Güneş artık iyice batmaya başlamıştı.  Her durumda bu tabiatta yürümek genede çok zevkli.

Tam hava kararacakken önce sesler duydum.  Daha sonra tomrukları gördüm.  Kampa varmıştım.  Çok şaşırdılar ve direkt yemeğe buyur ettiler. Ellerindeki her şeyi benle paylaşıyorlardı. Adamlar o ağır şartlarda çalışıyorlar bense geziyordum.  İnsan eziliyor tabi.  O düşük kalorili yemekler ile nasıl oluyor da oluyor derken kamp bölgesinde telefonun çektiğini gördüm.  Bence bu sebeple kapı buraya kurmuşlardı.

Kampta motorun ne zaman kurtarılmasının daha uygun olacağı tartışılmaya başlandı. Hakim olan görüş bu akşam işin yapılması idi. Çünkü sabah erken kalkıp ormanda çalışmaya gitmeleri gerekiyor. Traktör sürücüsü Kadir nazlanınca arkadaşlarından sıkı bir fırça yedi. Mazot parasına anlaştık. 10:00 civarı yola koyulduk. Tünedik koca traktörün çamurluğuna. Ben Kadir ve Cemal yola düştük. Traktörün özellikleri,
1- 4 teker çekere hareket halinde geçebilme,
2- Diferansiyel kilidi,
3- 4 düz 4 de takviye vites,
4- Arka tekerleri ayrı ayrı frenleyebilme (eksenine 360 derece dönebilme!)

Sürekli gidiyoruz. Traktörde her şey var ama amortisör filan yok. Bir elimde kask kendimi acayip kasmış durumdayım. Ayağıma kramp giriyor. Karşımdaki çamurlukta oturan Cemal o kadar rahat ki. Sanki evde koltukta oturuyor. Yolun toprak kısmı bitti. Karlara geldik. Traktör kaya kaya gidiyor. 4 teker çekerde. Kadir ve Cemal bu kadar kar olmasına çok şaşırdılar. Benim deli olduğumu söylemiyorlar ama bu kadar gitmemin başka izahı onlar için sanırım yok. Nazikçe çok inatçı olduğuma karar verdiler. Bende geçtiğim yerleri görüp şaşırıyor ama çaktırmıyorum.
Karda teker izlerini takip ediyoruz. Su geçişleri de tamamlandı. Ben ise geri dönüşte karanlıkta bunları nasıl geçeceğimi inceden düşünüyorum. Sonuçta adım adım plan yapmaya karar veriyorum. İlk hedef motorun yanına ulaşmak, sonraki adıma orda karar verilecek.

Derken karlar bitiyor ve beni yanıltan kuru toprak patika başlıyor. Meğer yolun bu kısmı karşı dağın gölgesinde kalmıyormuş, (Cemal beni ikaz ediyor).  Güneş alan yerler eriyor tabi.  İlerde dönünce kar tekrar başlıyor.  Derken ilk takıldığım yere geldik ve geçtik.  Pompacı Hasan Hayratına da ulaştık.  Bir viraj ve bir kar geçişi daha derken işte Husky orda yalnız beni bekliyor.  Gerek Kadir gerekse Cemal burada nasıl takıldığımı anlamakta zorlanıyorlar.  Geçtiğim yerlere göre burası onlara kolay görünüyor.  Kesilmeye başladığımı enerjimin kalmadığını izah etmeye çalışıyorum.

Motoru döndürüyoruz. Traktörün teker izlerinden gitmeye başlıyorum.  İşin sırrı, hız kesmeden karlara 2. Viteste girip kaya kaya diğer taraftan çıkmak.  Tabi bu arada enerjiniz kesiliyor ve korkunç susamaya başlıyorsunuz.  Arada bir çeşmede durup kana kana su içiyorum. Bir yerde yokuş yukarı artık çıkamıyorum. Traktöre bir ip ile ön çatalı bağlıyoruz ve beni önden çekiyorlar.  Arada motor yol tutuyor ve ilerliyor. Bu sefer takılınca ani darbe oluyor.  Gidonu dengelemem lazım.  Neyse yokuş bitiyor ipi çözüyoruz.

Geldik su geçişlerine. Önde giden traktörün teker izlerini gözlüyorum. Sağ teker daha az suya batıyor. Bende o doğrultuda hız kesmeden gazlıyorum. Ve işe yarıyor. Karşı kıyıdayım. İkinci geçişi de tamamlayınca toprak başlıyor ve Husky hızla ileri atılıyor. Gece saat 12:30,  2 gecedir doğru düzgün uyumadım. Yorgun olmam lazım.  Ama değilim.   Adrenalin etkisi bu olsa gerek.

Tomruklara geldik. İş tamam motoru da kendimizi de kurtardık. Cemal bu gece kampta kal dedi. Her ne kadar kendimi dinç hissetsem de bunun daha mantıklı olacağını düşündüm. Biraz sohbet son bir çay. Her tomruk için ölçü yapıldıktan sonra 20 TL kazanıyorlar. Köyde tarlaları da var ama ürünleri para etmiyor. Zeytinyağı yıllardır aynı fiyatta, hayvancılıkta kazandırmıyor diyorlar. Tabi biz İstanbul’da hep artan fiyatlar ile mal alıyoruz.  “Bizi yalnız Ecevit düşünürdü” diye ekliyorlar. Bir şey diyemiyorum. Ama o koca ağaçların 20tl değil 2.000TL olası lazım. Tomrukların birinde 40 halka saydım ve saymayı bıraktım. En az 30 daha vardı.

Konu motora dönüyor. Kadir’in 4 motoru varmış. Traktörü almak için satmış bunları. “YBR125’in piston takımına 850TL dediler” diyor. YBR’nin kendisi kaç para ki? Çaylar bitince yatıyoruz. Odun ve naylondan yapılmış çadırlarda. Gece ayaz çıkmıyor ve üşümüyorum.

Kaz Dağları Gezisi 1. Gün 9. Nisan 2009 Çarşamba

Bandırma, bir ziyaret ve hayatımın en kolay arıza tamiri.

Feribotta turistler göze çarpıyordu. Bolca Amerikalı, 2 Çek. Sanırım Paskalya sebebi ile onlarda yollara düşmüşler. Su böreği ve çay ile hızlı bir kahvaltı yapım. Üzerine 1 saat uyudum. Çok iyi geldi.

Bandırma’da önce taksicilere sonra ise diğer lastik bayilerine sorarak Bora’nın Metzeler dükkânına ulaştım. Sabah saat 9:30 ve Bora işinin başında. Beni güler yüzle karşıladı. Çaylarımızı içerken km göstergesini tamir için gerekeni yaptım. İŞE YARADI. Sanırım hayatımda hiç bu kadar basit bir tamirat yapmadım. Aküyü sök. 10 dakika kadar bekle (2 çay içimi). Aküyü tak. Saat ayarını da yap. İşte bu kadar. Km/h çalışıyor. Artık hızımı görebileceğim. Bu keyfimi daha da yerine getirdi.

Buradan sonra ilk durağımız Manyas Kuş Cenneti. Kısa bir yolculuktan sonra hemen milli parka vardım. Ortalıkta pek bir araç yok. Hafta içi ve sabah olmasının bunda rolü büyük sanırım. Parkta sular oldukça yükselmiş. Bu sene maşallahı var dediler. Geçen sene kuraklık ile sular çekilmiş ve kuşlarda kıyıdan uzaklaşmışlar. Müzeyi gezdik. İsmini bildiğim birçok kuşun cismini de görmüş oldum. Kapalı devre kamera sistemi kurmuşlar. Göldeki kuş yuvalarını taramak ve odaklanmak mümkün. İri pelikan yavrularını gördük. Kayıtta verdikleri dürbünler ile kuleye yollandım. Birde Alman var. Almanya’da din tarihi dersi hocası imiş. Farklı dinleri ve düşünceleri de anlatıyorum dedi. 5 çocuğu varmış. İyi bir Katolik anlaşılan. Selçuk’a gidiyormuş. Efes, Meryem Ana ve yedi uyuyanları da ziyaret et dedim.

Parkta tedavisi bitince oraya yerleşen birde Leylek var. Hayvan evcilleşmiş. Tabi foto çektik.

Müthiş eğlenerek Akçay’a geldim. Bu makine süper. Balya civarı yollar çok virajlı idi. Ama Husky ile bu çok zevkli bir yolculuk demek. Şu şekilde oluyor,
– Doğru Vitesi bul,
– Pozisyonu al,
– Viraja gir ortasında gazla,
– Hızlan ve vitesi büyüt.
– TEKRARLA:

Geçtiğim yollarda AKSA firması rüzgar türbinleri kuruyor. Ilıca’da yemek molası verdiğimde köylüler ile konuştum. Toplam 38 adet olacak imiş. 36’sını dikmişler. Her biri bir kasabaya yeter imiş. Bu arada nefis bir tost yedim çay içtim. Hesap 2 TL. Ilıca’da bir de termal otel var. Saat erken olmasa idi kalabilirdim.

Yolda Hızır Kamping ile konuştum. Tadilat sebebi ile kapalılar. 23 Nisan’da açılacak imiş. Bana Akçay’a gitmemi tavsiye ettiler.

Edremit’ in içinde 2 çok güzel cami gördüm. Biri sanırım sonradan cami olmuş diğeri ise Selçuklu mimarisinde idi. Fotoğrafları alıp ana yoldan Akçay’a hareket ettim. .

Yolda gördüğüm “Husqvarna” bayisinin önüne motoru çekip fotoğraf aldım. Dükkandan çıkan esnaf bir motora birde markasına baktılar. Tabi sorular da başladı. Bu yörede Husqvarna motorlu testereleri çok yaygın. İsveç ve Brezilya’dan geliyormuş. Motosiklet de İtalya’dan geliyor dedim

Akçay’da merkezde birçok otel var. Refleks ile motoruna binmekte olan bir motorizeye otel danıştım. Deniz kıyısında mı içerde mi olsun sorusuna, Temiz ve sessiz olsun diye cevap verdim. Sağ olsun beni her iki özelliğe de sahip olmayan sahildeki bir motele götürdü.

Güneş batarken kıyıda içilen fıçı bira otelin yegâne olumlu özelliği idi. Aslında otelin kapısında yer alan “Canlı Müzik” afişi beni uyarmalı idi. Hızlı bir duş alıp çıktım ve Akça Ömür Restoranda akşam yemeğimi yedim. 9:30 gibi odama çekildim ama akşam 10:00’da başlayan müzik 12:30’da bitti. Bir gece önceden gelen uykusuzluk işime yaradı ve derin bir uyku çektim.

Kaz Dağları gezisi Hazırlıklar 8. Nisan 2009 Çarşamba

Kazdağları Istnabul’a çok yakın. Doğası ile hep çekici. 2002 yılında yazın Evciler üzerinden 2 motor kuzeyden güney kat etmiş Zeytinli’ye ulaşmış idik. BU sefer ilkbaharda, Husky ile solo ziyaret yapacaktım.

Hazırlılara Çarşamba günü başlayabildim. Yoğun iş temposunda arasında bu 14:30’da ofistenen çıkıp alışveriş yaptım. Bot, sırt çantası, yağ filtresi gibi eksikleri tamamladım. Diadora Botlar gezi süresince iyi iş gördüler. Deri olan botları yağlamak gerekli.

Eve geldiğimde saat 16:45’di. Husky’nin yetkili servisi ise telefona cevap vermiyordu. Enduro ve Motocross konusunda tecrübesinde şüphe ettmediğim Ata-Moto Ahmet’i aradım. “Geç gelebilir misin?” teklifini kabul ettim. (Servis akşam üstü yoğundu).

Bu bana hazırlanmak için zaman kazandırdı. Hemen eşyaları derledim. İnternet’ten yağ indikatörünün nasıl sıfırlanacağını öğrenip saat 19:00 gibi evden fırladım. Ahmet’in Karaköy’deki dükkânına vardığımda yoğun şekilde KTM 690 SM üzerinde çalışıyorlardı.

Ahmet’e internet üzerinde bir takım teknik bilgiler gösterdim. Bazı sitelerde yer alan balansör somunu sorununun benim motorda olmadığına sesini dinleyerek karar verdi. Motorun ilk bakımı burada yapıldı. Yağı ve filtresi değişti. Partikül filtresi temizlendi. 2. Partikül filtresini ise bulamadık. Zincire gerginlik ayarı yapıldı. Hava filtresi temizlendi. Yağ indikatörü sıfırlandı. Yan ayağı otomatik kapatan parça kesildi (bunun çok faydasını gördüm). Buji ve valf ayarı bir dahaki sefere bırakıldı.

Çalışmayan km göstergesi için ön diskin orada yer alan duyar eleman kontrol edildi. Çalıştığı voltmetre ile ölçüldü. Ön teker döndükçe diskte yer alan mıknatıstan bir sinyal üretiliyor. Ama bu LCD göstergede yer almıyor. Bu daha sonraya bırakıldı. Ahmet amortisör çoraplarını içinde çamur birikmesi sebebi ile tavsiye etmedi. Ön amortisörlerin üst keçelerine su bazlı gres yağı koymamı önerdi. 11:00 sularında dükkandan ayrıldım.

Eve gelince hızlıca eşyaları toparladım. İnternet üzerinden çalışmayan km saat ile ilgili bilgi topladım (çok da işe yaradı). IDO web sitesinden feribot biletimi aldım. 2003 yılında EMOK festivalinden satın aldığım mıknatıslı “tank bag”’in arka platforma ahtapotlar ile tam oturduğunu gördüm. Ağır malzemeleri buraya yerleştirmeye çalıştım. Saat 2:00’da yattım. Sabah 5:30’da kalkarak hareket ettim. 6:30’da İDO gişelerdeydim.